TÜRKİYE DEVRİMİ VE KARŞI DEVRİM ÇABALARI
YAPMA TANRILARI VE ONLARIN YASALARINI TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE ATMANIN ADIDIR DEVRİM…
-Bu ülkenin Geleceği Yeni Nesil için hatırlatmalar. –
Neydi bu ülke, yapma tanrılar ve postal sesleri içinde… Neydi bu ülkede yaşadıklarımız; yavaş yürüme suçundan nezarete atılmaktı.. Kürtçe selamlaşmaya 10 yıl hapis yatmaktı. Gıslaved lastik ayakkabıyı evladına iki numara büyük almaktı seneye yine giysin diye..
Parasızlıktı; açlık ve yoksulluktu..ve işkence altında can vermekti.
Ve yakılan köy demekti ve faili meçhul demekti sayısı meçhul. Tanrılar adına yapılıyordu her şey…
“taştandı, tunçtandı, alçıdandı, kâğıttandı iki santimden yedi metreye kadar.
taştan, tunçtan, alçıdan ve kâğıttan çizmelerin dibindeydik, şehrin bütün meydanlarında.
parklarda ağaçlarımızın üstündeydi; taştan, tunçtan, alçıdan ve kâğıttan gölgesi,
taştan, tunçtan, alçıdan ve kâğıttan bıyıkları lokantalarda içindeydi çorbamızın
odalarımızda taştan, tunçtan, alçıdan ve kâğıttan gözleri önündeydik.
yok oldu bir sabah!
yok oldu çizmesi meydanlardan,
gölgesi ağaçlarımızın üstünden,
çorbamızdan bıyığı,
odalarımızdan gözleri,
ve kalktı göğsümüzden baskısı binlerce ton taşın tuncun alçının ve kâğıdın”(Nazım Hikmet)
Ama Onlar yıkılmış bu heykeli yeniden dikmek istiyorlar şehrin meydanlarına. Ellerinde ilahlara ait çok sayıda sembol… Ve onların dertleri özgürlük de değil. Ve onlar geri getirmek istiyorlar o kokuşmuş düzeni. Ve bu düzeni kuran efendileri onlara alkış tutuyor. Sizi yine geri kalmış üçüncü dünya ülkesi olarak anmak için. Yine sırtınıza tekrar binmek için.. Yine sınırlar çizip kan kırmızı bir coğrafya yaratmak için. …
ve eşşeklere, katırlara yüklü yasa kitaplarıyla
ve vagonlar dolusu fişleriyle, andıçlarıyla
ve rahipleriyle ve yargıçlarıyla,
törenleriyle, nutuklarıyla, bayraklarıyla,
tanklarıyla, panzerleriyle, uçaklarıyla,
tek gözleri yamalı albaylarıyla…
ve bu yaşlı kurtlar, yaşlı hortlaklar,
güzelim kırları, çayırları tecrübeleriyle
mezarlığa çeviriyorlar ya da ağıla;
şehirleri hapishanelere ve kışlalara;
dünyayı da, devletin ve zorbalığın icadından bu yana
iyi bildikleri ve kolay güttükleri eski dünyaya…(Cahit KOYTAK)
Anlamıyor musun kardeşim!
Evet belki tarih bilmiyorsun..belki başını okşayan olmadı çocukken, belki nefretle büyütüldün ama neden anlamıyorsun kardeşim..Bütün bu gürültü sen mutlu olmayasın diyedir. Sen bir lokma ekmeğe muhtaç olasın diyedir..
İnan senin zengin olman onları rahatsız ediyor.. Senin barış içinde yaşaman onları rahatsız ediyor. Senin bayramlarda çocuğuna elbise alman onları rahatsız ediyor. Senin ötekilerle eşit düzeye gelmen onları rahatsız ediyor…
Kardeşim kölelik o kadar içine işlemiş ki özgürlüğü bile anlamıyorsun. Özgür olmanın anlamını bilmiyorsun. özgür olmaktan korkuyorsun kardeşim..
Hayatın sadece duygusal reflekslerle şekilleniyor. İşte bu yüzden düşünemiyorsun. Hep devlet denilen şeyi despot, ona karşı çıkan herkesi devrimci ve asil zannediyorsun. Unutma kardeşim zalimleri ayakta tutan her zaman bu kendisine devrimci diyen asiler(!) olmuştur. Asi olmak ile devrimci olmak farklıdır kardeşim, Devrimci olmak hakikatten yana olmaktır, söyleyecek sözü olmaktır. Asinin söyleyecek sözü yoktur; Onun iradesini elinde tutan efendileri vardır, her gün yontarak kendisine benzettiği maddi tanrıları vardır.
“iyyake ne’budu ve iyyake nestein…”
Sen insanların hep özgürlük mü istediklerini zannediyorsun. Sen insanların eşitlik ya da adalet mi istediklerini zannediyorsun? Nereden çıkarıyorsun bunu.
İnsanlar çoğu kere kendilerine kölelik yapacak efendiler ararlar. Büyük büyük putların dikilmesi bundandır…
Firavundan kurtulurlar ama soğan sarımsak isterler. Dertleri özgürlük değildir onların. Aşağı ve bayağıyı üstün olana değişirler. E. Fromm bu yüzden özgürlük korkusundan sözeder. Gerçi o da başka bir aşırılığa savrulur ama tespiti önemlidir.
Özgürlükten korkar insanların çoğu. Ömrünü karanlıkta geçirmiş insanın güneşten korkması gibi bir korkudur bu. Hitler’i, Stalin’i Mao’yu kitleler üretmiştir.
Şunu anlamalısın kardeşim; insan kulluk etmek için yaratılmıştır; başıboş değil. Ontolojik özgürlük yaradana kullukla mümkündür çünkü.
Bu yüzden insanın özgür olmak isterkenki arayışı bir kulluk ve kölelik arayışıdır. Bu kulluğu ya insani evrensel ilkeler temelinde ya da kendi çıkar ve arzuları temelinde gerçekleştirir.
Kendine bu arayışı verene boyun eğmekle özgürlüğü elde edeceğini idrak edip etmemek; işte bütün meselesi budur insanın.. “Olmak ya olmamak”ın anlamı budur. Ya kendinde varolursun ya başkasında varolursun. Kendinde varolmanın adıdır özgürlük..
Ve düşün ki seni
yıldızların karanlığında yaşamaya tutsak ettiler
ve sen
siyahın ne kadar siyah
beyazın ne kadar beyaz
olduğunu görmeden öleceksin
oysa ki ben güneş aydınlığını gördüm
güneşin hapsedildiği yeri biliyorum.
Hazır ol
ordu ordu
bölük bölük
teker teker
geliyorum
Bu ne benim sana
tepeden inme bir emrim
ve ne de ayaklarına kapanıp ağladığım
bir yalvarışımdır
bu eğilmez başların
bükülmez bileklerin
yani tarihin
durdurulmaz emridir. (Necati Siyahkan)
