“Voltaire’in Ülkesi”: Gerçekten Rahatça Konuşulan Yer mi?
Ne zaman insan haklarının ilan edildiği ülkenin erdemlerinden bahsetmek söz konusu olsa, konuşmacılar, yergi yazarları ve gazeteciler ‘Voltaire’in ülkesi” tabirine başvururlar Bu tabiri neredeyse herkes anlar. Nitekim, Jean Calas ile şövalye de La Barre için savunmalarının da gösterdiği üzere, yazar adaletin önde gelen savunucusuydu. Bu, Büyük Yüzyıl’da (kürsüyü tarif etmek için) denildiği gibi, rahatça konuşulan yerdir. Voltaire’in yazılarının incelenmesi yine de bu rahatlığın çarpık, hatta uygunsuz olduğunu düşündürüyor. Aslında Ferney’in yöneticisi, günümüzde şöhreti bu kadar büyük olmayan yazarlar söylese bile hoşgörüyle karşılanmayacak bir ağız dolusu hakareti! Yahudiler için kullanır: “Eşkıya sürüsü”, “dolandırıcı ve embesiller”, “dilenci ordusu” ve Kutsal Kitap “yamyam masallarıyla” dolu. Ve şiddetli eleştiriler bildiğimiz ironiyle süslenmiştir:
“Uzun süre tek kralları ve sonra tek tarihçileri Tanrı olduğundan, Yahudilere en derin saygıyı duymalıyız. Sezar ve İskender’den üstün olmayan bir Yahudi eskici bile yok. Yunan ve Roma hikâyeleri bize ancak kâfirler aracılığıyla ulaşmışken, tarihini bizzat Tanrı’nın yazdığını ispatlayan bir eskicinin karşısında secde etmemek mümkün mü?”
Daha fazlasını istiyor muyuz?
“Onlarda [Yahudilerde] ancak kendilerine hoşgörü gösteren ve onları zenginleştiren bütün halklar için çok uzun zamandır cimriliğin en mide bulandırıcısını kinle bir arada beslemiş, cahil ve barbar bir halk göreceksiniz.”
1753 tarihli Adetler Üzerine Denemeler eseri, burada tekrarlamaktan kaçınacağımız yine buna benzer çirkefliklerle dolup taşıyor. Aydınlanma yüzyılının en ünlü kişilerinden birini savunmak amacıyla, kimi zaman Voltaire’in Yahudi karşıtlığının,Hıristiyanlığı eleştirmenin sapkın bir yolu olduğu ileri sürülüyor; bu görüş yanıltıcı görünüyor. Bazılarının ileri sürdüğü üzere, Yahudi karşıtlığı o devirde o kadar yaygındı ki Voltaire’in kendini buna kaptırmasına şaşırmamak lazım. Ama bu görüş artık kabul edilebilir değil: Nitekim, (örnek vermek gerekirse) ne Montesquieu ne de Condorcet, kendilerini bu “kusura” kaptırmışlardı. “Bazı talihsiz sayfalara” atılan edep örtüleri ne yazık ki Voltaire’in ırkçılığını saklamaya yetmiyor; o her zaman paraya aç olarak (Yahudilere atfettiği özellik) siyah köle ticaretinde kâr getirecek işler yaptı. Böyle bir durumu görmezden gelmek tarihi çarpıtmak demektir, hem “Voltaire ülkesi” yerine, örneğin “Montesquieu ülkesi” olsaydık onurumuzdan bir şey kaybetmezdik. Yoksa 2011’deki gibi, Louis-Ferdinand Celine’in ölümünün ellinci yıldönümünü iptal etmek için hiçbir neden olmazdı.

Gerald Messadie

