VAKUR
Vakur: Saygınlık, Ağırbaşlılık
Vakar kelimesi, Arapçada vakure fiilinden türemiş masdar-isim olup sözlükte “ağırbaşlılık, saygınlık, büyüklük, ciddilik, asillik, sakinlik, olgunluk, temkinlilik, ölçülülük” gibi anlamlara gelmektedir. (Râgıb el-İsfahani vkr,529). Vakar kelimesi, Türkçede de kullanılmakta ve “insana saygınlık, soyluluk kazandıran, olgunluk duygusu veren davranış ölçülülüğü; (Yaşar Çağbayır, “Vakar”, Ötüken Türkçe Sözlük 5), ağırbaşlılık, haysiyetli ve şerefli olma, temkin, heybet, ciddiyet, onurluluk” anlamlarına gelmektedir. Ancak anlam örüntüsünün kapsamı dikkate alınarak vakar kelimesini terim olarak Hz. Peygamber’in ifadeleriyle, “Her işte güzel tutum ve davranış sergilemek, tedbirli ve dengeli hareket etmek.”(Tirmizî, “Birr”, 66 (No: 2017) şeklinde tanımlamak daha kuşatıcı olarak değerlendirilebilir. Arapçada bir şeydeki ağırlığa delalet eden ‘vkr‘ kökünün çeşitli türevleri Kur’ân-ı Kerîm’de dokuz yerde geçmektedir. Konumuz olan kelime “vakar” şeklinde bir yerde geçmektedir. (Nûh, 71/13). Bunun yanında vakar kelimesi ‘tuvekkiruhu‘ şeklinde de bir âyette geçmektedir. (Fetih, 48/9). Bir âyette de vekarne şeklinde kullanılmıştır. (Ahzâb,33/33).
Vakar olursa tevazu olur, hilm olur. “Rahmân’ın has kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile, büyük bir vakar ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında, ‘Selam!’ der, geçerler.” (Furkān 25/63). Âyetteki hevn kelimesi, tefsirlerde genellikle “sekînet, vakar, rıfk (yumuşaklık), tevazu” ve bu anlamların hepsini içeren hilm kavramıyla açıklanmış; bunun, Kur’an’ın sık sık atıfta bulunduğu, Câhiliye Arabı’nın temel karakteri olan “kibirli, gururlu, zorba” anlamındaki müstekbir kelimesinin zıddı olduğu belirtilmiştir. Sözlü sataşmalarla sergilenen alaycı ve küçümseyici tavırlar, câhiliye zihniyetinin kendini beğenmişlik, küstahlık, hoyratlık, saldırganlık gibi tutumlardan oluşan barbarlık ahlâkını; müslümanların bu sataşmalara selâmla karşılık vermeleri de onların barışçı ilkelere dayalı uygarlık ahlâkını göstermektedir. Nitekim bazı çağdaş araştırmacılar, câhiliye terimini kısaca “barbarlık”, İslâm terimini de (hilm kavramıyla bağlantılı olarak) “uygarlık” şeklinde açıklamaktadırlar. (Kur’an Yolu Tefsiri).
Vakar olursa, affetme olur, izzet olur, heybet olur, sabır olur, infak olur, sükûnet olur, sadakat olur. Vakar olmazsa bu söylediklerimizin tersleri olur. “Size ne oluyor ki Allah’a vakârı yakıştıramıyorsunuz? ” (Nûh 71/13) buyrularak vakârın en kâmil mânâda Cenâb-ı Hakk’a âit bir vasıf olduğu ifâde edilmektedir. Vakârın bir diğer anlamı, Allah ve Rasûlü’ne lâyık oldukları ta’zîm ve saygıyı göstermektir. (Feth 48/8-9). “Kâmet getirildiği zaman namaza koşarak değil, ağırbaşlı bir şekilde yürüyerek geliniz. Yetişebildiğiniz kadarını imamla birlikte kılınız; yetişemediğiniz rekâtları da kendiniz tamamlayınız.” (Buhârî, Ezan, 20-21). Namaz için mescide giderken koşarak değil, vakur bir şekilde yürümek gerekir. Tehlikeli bir durum yok iken koşuşturmak çok güzel ve istenen bir davranış değildir. Dolayısıyla müslüman her işinde ağırbaşlı, sakin ve teenni ile hareket etmelidir. Arefe günü Arafat’tan Müzdelife’ye dönerken Rasûl-i Ekrem arka tarafta bazı kimselerin bağırıp çağırdığını, develerine vurduğunu duyunca, kamçısıyla işâret ederek onları sükûnete davet etmiş ve: “Ey insanlar! Sükûnetle hareket edin! Acelece etmekle sevap kazanılamaz…” buyurmuştur. (Buhârî, Hac, 94). Allah müslümanları vasat ümmet olarak tavsif ediyor. Vasat, “ifrat ve tefritlerden korunarak inancında, ahlâkında, her türlü tutum ve davranışlarında doğruluk, dürüstlük ve adalet çizgisinde kalmayı başaran dengeli, sağduyulu, ölçülü, insaflı ve uyumlu nesil, toplum” demektir. Hz. Âişe şöyle demiştir: “Allah Rasûlü’nün küçük dili görünecek şekilde kahkahayla güldüğünü hiç görmedim. O, sadece tebessüm ederdi.”(Buhârî, “Tefsîr”, (Ahkâf) 2). Mümin; gülmesinde, eğlenmesinde, konuşmasında hatta susmasında bile mutedil olmalı aşırılıktan, abartılı davranmaktan kaçınmalıdır. İnsanı insan yapan en önemli vasıf onur ve şerefidir. Onur ve haysiyetini kaybeden herşeyini kaybetmiş sayılır. İslâm dininde dilenciliğin yasaklanması, insan onurunu rencide etmesinden dolayıdır. Çünkü, her insan değerlidir.
Kur’ân’da “Rahmân’ın kulları” (Furkân, 25/63) tabiriyle tavsif edilen müminler birçok meziyetleri yanında tevazu, sükûnet ve vakar içerisinde yürüyüşleri ile de örnek gösterilmişlerdir. “Gurura kapılarak insanlara burun kıvırma, ortalıkta çalım satarak yürüme; unutma ki Allah gurura kapılıp kendini beğenen hiç kimseyi sevmez. “Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini yükseltme; çünkü seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır.” (Lokman 31/18-19). Bütün bu âyetler yürürken de ölçülü ve seviyeli olmanın müminin önemli bir vasfı olması gerektiğini ifade etmektedir. Hz. Peygamber (sav) de bu hususa büyük önem vermiştir. Nitekim hadiste “Hz. Peygamber (sav) sükûnet ve vakar üzere yürürdü.” (Tirmizî, eş-Şemâilü’l-Muhammediyye, 38 (No: 8). Giyim kuşam konusunda da güzel görünümün vakar konusunda önemli bir gösterge olduğu Hz. Peygamber’in hayatında ve hadislerinde daha net olarak görülmektedir. Allah Rasûlü (sav) giyim kuşamının temizliğine olduğu kadar vakar ve onuruna yakışır olmasına da dikkat etmiştir. Hz. Peygamber (sav), “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” buyurdu. Bunu duyan bir adam “Ama insan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasından hoşlanır.” deyince Allah Rasûlü (sav), “Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir ise hakkı inkâr etmek ve insanları küçük görmektir.” buyurdu. (Müslim, Îmân, 147). Peygamberimiz elbise ve zenginlik ile insanlara karşı üstünlük taslamayı, kibirlenmeyi yasaklamıştır.
Hayber Seferi dönüşünde ashâb Medine’ye yaklaştıklarında yol güzergâhındaki bir tepeye çıkınca yüksek sesle “Allâhü ekber, Allâhü ekber, lâ ilâhe illâllâh” diyerek tekbir ve tehlil getirmeye başlamışlardı. Bunun üzerine onlara şu nasihatte bulundu: “Kendinize gelin! Siz sağır olan ve burada bulunmayan birisine seslenmiyorsunuz. Bilakis her şeyi işiten, gören ve size çok yakın olan Allah’a sesleniyorsunuz.”(Buhârî, “Meğâzî”, 39). Sesi ve sözü kullanırken kabalıktan, sertlikten, bağırıp çağırmaktan uzak durmak saygın, ağır başlı ve olgunluğun en önemli göstergesidir. Her zaman ve her yerde mutedil olmak çok güzel ve övgüye lâyık bir haldir. Allah Rasûlü (sav) kendisi itikâfta bulunduğu sırada bazı kişilerin yüksek sesle Kur’ân okuduklarını işitince, “Dikkat edin! Hepiniz Rabbinize münâcât ediyorsunuz. Birbirinizi rahatsız etmeyin! Kıraatte ya da namazda biriniz sesini diğerinden daha fazla yükseltmesin!” (Ebû Dâvûd, Tatavvu’ 25). Mescitte ibadet ederken ölçülü ve seviyeli olmayı, başkalarının haklarına girmeyi, onları rahatsız edecek davranışlardan sakınmayı istemiştir. “Mümin, insanları karalamaz ve kötülemez, kimseye lânet etmez, kötü sözlü, kaba ve hayâsız değildir.” (Tirmizî, “Birr”, 48). Konuşmada da müminin vakur, olgun ve seviyeli durumuna işâret edilmiş, kötü vasıfların müminin karakteriyle bağdaşmayacağı vurgulanmıştır. “Müminler anlamsız, yararsız söz ve davranışlardan uzak dururlar.” (Mu’minun 23/3) buyrulmuştur.
Allah’ın adının hiç anılmadığı boş konuşmalar (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 25), müminlerin birbirlerine yakışıksız konuşmaları (Buhârî, Edeb, 44), konuşulması gereken yerde susulması (Tirmizî, İlim, 3), insanları güldürmek için veya eğlence amaçlı yalan yanlış konuşmalar (Ebû Dâvûd, Edeb, 80), topluluk içinde gizli fısıldaşmalar (Buhârî, İsti’zân, 47), çok ve gereksiz soru sorma (Müslim, Hac, 412) gibi konular da hadislerde yasaklanmıştır. Çünkü sesi ve sözü kullanma tarzı, ifade ettiği anlamlar yanında insanın karakter ve ruh dünyasını yansıtan bir ayna işlevine de sahiptir. Nitekim münafık tabiatlı kimselerin tanınmasında konuşma tarzının önemini ifade eden, “Andolsun, sen onları konuşma tarzlarından da tanırsın.” (Muhammed, 47/30) âyetinde de konuşma şeklinin şahsiyet ve karakteri belirlemedeki işlevi net olarak vurgulanmaktadır.
Kur’ân-ı Kerîm’de üzerinde en fazla durulan hususlardan birisi konuşmanın olumlu ve olumsuz vasıflarıyla ilgilidir. Kur’ân-ı Kerîm’e göre konuşmak insana verilen en büyük nimetlerden biri olarak ifade edilmekle (Bakara, 2/31-33) birlikte bu nimetin güzel kullanılması konusunda birçok olumlu sıfattan bahsedilmiştir. Kavl-i hasen (güzel söz), (Bakara, 2/83), kavl-i marûf (uygun ve olumlu söz), (Bakara, 2/235), kavl-i adl (dengeli söz), (En’âm, 6/152), kavl-i sedîd (sağlam ve doğru söz), (Nisâ, 4/9), kavl-i tayyib (hoş söz), (Hac, 22/24), kavl-i leyyin (yumuşak ve faydalı söz), (Tâhâ, 20, 44), kavl-i kerîm (saygılı söz), (İsrâ, 17/23), kavl-i belîğ (etkili ve açık söz) (Nisâ, 4/63) ve kavl-i meysûr (kolaylaştırıcı söz) (İsrâ, 17/28) bu olumlu sıfatların başlıcalarını oluşturmaktadır. Buna karşılık kavl-i su’ (kötü söz), (Nisâ, 4/148), kavl-i münker (çirkin söz), (Mücâdele, 58/2), kavl-i zûr (yalan söz), (Hac, 22/30), kavl-i lahn (eğri söz) (Muhammed, 47/30) ve kavl-i zuhruf (süslü söz) (En’âm, 6/112) gibi ifadeler ise konuşmanın olumsuz anlamdaki vasıflarından bahsetmektedir. (Hadislerle Vakar Kavramı, Dr. Hüseyin Vuruşkan, Sivas/Divriği İlçe Müftüsü).
