Üç Kitap: Hayal Meyal, Köseği ve Tebeşir Tozlu Öyküler
Bazen bir kitap, bize kendi evimizin sesini; bazen çocukluğumuzun tebeşir kokusunu; bazen de toprağa bakan yorgun gözlerimizin umudunu hatırlatır. Aradığımız teselli çoğu zaman satır aralarındadır: Bir romanda suskun bir “Yusuf”, bir öykü kitabında iyileştiren hatıralar, bir şiir kitabında toprağa tutunan insan sesi… Köseği, Hayal Meyal ve Tebeşir Tozlu Öyküler; kalbimizin farklı odalarına açılan üç ayrı kapı, üç ayrı hafıza daveti.

HAYAL MEYAL
Siz belki de 2007’deki ilk baskısını okumuşsunuzdur. Ben, birçoğunuza göre geç kalmış olarak 23. baskısından okudum…
Eminim, Tarık Tufan’ın yazdığı gibi, hemen hemen hiç değişmeden gelmiştir bugünlere.
Hayal Meyal, kendimizden seslerin, kendi evlerimizin ve içlerinin, kendi anne babalarımızın, kendi mahallemizin ve sokağımızın hikâyesi…
Kendi İlknur’umuzun, kendi kuyumuzun, kendi şifa bulmaz yaralarımızın, travmalarımızın, kendi suskunluğumuzun ve zamanın bir yerde takılıp kaldığı o ‘altıyı on geçe’ anlarımızın romanı.
Okudum ve hikâyenin isimsiz anlatıcısına bir isim koydum. O, tüm bu kırılganlık ve arayışın içinde olsa olsa bir #Yusuf olurdu: Kendini bulduğu karanlıklardan ışığa doğru yol arayan, hayatın ve günahın yükünü sessizce omuzlayan, varlığı unutulmuş, suskun ve derin/lerde bir Yusuf…
Hayal Meyal – Tarık Tufan
Doğan Kitap
…
KÖSEĞİ
İnsan, toprağa tutunarak yürür aslında… Düştüğünde onu kaldıran; bir çoban sopası, bir çocukluk hatırası, bir ardıcın kanadı ya da içimizde gizlenen bir kadim ses olur. Ulaş Konuk’un Köseği kitabı da tam burada konuşur bizimle: İnsanın hem kırılgan hem inatçı, hem yalnız hem de kalabalık yürüyüşünde.
“Ey çocuk…” diye seslendiği mısralarda, bir neslin kaybolan sofrasını, eksilen halkasını, köşeli masa(l)ların arasında unutulan muhabbetini hatırlatıyor.
“Yer sofrasına oturamaz olduk;
Koptu zincir, eksildi halkamız.
Göç ettik köşeli masa(l)lara biz de
Tek tabakta birleşemeyiz artık” Sf. 10
Modern hayatın sert köşelerine sıkışan ruhumuza, yeniden salıncak olmayı teklif ediyor Konuk; patlayacaksak büyük patlayalım, tersine dönsün evren diyor mısralarında. Doğanın ve insanın kaderini aynı dizede buluşturan o çarpıcı tespit:
“Pamukta fasulye çimlenir, betonda insan.” Sf. 15
Bizim de ellerimiz, toprağın kokusunu unuttukça daha da betonlaşıyor.
“Kiracı” şiirinde, göğe doğru uzanan binaların gölgesinde küçülen insanın korkusunu, Zilzal suresinin titremesinde duyuyoruz. Ve “Ardıç Kuşu”…
İda’nın şakağından fışkıran ardıçlar gibi, insanın toprağa dokundukça yeniden doğuşunu müjdeliyor:
“Eller açılmış bana, adaklar adanmışım
Mavicik yumurtalar bırakmışım avcuna.” Sf. 13
Bir doğa ağıdı değil bu; aksine, doğanın bize bıraktığı emaneti yeniden hatırlatan bir şükür.
Köseği; insanın toprağa yaslanarak kendini, geçmişine tutunarak yarınını aradığı bir şiir yolculuğu…
Her şiir, okuru düştüğü yerden kaldıran bir ses gibi:
Bir yandan acıya bakan, diğer yandan umuda dönen.
Bir İstanbul seyahatinden dönerken bana arkadaşlık eden bu kitap, kuşkusuz bizi kendimize çağırıyor:
Kiracısı olduğumuz dünyaya değil, ev sahibi olduğumuz değerlere…
Ve günlerdir kulağıma şöyle fısıldıyor:
“Herkes doğabilir düştüğü yerden.” Sf. 96
Köseği – Ulaş Konuk
Çıra Basın Yayın
…
TEBEŞİR TOZLU ÖYKÜLER
Hastane odasının loş sessizliğinde, babamın yanı başında “Tebeşir Tozlu Öyküler”in sayfalarını çeviriyorum. Kıymetli Ahmet Tarhan’ın kalemi, kaybolmuş çocuklukların, şehrin değişen yüzlerinin ve hafızamızda solmaya yüz tutmuş sıcaklıkların izini sürüyor. Bir zamanların tebeşir kokan sınıflarına uğrayan yolculuk, Konya’nın sokaklarında yankılanan samimiyetle birleşiyor; artık çoğumuzun sadece hatıralarda sakladığı o eski dünyanın kapılarını aralıyor.
Her bir hikâye, yağmur altında yankılanan duyuru kadar merak uyandıran, çarşı esnafının sabah telaşı kadar canlı, eylülün okul bahçelerine taşıdığı taze heyecan kadar içten. Tarhan, hem bireysel hafızamıza hem de bir şehrin toplu hatırasına dokunmayı başarıyor; kelimeleri, unutmanın eşiğine gelmiş duyguları yeniden canlandırıyor.
Bu kitabı okurken insan, kendi çocukluğunun tozlu raflarına eğiliyor; kaybettiklerini, unuttuklarını ve hep saklamak istediklerini yeniden buluyor. “Tebeşir Tozlu Öyküler”, geçmişe bir ağıt değil; aksine, o günleri hatırladıkça içimizi ısıtan bir teşekkür gibi.
Belki de en çok böyle zamanlarda okumak gerek: Kalbin akla galip geldiği, anıların kendini hatırlattığı, insanın kendini yeniden küçücük bir çocuğun gözleriyle gördüğü anlarda…
Ve ben şimdi, Aralık ayının ağır günleri arasında bu hastane odasında, babama şivlilik tadında kelimeler sunmak istiyorum; çocukluğun neşesini, şehrin sıcaklığını ve iyileştiren hatıraların o ince tılsımını…
Tebeşir Tozlu Öyküler – Ahmet Tarhan (Çimke Yayınları)
