FARABİDE FAZIL ŞEHİR VE DİĞER ŞEHİRLER

0
minyatur1
Fâzıl Şehre Aykırı Olan Şehirler Hakkında-
Fâzıl şehre aykırı olan şehirler şunlardır:
1-Câhil şehir,
2-Fasık şehir,
3-Değişmiş şehir,
4-Şaşkın şehir.
1-Cahil Şehir
Câhil şehir öyle bir şehirdir ki, halkı, saadeti ne tanırlar ne düşünürler. Kendilerine öğretilse bile ne onu kabul ederler ne de ona inanırlar. Onlar ancak sıhhat, servet, şehvet, serazad olmak, saygı ve itibar kazanmak gibi zevahire, hayatın gayesi nazariyle bakarlar. İşte bu şeylerin her biri cahil şehir halkınca birer saadet sayılır. Onların en büyük saadetleri de bütün bu şeylerin bir arada toplanmasıdır. Onlara göre saadetin zıtları, bedbahtlık, hastalık, fakirlik, lezzetlerden mahrum olmak, istediklerini yapamamak ve itibarsız kalmaktadır.
Bu şehir bir sürü başka şehirlere ayrılır:
Cahil Şehrin Kısımları
a-Zarurî şehir: Bunun halkı yaşamak için yiyecekten, içecekten, giyecekten, evden ve karşı cinsten ancak zarurî olan mikdarla iktifa ederler ve bu şeyleri elde etmek için birbirlerine yardım ederler.
b-Değiştirici (beddâle) sarraf şehir: Bunun halkı, ancak servet ve sâmanlarını artırmağa çalışırlar. Topladıkları serveti başka uğurda kullanmayıp onu hayatın gayesi addederler. Dolayısıyle servetlerini durmadan kabartıp çoğaltmaya çalışırlar.
c-Bayağılık ve bedbahlık şehri; Bunun halkı, hayatın maddî zevklerine düşkündürler. Yemek, içmek, şehvet peşinde koşmak, tahayyüle dalmak gibi şeyleri, hele eğlenti ve şakayı, her bakımdan ve her şeyden üstün tutarlar.
d-Haysiyet (kerâmet) şehri; Bunun halkı başka milletler arasında ün ve itibar kazanmak, övülmek, saygı görmek, şan ve şöhretlerini artırmak için el ele verirler. Yabancılar arasında ve kendi aralarında büyük tanınmak isterler. Her ferd dilediği veya elinden geldiği kadar izzet ve ikram görmek ister.
e-Tagallüb şehri; Bunun halkı başkalarım ezmeye fakat başkaları tarafından ezilmemeye çalışırlar. Bütün zevkleri zafer ve tagallüpten ibarettir.
f-Cimaî şehir; bunun halkı, serazad yaşamak gayesini güderler. Yalnız diledikleri gibi yaşar ve dilediklerini yaparlar. Bu cahil şehirler umumiyetle mutlak olan krallarının istedikleri şekilde idare edilirler. Biz bu şehirlerin gayelerini cahiliye halkının arzu ve davranışlarına göre tasnif ettik.
2-Fâsık Şehir
Fâsık Şehir ise düşüncesi itibariyle fazıl şehirden fark edilmez. Ulu ve aziz Allahı, seva’niyi,(‘) fa’âl aklı ve fazıl şehir halkının bildikleri, inandıkları her şeyi bilirler. Fakat işleri, cahil şehir halkının işleridir.
3-Değişmiş şehir
Değişmiş şehir ise, bunun halkı, eskiden fazıl şehir halkı gibi düşünüp işlerken başka fikirlerin tesiriyle değişmiş ve başka türlü çalışmaya başlamışlardır.
4-Şaşkın Şehir
Şaşkın şehir halkı ise, dünya hayatından sonra saadete kavuşacaklanm zannetmekle beraber ulu ve aziz Allah hakkında, sevânî (İkinciler) ve fa’âl akıl hakkında fâsid fikirler güderler. Dürüst olmayan bu fikirlerin mutlaka temsil ve tahayyül eseri olmaları şart değildir. Ancak şehrin birinci reisi, kendisine vahiy nâzil olduğunu tevehhüm edip bu uğurda yalan söylemekten ve aldatıp aldanmaktan çekinmez.
Bu şehirlerin kralları fazıl şehir krallarının zıddı, reisleri de fazıl şehir reislerinin zıddı sayılırlar; halkı da öyledirler.
Fazıl Şehir ve Yöneticileri
Fazıl şehre muhtelif zamanlarda taakub eden krallar bir tek kral gibidirler. Zaman boyunca yaşamış bir tek krala benzerler. Bunlar aynı şehirde veya muhtelif şehirlerde taakub etmiş olsalar dahi aynı
durumdadırlar. Cemaatleri bir tek kral, nefisleri de bir tek nefis gibidir. Şehir halkının her tabakası da bu durumdadırlar. Yâni muhtelif zamanlarda da taakub etmiş olsalar dahi zaman boyunca bir tek nefis gibidirler. Bunlar muhtelif şehirlerde yaşamış olsalar dahi öyledirler. Bu tabakalar hangi mertebede olurlarsa olsunlar — âmir olsunlar memur olsunlar — bir tek nefis halinde yaşarlar. Fazıl şehir halkının bildikleri ve yaptıkları müşterek şeyler bulunduğu gibi, bilimde ve işte, her tabakaya ve her ferde mahsus şeyleri de vardır. İşte
saadet merhalesine bu iki şeyle varılır: biri, ferdi başkasına bağlayan Fazıl şehir halkının bildikleri ve yaptıkları müşterek şeyler bulunduğu gibi, bilimde ve işte, her tabakaya ve her ferde mahsus şeyleri de vardır.
İşte saadet merhalesine bu iki şeyle varılır: biri, ferdi başkasına bağlayan beraberlikle, diğeri, ferdi mensub olduğu zümreye bağlayan beraberlikle.
Her ferd bu iki saadete ulaşmak için çalıştığı takdirde üstün bir ruh seviyesine varır. Bu uğurda çalıştığı nisbette ruhî üstünlüğü artar, gün geçtikçe de fazileti kuvvet kesbeder. Nitekim güzel yazı yazmak için uzun zaman uğraşmak lâzımdır. Güzel yazı melekesini elde ettikten sonra dahi yazı yazdıkça sanatımızda olgunluk ve üstünlük görülür. Nefsin bu üstünlükten duyduğu zevk arttıkça yazı sanatına olan aşkı da artar. İşte saadete ulaştıran işler bu mahiyette olup insan onlarla ne kadar meşgul olursa ve onları ne kadar tekrarlarsa o kadar kuvvetli, o kadar üstün ve o kadar mükemmel bir saadet mertebesine ulaşır. En sonunda maddeden tamamiyle gına getirir, ondan sıynlır ve artık ne maddenin yok olmasiyle yok olur ne maddenin bâki kalmasiyle ona muhtaç olur. Nefis maddenin tesirinden kurtulunca, cisimlere ânz olan hallerden sıynlmış olur ki ona, sükun veya hareket halindedir demek caiz değildir. Onun hakkında cisim olmıyan şeylere mahsus ifadeleri kullanmak lâzımdır. Bu müfarik nefislerin durumunu anlatmak için cisimlerin vasıfları ile ilgili hâli ibareleri kullanmaktan çekinmek lâzımdır. Bu hali anlayıp tasavvur etmek güçtür. Çünkü alışılmış şeylerden değildir. Nefis maddeden aynlınca, cisimlere ait olan bütün hususiyetlerden silkinir.
-Medinetül FAzıla-

Bir yanıt yazın