Fenomenal Bilincin (Qualia’nın) Savunusu
Özet
Duygular ve duygusal durumlar, özel bir niteliğe veya kaliteye sahip gibi görünen geniş bir zihinsel durum yelpazesini oluşturur. Filozoflar, zihinsel durumların bu niteliksel yönünü “qualia” olarak adlandırırlar. Bu, bu durumların nasıl algılandığı veya nesnelerin bize nasıl göründüğü anlamına gelir. Bu nedenle bu niteliksel boyuta bazen fenomenal yön veya fenomenal bilinç de denir, yani zihinsel durumların bize nasıl göründüğüdür. Bu öznel fenomenal özelliği genellikle şöyle tanımlarlar: bir zihinsel durumun bir bireyde var oluşunun niteliği olan bir şey vardır.
Bazı filozoflar qualia’nın varlığını inkâr etmişlerdir. Bu filozoflardan biri George Rey’dir. Rey, zihinsel süreçlerin ve yetilerin tümünün bir makinede programlanabileceğini savunur. Ona göre, böyle bir makine her ne kadar tüm zihinsel süreçlere ve kapasitelere sahip olsa da, yine de bu makinenin qualia’ya sahip olup olmadığı konusunda şüphe vardır.
Eğer böyle bir makinenin qualia’ya sahip olup olmadığı konusunda şüphe varsa, o hâlde hiçbir zihinsel süreç veya kapasite qualia için makul bir aday olamaz. O hâlde, insanların da qualia’ya sahip olup olmadıkları hakkında şüphe etmek makul olur. Bu makalede önce Rey’in argümanı formüle edilmekte, ardından incelenmekte ve sonunda bu argümanın işlevsiz olduğu gösterilmektedir.
Giriş
Duygular ve duygusal durumlar, özel bir kaliteye sahip gibi görünen geniş bir zihinsel durum yelpazesi oluşturur. Örneğin, kırmızı bir kumaşa baktığımızda algıladığımız renk, “kırmızı” olarak adlandırdığımız bir kaliteye sahiptir ve bu, açıkça yeşil rengin kalitesinden farklıdır. Yeşil ve kırmızıyı gördüğümüzde iki farklı kaliteyi algılarız. Yine örneğin, vücudumuzun bir yerinde acı hissettiğimizde, bu acı hissi, onu gıdıklanma ya da kaşınma hissinden ayıran bir kaliteye sahiptir. Birine “senin için üzgünüm” dediğimizde, bu üzüntü hissi, sempati hissinden tamamen farklı bir kaliteye sahiptir. Filozoflar bu zihinsel durumların niteliksel yönünü “qualia” olarak adlandırırlar. Yani zihinsel durumların nasıl algılandığı veya nesnelerin bize nasıl göründüğü.
Bu nedenle bu niteliksel yön, bazen “fenomenal yön” ya da “fenomenal bilinç” olarak da adlandırılır — yani zihinsel durumların bize nasıl göründüğü.
Önemli olan nokta şu ki: bu niteliksel yön yalnızca birinci şahıs bakış açısından anlaşılabilir. Örneğin, acıların kendine özgü bir hissi vardır; yani onları rahatsız edici, sıkıntı verici ve eziyetli kılan özel bir kalite. Ancak ben acı çektiğimde, yalnızca ben bu acının neye benzediğini bilirim ve başkaları, benim hissettiğim şekilde onu hissedemezler.
Bu durumda, hislerin niteliği, kendilerine özgü bir hisse sahiptir. Bir sarı kumaşa baktığımızda, o kumaş bize belirli ve özel bir şekilde görünür; yani kumaş bize sarı görünür. Bu nedenle zihinsel durumların niteliksel yönü, yalnızca bu durumlara sahip olan kişi tarafından hissedilir ve başkaları buna erişemez.
Qualia’nın tanımlanması oldukça zordur ve hatta bazılarına göre bu nitelikler aslında ifade edilemez ve tanımlanamazdır.
Genel tanım ise şu şekildedir:
Fenomenal zihinsel özellik (qualia), bireyin doğrudan ve aracısız biçimde içeriden deneyimlediği bir şeyin varlığıdır. Bir zihinsel durumun fenomenal özelliği vardır, eğer ve ancak eğer, o durumda olmak birey için belirli bir şekilde “gibi olmak” anlamına geliyorsa. Thomas Nagel’in klasik ifadesiyle: “Bir şeyin neye benzediği deneyimi vardır.” (örneğin, yarasa olmak neye benzer?)
Qualia meselesi bugün bilinç sorusuyla doğrudan ilişkilidir. Bazı filozoflar — örneğin John Searle — bilinç sorununu qualia sorunu ile özdeş kabul eder. Searle şöyle der: “Bilinç sorunu aslında qualia sorunudur.” Zihin felsefesinde genel kabul gören görüş, özellikle algı, bedensel hisler ve birçok duygusal durumun qualia içerdiğidir. Yani bir zihinsel durum bilinçliyse, o zaman qualia taşır. Bu şu şekilde formüle edilir:
Bir zihinsel durum m, ancak ve ancak qualia’ya sahipse bilinçlidir.
Bu durumda bilinç ve qualia eşdeğerdir. Ancak bazı filozoflar bu tanımla yetinmeyip, fenomenal bilinç ile işlevsel bilinç arasında ayrım yaparlar. Örneğin David Chalmers gibi filozoflara göre, zihinsel durumun fenomenal açıdan bilinçli olması, onun belirli bir öznel niteliğe sahip olması demektir. Bu ayrımı kabul edersek, fenomenal bilinçli olan tüm zihinsel durumların qualia taşıması gerekir.
Bu noktada şu soru önem kazanır:
Neden qualia meselesi bu kadar önemli görülür? Çünkü qualia konusu, fizikselci zihin teorileri için temel bir zorluktur. Başka bir deyişle, zihnin doğasına dair makul bir teori, qualia’yı tatmin edici biçimde açıklayabilmelidir. Qualia ve öznel deneyim taraftarlarına göre, fizikselci teoriler qualia’yı açıklamakta yetersizdir. Bunun nedeni, öznel deneyimin niteliksel içeriğinin fiziksel özelliklere indirgenemez olmasıdır.
1. Qualia’ya Karşı Argüman
Qualia’ya karşı öne sürülen argümanların bazıları, doğrudan qualia adını taşıyan bir şeyin olmadığını savunur. Ancak qualia’nın var olmadığına dair daha ciddi argümanlar da vardır ve bunlar fizikselci zihin teorilerinin, qualia’nın varlığı durumunda nasıl sorun yaşayacağını göstermeye çalışır. Bu tip argümanlar, zihin felsefesi literatüründe fazla yaygın değildir çünkü qualia’nın varlığını doğrudan inkâr eden filozof sayısı oldukça azdır. George Rey bu az sayıdaki filozoflardan biridir.
Rey, kaleme aldığı bir makalede, bilincin varlığına dair şüphe için bir gerekçe ortaya koymaya çalışır ve qualia’nın varlığını sorgulanabilir görür.
Not: Bu argüman, Rey’in başka bir makalesinde tekrar inşa edilmiştir ve önceki versiyonunun düzeltilmiş hâlidir.
1.1. Bilincin Varlığına Dair Şüphe Argümanı
Rey, “Bilincin varlığına dair bir şüphe nedeni” başlıklı makalesinde şöyle bir argüman tasarlar:
Amaç, qualia’nın varlığının sorgulanabilir olduğunu göstermektir. Burada Rey, qualia’nın varlığını açıkça inkâr etmez. Ancak onun varlığını tartışmalı ve şüpheli bir şey olarak ele alır.
Bu noktada argümanın muhatabı da belirsizdir: Rey, qualia ve fenomenal bilincin varlığını şüphesizce kabul edenlere mi hitap ediyor, yoksa sadece qualia’nın var olduğuna inananlara mı?
Ancak önemli olan şudur:
Rey’in argümanı başarılı olsa bile ve qualia’nın varlığı gerçekten şüpheli görünse bile, qualia hâlâ fizikselci teoriler açısından gerçek bir sorun olmaya devam eder. Başka bir deyişle, şu iki önermeyi birbirinden ayırmak gerekir:
-
Bazı insanlar sadece qualia’nın var olduğuna inanır.
-
Bazı insanlar qualia’ya doğrudan ve aracısız şekilde erişimimiz olduğuna inanır.
Bu ikincisini kabul eden biri, qualia’nın varlığının inkâr edilemeyeceğini düşünür ve doğal olarak birinci önermeyi de kabul eder. Eğer bu ayrım doğru kabul edilirse, Rey’in argümanı yalnızca birinci gruba (qualia’nın var olduğuna sadece inananlara) yöneliktir.
Bu durumda, argümanı başarılı olsa bile, qualia meselesi fizikselciler için varlığını sürdüren önemli bir sorun olmaya devam edecektir.
Rey’in Argümanı
Rey, birçok filozofun Descartes’çı şu sezgiyi (intuition) kabul ettiğini söyler:
“Teoriniz ve araçlarınız her ne olursa olsun, bana şu anda ve burada bilinçli olmadığımı düşündürecek bir gerekçe sunamazsınız.” ([Rey, 4], s. 6)
Rey’in genel stratejisi, bu sezginin yanlış olduğunu göstermeye çalışmaktır. Yani şu anda ve burada bilinçli olmadığım şeklinde şüphe duymak için geçerli nedenlerin olabileceğini savunur.
Bunu yaparken okuyucudan şu zihinsel fenomenleri dikkate almasını ister:
-
Düşünme kapasitesi
-
Kendilik farkındalığı (self-awareness) yetisi
-
İçsel durumları raporlamak için dili kullanma yeteneği
-
Kısa süreli hafıza mekanizmaları
-
Duyusal ve duygusal deneyim yaşama yeteneği
(Ayrıca bazı makalelerinde dikkati verme, plan yapma ve karar verme gibi işlevleri de ekler.)
Rey’in argümanı şudur:
-
Her bir zihinsel süreç ya da bunların toplamı, fenomenal bilinç için makul bir aday gibi görünebilir.
-
Ancak aynı süreçler bir makinede programlanabilir.
-
Ve yine de bu makinenin fenomenal bilinç taşıyıp taşımadığına dair şüphe duyarız.
-
O hâlde, bu süreçlerin hiçbiri qualia için güvenilir adaylar değildir.
-
Bu da, kendimizde fenomenal bilinç olup olmadığını sorgulamamızı meşru kılar.
Rey şöyle der:
“Eğer makine örneğinde, onun bilinçli olup olmadığından şüphe etmek konusunda en ufak bir eğilim içindeyseniz — ki ben bu eğilime sahibim — o zaman aynı şekilde kendi bilinçliliğiniz hakkında da şüphe duymalısınız.”
([Rey, 4], s. 21–22)
Rey burada açıkça şunu savunur:
Makineyle ilgili bilinç şüphesi, bizim kendi bilincimiz hakkında da şüphe duymamıza yol açmalıdır.
Önemli Nokta
Rey’in argümanı doğrudan “bilinç yoktur” demiyor; yalnızca bilinçli olduğumuzdan (fenomenal anlamda) kesin emin olamayacağımızı söylüyor. Yani Descartes’çı “şu anda ve burada bilinçliyim” sezgisine meydan okuyor. Ancak bu sezgiye dayanan çoğu insan, qualia’yı doğrudan deneyimlediğini savunur. Bu durumda Rey’in argümanı onların inançlarını etkilemez; çünkü onlar için qualia’nın varlığı inkâr edilemeyecek bir tecrübedir.
Rey’in Argümanına Eleştiriler
a) Birinci İtiraz
Bu argümana doğal bir yanıt şudur: insanların tümü, fenomenal açıdan bilinçli olduklarını düşünürler ve bir otomatik makine olmadıklarını bilirler.
Yani her insan, kendisinin bir makine değil, fenomenal açıdan bilinçli bir varlık olduğunu bilir. İnsan, renk niteliklerini veya duyumsal ve duygusal deneyimleri algılayabildiğini düşünür.
Bu yüzden, ilk önermede listelenen zihinsel süreçler fenomenal bilinç için makul adaylar olmasalar bile, yine de her insan kendisinin qualia’ya ve fenomenal bilince sahip olduğunu düşünür ve otomatik bir makinadan farklıdır.
Ama görünüşe göre Rey, yukarıdaki argümaya şöyle cevap verebilir:
İnsanlar kendi zihinsel durumları hakkında belirli inançlara sahiptir.
İnsanlar, qualia’ya sahip olduklarına ve bir otomatik makine olmadıklarına inanırlar.
Bu inancı bir makine de taşıyabilir. Çünkü Rey’in tanımladığı makine, niyet ve inançlara sahip olma kapasitesine ve yetisine sahiptir. Dolayısıyla böyle bir makine, benzer inançlara sahip olma kapasitesine de sahip olabilir. Başka bir deyişle, makine de tıpkı insan gibi Descartesçı bir sezgiye sahip olabilir ve bunun yanında başka bilişsel inançlara da sahip olabilir.
Bu yüzden, bir insanın fenomenal açıdan bilinçli olduğunu düşünmesi, mantıken onun gerçekten fenomenal açıdan bilinçli olduğu anlamına gelmez. Yani, X’in y olduğunu düşündüğünden, mantıken y sonucu çıkmaz. O hâlde, eğer bir makinenin qualia’ya sahip olup olmadığı hakkında en azından bir şüphe varsa, aynı şüphe insan hakkında da olabilir ve her birey kendi hakkında da böyle bir şüphe taşıyabilir (6, s. 130).
Smith’in Rey’in argümanına cevabı:
Smith, Rey’in argümanına şu şekilde karşı çıkar:
İnsan ile makine tamamen farklıdır ve bu fark bilişsel açıdan önemlidir.
Açık ve gerçek bir biçimde bize öyle gelir ki biz fenomenal açıdan bilinçliyiz.
Ama açık ve gerçek bir biçimde makineye öyle gelmez ki o qualia’ya sahiptir.
O aslında şunu savunur:
Eğer makine Rey’in dediği gibi bilişsel inançlarla programlanmış bile olsa ve tıpkı insan gibi Descartesçı sezgiye sahip olsa bile, bundan mantıken şu sonuç çıkmaz ki: o da insan gibi bir sezgiye sahiptir.
Çünkü böyle bir sezgiyi bildirmek, onun gerçekten bilinçli olduğunu “gibi görünmesine” neden olmaz.
(Bu noktada Smith şunu vurgular:) Makine için “öyle görünür ki o bilinçlidir” demek, onun gerçekten bilinçli olduğunu göstermeye yetmez (8, s. 27).
Smith, Rey’in argümanına yanıt olarak şunu da savunur:
Bir kişiye “bilinçli olduğu öyle görünüyorsa”, bu sadece “o kişinin bilinçli olduğuna inandığı” anlamına gelmez.
Aslında Rey’in savunduğu şey şu olabilir:
S: “x’e öyle görünüyorsa” demek = “x buna inanıyor” demektir.
Ama Smith’i savunmak isteyen biri şöyle diyebilir:
“Öyle görünme” durumu, inançla aynı şey değildir.
Peki o zaman, “öyle görünmek” ne anlama gelir?
En az iki farklı anlam önerilebilir:
-
Tahayyül etme (conceiving): Bir şeyi zihinde kavramsallaştırmak, tasavvur etmek
-
Doğrudan bir algısal deneyim: Araçsız, doğrudan bir sezgisel algı
Biri çıkıp da “öyle görünmek” demek “tahayyül etmektir” derse, şu soruyla karşılaşırız:
Bir kişi, sahip olmadığı bir niteliğe sahip olduğunu tahayyül edebilir mi ama buna inanmaz mı?
Burada dikkat edilmesi gereken şey, tahayyül etmenin hayal etmekle aynı şey olmamasıdır. Bir kişi, bir özelliğe sahip olduğunu hayal edebilir ama gerçekte o özelliğe sahip olmayabilir ve hatta sahip olduğuna inanmıyor da olabilir. Ancak “tahayyül etmek” (conceiving), mümkün dünyalar kavramıyla ilişkilidir. Eğer bir kişi “m özelliğine sahibim” diye tahayyül ediyorsa, bu onun o özelliğe sahip olmasının mantıksal olarak mümkün olduğunu gösterir. Yani en az bir mümkün dünya vardır ki, o kişi orada “m” özelliğine sahiptir ve buna da inanıyordur.
Dolayısıyla tahayyül etmek, inançla bağlantılı olabilir. Ama eğer biri “öyle görünmek” doğrudan bir algısal deneyimdir ve bu inancı oluşturur ama bizzat inancın kendisi değildir diyorsa —
O zaman şöyle düşünmektedir: insan böyle bir algıya sahiptir, ama makine sahip değildir. Peki ama neden insanın bu doğrudan algısı vardır da makinenin yoktur?
Bu noktada şunu görüyoruz:
Bir kişi baştan makinenin böyle bir algıya sahip olamayacağını varsaymıştır ve şimdi buna dayanarak makinenin fenomenal bilinçli olmadığını savunmaktadır. Ama bu baştan kabul edilmiş bir şeydir — yani argüman henüz ispatlanmadan sonucu varsaymaktadır. Bu durumda, insanlardaki “öyle görünme” algısının makinelerde olmadığını söyleyen kişi, bu iddiasını ispatlamalıdır.
Yani “öyle görünme”nin insanlar ve makineler arasında farklı olduğuna dair bir argüman geliştirmelidir. Bu yapılmadan Rey’in argümanı çürütülemez.
b) İkinci İtiraz
Rey’in argümanına karşı şu şekilde savunulabilir:
Argümanın ikinci ve üçüncü öncülleri yanlış olabilir. Bu durumda iki strateji mümkündür:
-
Şöyle iddia edilebilir: Şüphesiz ki bu şekilde zihinsel süreçlerle programlanmış bir makine, fenomenal olarak bilinçlidir (yani üçüncü öncül reddedilir).
-
Ya da şöyle savunulabilir: Rey’in listesindeki zihinsel süreçlere ek olarak başka bir fenomenal bilinç durumu vardır ki, bu ne insanda ne de makinede programlanabilir (yani ikinci öncül reddedilir).
İlk stratejinin bilişsel açıdan çok güçlü olmadığı söylenebilir. Çünkü bu, sorunu tamamen geçersiz saymak anlamına gelir. Yani eğer söz konusu zihinsel süreçlere sahip bir makine gerçekten fenomenal bilinçliyse, o zaman qualia’nın varlığı zaten tartışmasız hale gelir. Dolayısıyla, makine de qualia taşıyabiliyorsa, insanın qualia’ya sahip olduğunu kabul etmek çok daha kolaydır.
Bu durumda qualia’nın varlığı hakkında hiçbir şüphe kalmaz.
Ama bu yaklaşım Rey’in argümanının dayandığı güçlü sezgiyi reddetmiş olur:
O sezgi şudur: bir makine fenomenal bilinçli olamaz. Rey’in amacı, bu sezgi doğruysa, aynı sezgiyi insan için de geçerli saymaktır. Ama üçüncü öncülün reddi, bu ortak sezgiyi göz ardı eder ve argümanın temelini yıkar. Bu nedenle, ilk strateji Rey’in argümanına karşı etkili olsa da, çok güçlü bir sezgisel maliyet doğurur. Yani birçok kişinin içsel olarak paylaştığı “makineler bilinçli olamaz” inancını açıkça inkâr eder.
Levine’in Stratejisi (İkinci Strateji)
Joseph Levine ikinci stratejiyi izler.
O şöyle düşünür:
Rey’in argümanında listelenen zihinsel süreçlerin tamamı bir makineye yüklenmiş olsa bile, bu makinenin fenomenal bilince sahip olduğu sonucu çıkmaz. Çünkü fenomenal bilinç deneyimi, kişinin sahip olduğu doğrudan bir veridir. Yani fenomenal bilinç deneyiminin kendisi, zihinsel sistemin temel veri tabanının bir parçasıdır. Rey’in makine tasarımı bu temel veriyle uyumlu olmalıdır.
Ama bu veri (yani fenomenal bilinç deneyimi) Rey’in listesindeki zihinsel süreçlerde yer almaz. Levine’e göre insanlar bu deneyime sahiptir ama Rey’in makinesi bu deneyime sahip değildir.
O halde ya:
-
Makine böyle bir deneyime sahiptir → O zaman qualia’ya sahiptir, Rey’in argümanı tamamen geçersiz olur.
-
Ya da makine bu deneyime sahip olamaz → O zaman insanla makine arasında fenomenal bilinç bakımından temelden bir fark vardır.
Sonuç olarak, Rey’in makinesinin tasarımı, fenomenal bilince dair doğrudan deneyimi dışarda bırakmaktadır.
Bu yüzden argüman işlemez.
Levine’in argümanının Rey açısından bir sorunu daha vardır. Levine’e göre, fenomenal bilinç deneyiminin bizzat kendisi, bilinçli olmanın zorunlu bir koşuludur.
Yani fenomenal bilinçli olmak, zaten bu deneyimi doğrudan yaşamaktır. Eğer böyle bir deneyim olmadan bilinç mümkün değilse, Rey’in makinesi bu temel koşulu sağlayamadığı için bilinçli olamaz.
Ama burada şu soru doğar:
Eğer fenomenal bilinç deneyimi, bilinçli olmanın zorunlu koşuluysa — o zaman kişinin fenomenal bilinçli olmadığını düşünmek mantıksal olarak imkânsız olur.
Bu da şu anlama gelir:
Eğer bu deneyim bilinçli olmanın kurucu bir parçasıysa, o zaman “ben şu anda bilinçli olmayabilirim” gibi bir şüphe, mantıksal olarak çelişkilidir. Yani kişi böyle bir şüphe taşıyamaz, çünkü şüpheye konu olan şey zaten o anda deneyimlenmektedir.
Bu noktada, Levine’in savunması bir tür “kendini doğrulayan deneyim” savunmasına dönüşür. Ancak Rey bu yaklaşımı “kendi sonucunu baştan kabul etmek” (yani petitio principii / kısır döngü) olarak değerlendirir. Çünkü Levine, insanın fenomenal bilince sahip olduğunu zaten varsaymaktadır ve bu varsayıma dayanarak Rey’in makinesini dışlamaktadır. Bu da argümanı tarafsız olmaktan çıkarır ve eleştiriye açık hale getirir.
c) Üçüncü İtiraz – Smith’ten Alternatif Bir Ayrım
Woodruff Smith, Rey’in argümanına karşı ilginç bir öneri sunar.
O, iki farklı iddiayı birbirinden ayırır:
-
“Ben x hakkında bilinçli bir şekilde düşündüğümde, bu düşünmenin bilinçli olduğunu bilirim.”
-
“Ben x hakkında bilinçli bir şekilde düşündüğümde, kesin olarak ve kuşkuya yer bırakmadan bilirim ki bu düşünme bilinçlidir.”
Smith’e göre, yalnızca birinci ifade Descartesçı sezgiyle uyumludur.
Ama Rey’in argümanı, ikincisini hedef almaktadır. Yani Rey, kuşkuya yer bırakmayan bilgiye saldırmakta, ama asıl Descartesçı savunma bununla sınırlı değildir.
Ama bu ayrım ne kadar işe yarar?
Smith’in yaklaşımı zayıf kalabilir çünkü insanlar için asıl mesele, “bilinçli olduklarından kuşku duymamaları” değil, “bilinçli olduklarını yaşamalarıdır.”
Rey ise şunu savunur:
Kişi, kendi bilinçli olduğunu düşünebilir ama aslında fenomenal bilinçli olmayabilir.
O hâlde, bu düşünce — yani “şu anda bilinçliyim” — her zaman doğru olmak zorunda değildir. Bu da Descartesçı sezgiyi sarsar. Yani Smith’in ayrımı, Rey’in temel eleştirisini geçersiz kılmaz.
d) Dördüncü İtiraz
Görünüşe göre Rey’in argümanının ikinci öncülü (yani, bir makinenin tüm zihinsel süreçlerle programlanabileceği iddiası) yanlıştır.
Ancak bu, sadece Joseph Levine’in savunduğu ikinci stratejiyle değil, daha kökten bir eleştiriyle çürütülebilir.
Bu kökten eleştiriyi şu iddiayla ifade edebiliriz:
N: Hiçbir makinede, Rey’in argümanında listelenen tüm zihinsel işlev ve süreçleri programlamak mümkün değildir.
Eğer iddia N doğruysa, Rey’in ikinci öncülü yanlış olur ve argümanı geçersiz kalır.
Peki iddia N doğru mu?
İlk bakışta, bu iddianın doğru olmadığı düşünülebilir.Çünkü bu, teknik olarak bir makinenin böyle programlanmasının mümkün olmadığını göstermek anlamına gelir. Ve şu anda böyle bir şey teknik olarak mümkün olmasa bile, gelecekte — mesela yüz yıl sonra — mümkün hale gelebilir.
O hâlde, iddia N ancak şöyle savunulabilir:
Böyle bir makineyi programlamak teknik olarak değil, ilkesel olarak (yani mantıksal olarak) imkânsızdır. Bu noktada felsefeci Hubert Dreyfus devreye girer.
O, bu doğrultuda bir argüman kurmuştur.
Dreyfus’un yaklaşımı
Dreyfus, “Bilgisayarlar hâlâ neyi yapamaz?” başlıklı kitabında yapay zekâya kökten bir eleştiri getirir.
Ona göre, bilgisayarlar (veya makineler), insan bilgisinin tümünü temsil edebilir görünseler bile, bu bilgi aslında gerçek dünyaya değil, dışsal bir şeye benzer.
Yani bu tür makineler, dünyada geçen gerçek durumların içinde yer almazlar.
Dreyfus şöyle yazar (hafif değiştirilmiş alıntı):
“Bu bilgisayarlar, Tanrı’nın ya da bir Marslı’nın dışarıdan baktığı bir bakış açısından insan bilgisini temsil ederler. Ama kendileri o durumların içinde yer almazlar.” ([3], s. 52)
Bu şu anlama gelir:
Makinenin dünyayla olan ilişkisi, yalnızca onu programlayan kişi aracılığıyladır. Yani programcı, dünyanın ögelerini nasıl kavramsallaştıracağını belirler.
Ayrıca hangi şeyin önemli, hangi şeyin önemsiz olduğuna da o karar verir. Dolayısıyla, programın kendisi doğrudan dış dünyayla bir ilişki kurmaz. O ilişki, sadece programcının niyetleri yoluyla dolaylı olarak oluşur. Bu nedenle sistemin kendisi, doğrudan bilgi sahibi değildir — bilgisi sadece dolaylı ve dışarıdan gelir.
Dreyfus’un diğer bir temel eleştirisi şudur:
Geleneksel yapay zekâ programları yalnızca sınırlı ve yalıtılmış bilişsel yetenek alanlarında işlev gösterebilir. O, bu tür sınırlı alanlara örnekler verir:
Bilgisayar oyunları, dil anlama yazılımları, uzman teşhis programları (örneğin MYCIN adlı tıbbi yazılım). Bu programların ortak noktası, doğal bir ortamda görevlerini yürütememeleridir.
Dreyfus’a göre bu programların temel eksikliği, bir ortamda yer alma ya da yerleşiklik (situatedness) niteliğine sahip olmamalarıdır.
Yani bu programlar, gerçek dünyada, bedenlenmiş olarak, bir tarihsel-kültürel bağlamda yer almamaktadırlar.
Dreyfus şöyle der:
Bilgisayarlar temsiller (representations) üzerinde algoritmalar kullanarak çalışır. Ama insanlar belirlenmiş algoritmalara göre hareket etmezler.
İnsanların davranışları, “nasıl yapılacağını bilme” (know-how) bilgisine dayanır. Bu noktada iki tür bilgi arasında ayrım yapılır:
-
Önerme bilgisi (propositional knowledge): Bilimsel veya felsefi bilgi türü
-
Nasıl yapılacağını bilme (procedural / practical knowledge): Yüzme, araba kullanma, terzilik gibi becerilere dayanan bilgi
Dreyfus’a göre, insanların günlük yaşamdaki anlamları ve kararları, “nasıl yapılacağını bilme” bilgisinden kaynaklanır. Bu tür bilgi ise, bireyin bedeni, toplumu ve kişisel tarihiyle bütünleşmiş olan bir bağlam içinde kazanılır.
Önemli olan şu ki:
İnsanların sahip olduğu bu günlük bilgi, bir algoritma gibi önerme cümlelerine dönüştürülemez. Yani bir insanın yüzmeyi nasıl bildiği, bir yazılım komutuna tam olarak çevrilemez.
Dreyfus bu noktada şöyle der:
“Zekâ, bağlamsal olarak anlaşılmalıdır. Zekâ, insan yaşamının bağlamından ayrı düşünülemez.”
([3], s. 62)
Bu bağlam, şunları içerir:
-
Bedenin biliş üzerindeki etkisi
-
Kültürel ve tarihsel koşulların kişinin yaşamı üzerindeki etkisi
Sonuç olarak Dreyfus şunu savunur:
İnsani zekâ, ‘bağlamsal bilgi’ dediğimiz şey üzerine kuruludur. Bu bilgi, insanın fiziksel, sosyal, kültürel ve tarihsel ortamda yer alması yoluyla edinilir. Ancak makineler bu yerleşikliğe sahip değildir. Çünkü onlar herhangi bir gerçek çevrede büyümemişlerdir. Bu yüzden pratik zekâdan (practical intelligence) yoksundurlar. Dreyfus’a göre, eğer bir gün ellerimizi havada nasıl dalgalandırdığımızı — fizik ya da coğrafyaya başvurmadan — açıklayabilirsek, işte o zaman zekânın bağlamsallığını göstermiş oluruz.
Sonuç olarak:
Dreyfus’un görüşüne göre, Rey’in argümanında listelenen zihinsel süreçlerle bir makineyi programlamak mümkün değildir. Çünkü böyle bir programlama, makinenin çevreyle etkileşimini, bir tarihçesini ve sosyal-kültürel deneyimini gerektirir. Yani eğer bir makine kendilik bilgisine sahip olacaksa, bu bilgi başkalarıyla ve çevreyle olan ilişkisi içinde anlam kazanmalıdır.
e) Beşinci İtiraz
Rey’in argümanındaki en önemli hata, fenomenal bilinci bir tür zihinsel işlem veya etkinlik (mental process) olarak kabul etmesidir.
Eğer Rey’in sunduğu listeye tekrar bakarsak, fenomenal bilinç için aday olarak gösterdiği şeylerin tümünün zihinsel eylemler ya da zihinsel kapasiteler olduğunu görürüz:
-
Düşünme
-
Öz bilinç yetisi
-
Dil kullanarak içsel durumları raporlama
-
Kısa süreli bellek mekanizmaları
-
Duyusal ve duygusal deneyimler yaşama
-
Dikkat, karar verme, plan yapma gibi işlevler
Ancak burada iki ayrı kavram birbirine karıştırılmaktadır ve bunlar açıkça ayırt edilmelidir:
-
Fenomenal bilinç, zihinsel etkinliklerin bir özelliğidir.
-
Fenomenal bilinç, başlı başına bir zihinsel etkinlik ya da işlem değildir.
Görünüşe göre Rey, ikinci anlayışı benimsemiştir — yani o, fenomenal bilinci bir tür zihinsel işlem gibi düşünmektedir. Bu durumda, Rey’in argümanındaki tüm öncüller doğru kabul edilse bile, sonuç fenomenal bilinçle ilgili olmaz. Çünkü baştan yanlış bir şeyi hedef almıştır.
Descartesçı sezgi şunu savunur:
Qualia ve fenomenal bilinç, bilinçli zihinsel durumların bir özelliğidir — kendisi başlı başına bir zihinsel işlem değildir. Dolayısıyla eğer Rey, qualia’nın varlığını reddetmek istiyorsa, qualia’yı savunan filozofların kullandığı anlamda tanımlaması gerekir. Ama o, qualia’yı başka bir şekilde tanımlamış ve sonra bu tanıma itiraz etmiştir. Bu, fenomenal bilince karşı bir eleştiri sayılmaz.
Rey’in argümanındaki 5. öncül şunu savunur:
Düşünme, kendilik farkındalığı, içsel durumları raporlama, kısa süreli bellek, duyusal-duygusal deneyimler, dikkat ve karar gibi zihinsel işlevler —bunların hiçbiri fenomenal bilincin rolünü açıklamak için uygun aday değildir. Buradan Rey şu sonuca ulaşır:
O hâlde elimizde, şu anda ve burada bilinçli olup olmadığımızdan şüphe duymamız için bir neden vardır.
Ama burada şu sorun ortaya çıkar:
Bu sonuç, önceki önermeden mantıksal olarak çıkmaz.
Yani şu çıkarım geçersizdir:
-
(a) Bu zihinsel işlevlerin hiçbiri fenomenal bilinç rolüne aday değildir.
-
(b) O hâlde fenomenal bilincin bir rolü olup olmadığından şüphe etmek için neden vardır.
Bu çıkarım geçersizdir. Çünkü (a) önermesinden (b) mantıksal olarak geçiş yapılamaz. Eğer başka fenomenal bilinç adayları varsa ve Rey’in listesindeki unsurlar dışında bir şey bu rolü oynayabiliyorsa, o zaman Rey’in argümanı işe yaramaz.
Ama Rey, fenomenal bilincin başka hiçbir rolü olmadığını da ispatlamaz.
Sadece şunu söyler:
“Fenomenal bilinç, zihinsel yaşamımızda bir rol oynamıyor gibi görünüyor.” ([4], s. 6)
Ancak bu iddiayı destekleyecek yeni argümanlar sunmaz. Oysa kendi sonucu olan “fenomenal bilinçten şüphe duymak gerekebilir” sonucunu çıkarabilmek için bu tür argümanlara ihtiyacı vardır.
Bu nokta çok önemlidir:
Rey’in argümanı yalnızca fenomenal bilinci açıklayan bir kavram olarak ele alıyorsa çalışır.
Yani onun fenomenal bilinci yalnızca zihinsel süreçleri açıklamak için kullanılan bir hipotez gibi gördüğü varsayılırsa, o zaman liste işe yarayabilir.
Ama fenomenal bilinç sadece açıklayan değil, aynı zamanda açıklanması gereken bir şeydir.
Örneğin:
Ben acı hissettiğimde belirli bir nitelik hissediyorum.
Peki neden bu nitelik ortaya çıkıyor? İşte bu, açıklanması gereken bir olgudur.
Yani fenomenal bilinç sadece bir açıklama aracı değildir — kendisi de açıklamaya ihtiyaç duyan bir olgudur.
Bu durumda:
-
Eğer fenomenal bilinç sadece bir açıklama kuramıysa, Rey’in argümanı geçerli olabilir.
Ama eğer o, açıklanması gereken bir gerçeklikse — ki öyle görünmektedir — o zaman Rey’in argümanı bu gerçekliğe zarar veremez.

