SONSUZ SAYIDA YANLIŞ BİR DOĞRU ETMEZ
Diğer disiplinlerden farklı olarak dil, teorisini pratiğinden çıkarır. Dil adeta canlı bir organizma gibi varlığını, işlevselliğini devam ettirirken, biz iletişimimizi anlamlı kılabilmek için kurallar oluşturmuşuz. Kelime, cümle, deyim, harf, yazı, kalem, kağıt olmasa da dil yine var olacaktır. Dilin semantik yapısından tutun kelimeler ile nesneler arasındaki mucizevi ilişkiye baktığımızda dilin insan hayatında ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu fark ederiz. Onun içindir ki Allah dilleri kendi ayeti olarak nitelendirir.
İnsan var olduğu günden bu yana sahip olduğu aklın fonksiyonlarının doğurduğu sonuçları karakterize ve kategorize etmekle uğraşmaktadır. Bu eylemini gerçekleştirirken ret ve kabul zemini üzerinden yapıyor. Bütün bu yapıp ettiklerinde insanın sahip olduğu duyu ve duyguların payı olsa da işin merkezinde aklın olduğu kabul edilir. Akıl, kendisinin soyut bir varlık olma gerçeğini bir tarafa bırakıp, duyularla algılamadığı, varsayılan hiçbir bilginin gerçekliğini kabul etmez bunun adına pozitivizm der. Diğer taraftan duygularla algıladığı ve içinde yaşadığı nesnelliğin gerçekliğinin olmadığını, asıl gerçekliğin öte bir yerlerde olduğunu tezini savunur, bunun adına da rasyonalizm der. Bir başka düzlemde akıl yani insan, elde ettiği hiçbir bilginin doğruluk ve güvenirlilik açısından varılan son nokta olmayacağını, asıl doğrunun her şeyden şüphe etmek gerektiğini iddia eder, bunun adını da septisizm koyar. Tanrı veya tanrısal olanın fizikötesi her ne varsa bilimsel olarak varlığı ve yokluğunun ispatlanamayacağını bilinmezlik diye bir alan söz konusu edilir, adı da agnostisizmdir. Bu felsefe, insanın tanrısal ve metafizik ile ilgili arayışını karşılar mı? İnsanın arayışı devam ettiğine göre cevabı yetersiz kalmış demektir. Ve daha niceleri…
Yaşanmak üzere bize sunulan hayatın kodları söz konusu anlayışlar üzerinden programlanmış ise pozitivist, septik veya agnostik olmamız için bu felsefe mekteplerinden diploma almamız gerekmez. Çünkü bu kodlamalar ile insanın ve toplumun fıtratına yeterince müdahale edilmiş anlamı çıkarılabilir. Sosyokültürel, ekonomik yapısı bu kodlamalar çerçevesinde şekillenmiş toplumda nefes almış birey, sadece okumaları ile sorgulamalarında ne kadar başarılı olur? Başarılı olması zor, literatüre hakim olması yetmez gerekli olan, olayı başka bir atmosferden hissedebilmesidir. Çareyi dilin sunduğu imkanlardan faydalanma yolu ile bulabiliriz. Kendimizi ve de başkalarını algıların tasallutundan kurtarmanın yolu metin ve anlam ilişkisini doğru kurmaktan geçer. Var olan olguyu yok saymak ancak sahibini yanıltır, olguyu yok etmez. Dolayısıyla olguyu yok saymak değil hak ettiği anlamı yüklemekle sorun çözülebilir. Olgulara hak ettiği anlamı yüklemek, objektif bir bakışla mümkündür, objektif bakış ile değerlendirme de beraberinde adaleti getirir. Objektif ve adil olmak taraf olmaya mani değil, bilakis vicdanların hür olması durumunda durulması gereken asıl yerde durmaktır.
Vahiy bilgisi kendi dışındaki bilgi kaynaklarıyla olan ilişkisini yokluk-varlık düzleminde değil, kabul-inkar üzerinden kurar. Varlık alemindeki insicam ve hiyerarşi ile muhatap kabul ettiği insanın beden ve ruh bütünlüğü ya da çatışmasından olası yansımalarına işaret ederek, vahiy bilgisi kendi zaruretini ve doğruluğunu temellendirir. Bu sebepledir ki istisna dahi olsa hiçbir şey vahiy bilgisinin ilgi alanı dışında kalamaz. Ayrıca vahiy bilgisi diğer bilgi kaynaklarının sınırsız alana sahip olmasını kabul eder ancak kendisini kuşattığı tezini ret eder. Onun için nesnel olsun olmasın bütün varlıklar vahiy bilgisi karşısında muhatap durumundadır.
Vahiy bilgisi dahil bütün bilgi kaynaklarının istismar edilmesi mümkündür. Açık ve net olarak bilgiyi niyet ve maksat ile ilişkilendiren vahiy bilgisidir. Bilgiyi niyet ile ilişkilendirmek sübjektif bakış riskini taşırken, bilgiyi maksat ile ilişkilendirmek ise değer biçme imkanını sağlar. Şu da bir gerçek ki bilgiyi üreten insan ise ne kadar nesnel verilere dayanırsa dayansın niyetten arındırmak mümkün olmayacaktır. İnkar ve ret bağlamında vahiy bilgisini ret eden bilgi kaynaklarını konumlandırma ve tanımlama açısından vahiy bilgisi için sorun teşkil etmez. Sorun daha çok vahiy bilgisini kabul edip muhatap durumunda olanların vahiy bilgisini algılama ve anlamadaki farklı yaklaşımlar arasında yaşanmaktadır. Farklı yaklaşımların temelinde görünen, lafız, niyet ve maksat bağlamında birinin göz ardı edildiği sonucuna bağlanabilir. Metin dilin imkanları ile maksada götürürken niyet bilginin değerini belirler. Bu üçlemeden birini ihmal ederek vahyi anlamaya ve anlatmaya çalışanlar ile üçlemeyi gözeterek anlamaya ve anlatmaya gayret edenler, vahyin kavramsal skalasında kendilerini tanımlayacak bir kavram bulabilirler. Vahyi doğru anlamak için mevcut ilim disiplinlerinin geliştirdiği, kelimelerin terim ve sözlük anlamı yelpazesinin zenginliği tartışmasızdır. Ancak sorun, anlam bütünlüğünü sağlamak ve maksada erişmekte yaşanan aksamalardadır. Tümden gelirken parçaya ulaşılamıyorsa, tüme varmaya çalışılırken parçaya takılıp kalınıyorsa anlam bütünlüğünün sağlanamayacağı kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu handikap, sadece vahyi anlamada ve anlamlandırmada vahiy bilgisi muhataplarının karşılaştığı sorun değil, aynı handikap ile metafizik ve pozitif bilgi türleri de karşı karşıyadır. Bir fark ile vahiy bilgisi ile diğer ilmi disiplinler arasında tamamen yıkılmış olan köprü, metafizik bilgi ile pozitif bilgi arasında kısmen de olsa varlığını devam ettirmektedir.
Modernite sonrası yeni geliştirilen dilin literatürü ile vahiy bilgisini anlama ve anlamlandırma çabaları seviyesiz tartışma ve eleştiri yapmanın yanında beraberinde tepeden bakıcı ve nefreti körükleyici bir hal aldı. Bunun son örneğini ‘tarihselcilik’ kavramı üzerinden yapılan tartışmalarda yaşadık. Disiplinler arası yapılan bilgi alışverişi farklı, bir disiplinden ödünç alınan kavramlar ile bir başka disiplin alanında bilgi üretmek farklı olsa gerek. Yüzyıllar boyunca vahiy bilgisi ile felsefi bilgi arasında bu türden bir ilişki hep var ola geldi. Her iki disiplinde kendi dili üzerinden sorun alanı olarak gördükleri ile ilgili kendi kavramsal normları üzerinden izahlar yapmaya devam etmektedirler. Sorunlar ile ilgili çözüm ve izahlarda karşılıklı olarak makas daralırken bazen de olmaması gereken kadar karşılıklı olarak makas açıldı.
Vahyin muhatabı olanlar vahiy bilgisinin ağırlıklı olarak tecrübi bilgi olduğunu, evrensel değişmezlerinin yanında dinamizmini insanın oluşturduğu değişimlere karşı, vahyin yöntem açısından çaresiz olmadığının farkında olmak ve bilmek yeterlidir. Kıssa ve darb-ı mesel örneklemeleri ile insanın yaratılış serüveninden bugüne sapmaların ve sapkınlıkların sınırsız seçeneklere sahip olmadığı günümüzdeki uygulamalardan da görülmektedir. Rahmani zaviyeden bakarak dilin imkanlarını kullanarak iyiyi, doğruyu, güzeli, hakikati anlatmanın yanında, şeytani perspektiften kötüyü, yanlışı, hak adına batılı anlatmakta mümkündür. Bu konuda aktif olan insanın bizzat kendisidir, dil imkanlarının kullanılmasında bir tarafa cömert diğer tarafa cimri davranmaz.
Önümüze konulan metnin aidiyeti göz ardı edilemez. Metne bağlı kalmak adına hikmetinin peşine düşmemek, dilin imkanlarını göz ardı etmek anlamına geldiği gibi maksadı da yok saymak anlamına gelir. Öte yandan hikmetin arayışına giriliyor diye metni maksadın bağlamından çıkarıp karanlık dehlizlerde dolaşmanın da bizi aydınlığa çıkarmayacağını bilmeliyiz. Merdivenin basamakları yanlışlardan oluşuyorsa, basamakların azlığı çokluğu bir anlam ifade etmez, bizi çıkaracağı yer doğru bir düzlem olamaz.
