sanat ve hayat
Sanat insanı hayattan koparır mı? Zihinleri oldukça meşgul etmiş bir soru bu. Daha çok da sanatçının hayattan koptuğu; kaçtığı yolunda yaygın bir anlayış var. Bir ön yargı bu belki; belki de doğru bir yargı. Bu yargıyı haklı kılmak için özel bir çaba gösterenler bile mevcut. Farklı ve aykırı olmak adına her boyayı boyamaya çalışan ve ancak böylelikle sanatçı olunabileceğini sananlar yani. Sanatçının hayattan koptuğu ya da sanatın insanı hayattan kopardığı doğru bir yargı mı? Bu soruya cevap vermek ‘Sanatın gücü nedir?” sorusuna cevap vermekle mümkün ancak. Sanatın gücü var mıdır peki? Aslında insanı hayattan koparan şey’in elbette belli bir gücü olmalı, gücü ve etkisi olmayan şey insanı hayattan koparabilir mi? Demek ki sanat’ın gücü olduğu sanat’ın hayattan kopardığı yargısı ile pekişiyor.
Sanat’ın Gücü
Bir Filistinli şair için dönemin İsrail yöneticisi “Onunu şiiri tonlarca bombadan daha etkilidir” demişti. “Werther’ in Acıları” belli bir intihar salgını getirmişti. Müziğin insanları nasıl yönlendirebildiğini her an görüyor ve yaşıyoruz.
Kısacası sanat insanları yönlendirici bir güce sahip. Çünkü sanat insanlarda belli bir duygu yoğunluğu oluşturur. Duyguları belli yönlere kanalize eder. Dağınık ve dikkatten kaçan bir çok şeyi; yani hayattaki yerine oturmayan oturtamadığımız şeyleri yerine oturtmaya çalışır. / Sanat insana fark ettirir. Güneşin doğuşundan çok vitrinlere çevirilen gözlere güneşin güzelliğini farkettirmeye çalışır. Bir kez bile olsun bir gül’ü sevememiş ağlayan bir çocuğun masumluğunu farkedememiş insanlara asli duygularını hatırlatarak suni yaklaşımlardan sıyırmaya çalışır.
Gündelik hayatın hayhuyuna dalan insanlar için belki de oldukça önemsiz görülen bir çok ayrıntıyı gündeme getirir sanatçı. Yanısıra başkalarının çokça önemli saydığı bir olay sanatçı gözünde sıradan ve değersiz bilinebilir. Bu nokta ise hayattan koptuğu; kaçtığı şeklinde değerlendirilebilir.
Ancak sanat’ın gücü hep olumlu yönde tezâhür etmez. Sanat bazen insanın dengesini bozabilir. Gerçi sanatçılar genelde hasarlı insanlardır. Bu hasar çoğu zaman içsel bir hasar olarak tezahür eder. Hasarsız kusursuz sanatçı yoktur. Ama her hasarlıdan mutlaka bir sanatçı çıkmayabilir. Sanatçı ya gönlü yaralı bir aşık, ya ülkesi talan edilmiş bir yurtsuz, ya katliamlara uğratılmış bir ailenin yetimi olabilir. Eğer bu yaşadıkları karşısında doğru tepkiler ortaya koyuyorsa bu sanat insanların kendilerini tanımalarına vesile olabilir. Eğer yanlış tepkiler ortaya koyuyorsa o zaman sanat insanları hayattan koparan onları uyuşturan onları yanlış ve sahte bir dünyaya mahkum eden bir işlev görür. Yanlış tepkiler çoğu zaman sağlam referanslara sahip olamamanın sonucudur.
Kimi sebeplerle insani değerleri dumura uğramış Sanatçıların ortaya koyduğu sanat eserleri insanı hayattan koparabilir.
Sanat dünyevi lezzetleri aşırı bir şekilde abartarak insanları belli bir rehâvete ve uyuşukluğa itebilir. Ayrıca kimi kere hayatın gerçek anlamını kaybettirerek hayatı değersiz önemsiz ve sıkıcı gösterebilir. “Varolmanın dayanılmaz hafifliği”ni empoze ederek hayatın anlamsızlığını ortaya koymayı deneyebilir. Bu durum sanatçının hayata baktığı açı ile ilgili bir durum olmasının yanısıra içinde bulunulan gayr-ı insani ortama bir tepki olarak da değerlendirilebilir Sanat’ın gücü bu noktada insanlara, olumsuz etkilerde bulunur.
Bu yüzden sağlam referanslara sahip sanatçıların yetiştirilmesi gerekmektedir.
Çıkarıldığı mahkemede dava adamı bir şaire savcı “Yahu ne diye sende diğer şairler gibi çiçeklerden, böceklerden bahsetmiyorsun da böyle ideolojik şeyler yazıyorsun’ anlamında birşeyler söylemiş. Burada savcının tavrı ve sanatçıya bakışı dikkate değer. Yani ona göre sanatçı sadece dağda bayırda başıboş gezen, elleri ceplerinde saçları dağınık, çiçeklerle, böceklerle, mavi denizin yakamozlarıyla, kar yağışının güzelliğiyle uğraşan toplumdan ve toplumsal yaşantıdan uzak bir insandır. Elbette onun bu yargısını besleyen, kendine yabancı, toplumuna yabancı sanatçılar mevcut. Ancak bu yaklaşımda olan sanatçılar daha çok belli mahfillerin karnı tok, sırtı pek sanatçılarıdır.
Sanatçının çevresinde gelişen olaylara doğru tepkiler koyması demek insani tepkiler koyması demektir. Bu anlamda sanatçı belli bir sorumluluk bilinci taşıyan insandır Gerçi sanatçının dünyaya baktığı belli bir açı her zaman vardır. Bu kimi kere ideolojik kimi kere, dini mahiyet arz etmektedir. Ancak dünyanın neresinde olursa olsun hangi dine ve ideolojiye bağlı olursa olsun sanatçının ortaya koyduğu eserde evrensel insani temalar bulunabilmektedir. (Burada birçok değişik sanat kuramının sanata bakışını tartışmayacağım. Hepsinin ötesinde evrensel değerlerin buluştuğu noktaya dikkat çekmek istiyorum. O da sanatçının insan olduğu gerçeğidir.) İnsan aşık olur. insan özgür olmak ister, insan başkasının acısına kulağını tıkayıp gözünü kapayamaz. Yani insanın olduğu yerde insani değerler vardır. Zaman zaman insani değerler kimi ideolojik yaklaşımlarla dumura uğratılsa da belli bir insani öz yok olmamaktadır Sanatçı da bir insan olduğuna göre o hem bir çiçeğin güzelliğini hem de kuru ekmeği katıksız yiyenlerin derdini beraber taşır. Gerçek sanatçıda ahlaki değerler ile estetik değerler iç içedir. Materyalizmin manevi olanı yok sayması insani değerlere darbe vurmakla birlikte İzzetbegoviç’in dediği gibi saf materyalizm de mümkün değildir. Materyalist değerlere bağlı olduğunu söyleyen bir sanatçıda ahlaki değerler bulunabilir. Ancak materyalizm ahlaki değildir.
Sanat ve Ahlak
Sanıyorum Toynbee Mısır piramitlerinden bahsederken “onların nasıl yapıldığını öğrenmem piramitlerin estetik değerini unutturdu” şeklinde birşeyler söylemişti. Anlaşılıyor ki sanat eseri ortaya konulurken veya bir sanat eserine bakarken salt estetik yanımızla hareket etmiyoruz. Ahlâki değerlere düşman olduğu söylenen Nietzche’nin bile bir at arabacısına ata zulmettiği gerekçesiyle müdahale ettiği anlatılır. Einstein’ in fizikçi olması Dostoyevski’nin romanlarına kayıtsız kalması anlamına gelmez. Müslüman bir insanın camiye bakışı ile kilise mimarisine bakışında mutlaka farklı boyutlar bulunacaktır. ‘Yırtık pabuçlar” tablosuna bakarken salt güzel çizimi; yansıtılması, renk uyumuna değil, yanısıra yoksulluk, sefalet gibi olumsuzluklara insani ve vicdani yanımızı katarak bakarız. Böylelikle bu sanat eseri bizde bulunan değer duygusu ile belli bir anlam kazanır
