DOĞU MEDENİYETİ YAŞAM BİÇİMİ VE EĞİTİM ANLAYIŞI OLARAK YAREN KÜLTÜRÜ
Küreselleşme karşısında bir toplumun üç tavrı olabilir. Küreselleşmeye karşı çıkmak, küreselleşmeye bilinçsizce dâhil olmak ve küreselleşme rüzgârını kendi lehine kullanmak.
Küreselleşmenin kısa tarihi birincisini seçen ve küreselleşmeyi reddedenlerin gözlerini kapatarak kendileri için sanal karanlık oluşturduğuna, dışarıda kaldığına tanıklık eder. Aynı tarih ikincisini seçenlerin hâkim unsurlarca servis edilen bir kimliksizliğin ve kültürel soykırımın kurbanı olduğunu göstermektedir. Modernleşmeyle başlayan bu kültürel yok oluşun günümüze sirayet eden adına popüler kültürdür demek mümkündür. Evet, karşı çıkmanın faydası olmayacaktır ancak kadere razı olup beklemek dünyayı hızla bir tek kültürlülüğe ve kimliksizliğe doğru götürmektedir. Kadim Doğu medeniyetinin eşiğinde bulunduğu asıl tehlike işte budur ve medeniyetler çatışması küreselleşmeye direnç gösteren unsurların daha kavi enstrümanlarla yok edilmesi sonucuna dayanır.
Doğu medeniyeti için yapılması gereken önce kaybetmek üzere olduğu kimliği yeniden kazanmak olacaktır. Nitekim tek kutuplulaşmaya doğru giden dünyanın yegâne alternatifi, kültürel olarak barındırdığı farklılık, zenginlik ve renklilikle Doğunun yeniden keşfidir. Doğu ancak kendi olabilirse oyunun kurallarını değiştirebilir. Bunun için de çatışmaya ve karşıtlığa dayalı, yenme-yenilme odaklı Batılı reflekslerden uzak durmalı, kendi sistematiğini ve kendi terminolojisini gelişen dünya için yeniden üretmelidir. Olması gereken Doğuculuk değil Doğulu bir duruş ve anlayış edinmektir. Doğulu milletler ayakta kalmak için insani ve barışçıl bir tavır olarak Konfüçyüs’ ten Mevlana’ya uzanan köklerine ulanmanın yollarını bulmalıdırlar.
Bu bildirinin temel hedefi sözü edilen tahayyülün somut bir örneğini ortaya koymaktır. 
Batı medeniyeti genel itibariyle birey odaklı bir yaşam üzerine kuruludur. Batılı birey kalabalıklar arasında monologlar kuran, yalnız ve bencil bir tarzın insanıdır. Onun için önemli olan yaşattıkları değil sahip olduklarıdır. Oysa Doğu, toplum odaklı bir medeniyettir. Doğu toplumu “Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge/ Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı” diyen bir kimsesizliği yalnızlık olarak görür. Etrafında birilerinin bulunması ise “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” sorumluluğunu doğurur. Kişilerin ayakta tuttukları, kendi ayakta kalmalarından daha önemlidir. Yaren Kültürü bu bağlamda Doğu’nun anlaşılması için önemli bir örnek teşkil edebilir.
Yarenliğin Kaynakları:
Kelime Farsça kökenli olan yar, yaran, yaren, kelimesi olup, dost, arkadaş, dostlar anlamına gelmektedir. Bir amaç çevresinde toplanmış ya da aynı amacı taşıdıkları için bir araya gelmiş olanları tanımlamak için kullanılır. Farslardaki benzer yapılanma da düşünülürse Türklerin bu kültürü Araplardan ve Faslardan aldıkları söylenebilir.
Yarenlik kültürünün bilinen ilk kaynağı İslamiyet’ten hemen sonra Arap yarımadasında oluşan Fütüvvet yani Arap Gençlik Kurumudur.
Türklerde ”LONCA” örgütüne kaynaklık eden Fütüvvet, Ahilik müessesesi ile birlikte Alp Erenlerin de etkisiyle Müslüman Türkler ve sırasıyla Selçuklular, daha sonra da Osmanlılar içinde sosyoekonomik, sosyokültürel ve sosyopolitik işlevini sürdüren Ahilik’in bir uzantısı olan sohbet toplantılar YAREN adını alır.
Yarenliği anlamak için önce için Ahilik’ten bahsetmek gerekiyor. Çünkü yaren kültürünün ilk olarak 12. Yüzyılda Ahilik müessesinin bir alt birimi olarak hizmet vermeye başladığı bilinmektedir.
Ahilik teşkilatı içinde, “feta”lar yani genç ahilerin yetiştirilmesinde esnaf teşkilatları gündüz vazifesini yerine getirirken sohbet teşkilatı yaren ile de mensuplarının gece hayatlarına olan hâkimiyetini koruyordu. Yani yaren de esnaf teşkilatları gibi ahilik müessesesi içinde ele alınabilir. Ahi kelimesi Arapça da kardeş anlamına gelmektedir. Divan-i Lügat’i Türk’te ahi kelimesinin eli açık, cömert manasındaki aki’ den geldiği yazılıdır. Ahi birliklerin kuruluşu 8. veya 11. yüzyıllarda olduğu sanılmaktadır.
Ahilik; Anadolu Selçuklu döneminde Bizanslılara karşı Türklerin menfaatlerini korumayı, maddi ve manevi disiplin altında olmayı, toplum huzurunu sağlanmasına yardımcı olmayı ve adil rekabet etmeyi amaçlamıştır.
Yaren Meclislerinin İşlevi
Yarenlikte Ahilik’te olduğu gibi temel ilke olarak “açık ve kapalı” diye bir ilke benimsenmiştir. Açık olması gerekenler(alın, kalp, kapı ve sofra), kapalı olması gerekenler (el, dil ve bel’dir ve onlardan maksat haramdan, dedikodudan, yalandan, zinadan uzak durulması, sır saklanması ile ifade edilebilir). Koydukları kurallarla toplumda kanunen yasak olmadığı halde, yayılması insan erdemi açısından sakıncalı her şey yasaklanmıştır.(kötü söz söylemek, kin tutmak, yalan söylemek, sarhoş dolaşmak, kumar oynamak, hile yapmak, kandırmaya yönelmek, hovardalık yapmak gibi)
Bu meclisler, bir hayat okul gibi, halk eğitimini gerçekleştirmiş; büyüğe saygı, küçüğe sevgi, söz söyleme, söz dinleme, oturup kalkma, konuşma, eğlenme, yemek yeme ve benzeri konulardaki görgüyü genç nesillere aktarma görevini yerine getirmiştir. Erkekler ve kadınlar arasında yapıldığı gibi gençler ve çocuklar arasında yapılan türleri vardır. Barışta en büyük eğitim kurumu olarak çalışan bu kurumlarımız, savaşta vatan savunması yolunda üzerine düşen her türlü gayreti göstermiştir.
Yaren meclisleri muhtevalarıyla musiki, sazlı sözlü oyunlar (atasözü, bilmece, fıkra, mani, ağıt, şiir, tekerleme vb.) yemekler, örf ve adetler, giyim kuşam, mimari anlayışı gibi birçok folklorik öğenin korunmasını ve sonraki nesillere aktarılmasını sağlamışlardır.
Yaren teşkilatı, Yaren sohbetlerinde belirli toplumsal amaçlar gözetilmektedir. Öncelikli amaç, iş zamanları dışında gençleri başıboş bırakmamak, kötü yollara sapmalarını önlemek, hem eğelendirmek ve hem de eğlendirirken eğitmektir. Milli, dini ve toplumsal konuların da ele alındığı bu toplantılar bir nevi halk eğitimi olarak da görülmelidir.
Biz bildirimizde Yaşar ATEŞSOY’ un araştırmalarından hareketle yaşayan en diri yaren kültürünü barındıran Çankırı yaren kültürünü esas alacağız. 
YARENLİK RİTÜELLERİ
Sohbet Odaları:
Sohbet odasına daracık bir koridordan geçilerek girilir. Oda, uzunca ve büyük bir salon halindedir. Sohbet odasına girilen kapının tam karşısında “ocak” bulunur. Ocağın üst tarafında “şerbetlik” denilen ve lambaların konulduğu yer vardır. Sohbet odasının sağında bir basamakla çıkılan “şahnişin” yahut “şahinci” denilen ve üzerinde makatlar (sedir) bulunan özel bir yer vardır. Burada çalgıcılar oturur.
Odanın sol yanı sedirle döşenmiştir. Üst tarafında ise çok sayıda lamba, süslü tabak ve sahan gibi eşyaların konulmasına müsait özel bir yer bulunur.
Sohbetlere katılanlar, sohbete gelirken en temiz, en güzel elbiselerini giyerler. Her yer son derecede temiz olur. Ocak gürül gürül yanar. Ocağın sağ ve sol taraflarına yere “sevai-kutnu” minderler konulur ve buralara büyük ve küçük başağalar oturur.
Sohbete İlk Teşebbüs:
Sohbetler genellikle kış mevsiminde yapılır. Sohbet tertip etmek isteyen birkaç arkadaş bir araya gelirler ve bir sohbet âlemi (teşkilatı) kurmak için sözleşirler. Bir araya gelip teşkilatı kurmayı kararlaştıranlar, ilk önce büyük Başağa ile küçük Başağa ve Yaren Kâhyası’nı seçerler. Seçilen bu sohbet idarecilerinin onayı alınarak da, diğer yaren ve bir de çavuş seçilir.
Daha sonra çalgıcılar, sohbette yenilecek yemekler, yakılacak ışıklar tespit edilir. Yaren sayısı çavuş ve çalgıcılar hariç olmak üzere toplam 24 kişidir. Ki, bu sayının, 24 Oğuz boyunu temsil ettiği söylenmektedir.
Yaren’in Vazifeleri:
Sohbet teşkilatına katılacak olan herkese “yaren” denilir. Bunlar da üç yaş kısmına ayrılır. Bir kısmı 18-20 yaşlarındaki gençlerden, bir kısmı 30-35 yaşlarındakilerden, diğer kısmı da biraz daha yaşlılardan teşekkül eder. Son kısmı oluşturanların sayısı ise 5-6 kişiyi geçmez. Bunların vazifesi büyük ve küçük Başağaların gözcülüğünü yapmak olup, gençlerin başıboşluğuna meydan verilmemesini sağlamak ve her iki yaş grubunu da idare etmektir. Yani bunların vazifeleri bir bakıma sohbet meclisinin müşavere üyeleri olmaktır. Çünkü Başağalar meclisin işleyişini ellerinde tuttuklarından, birazcık baskı gösteren davranışları eğer gençlerin tahammül gücünün sınırını aşacak şekilde ise, son yaş grubuna dâhil olanlar böyle durumlara müdahalede bulunabilirler. Buna rağmen, hiçbir yarenden da farkları yoktur.
Mecliste otururken yaş sırası esas olduğundan, yaşlılar Başağaların etrafında bulunurlar, en gençleri de en aşağıda oturur.
Her yaran diğer yarenin gözcüsü, hepsinin baş gözcüsü de Başağadır. Yarenin bir “yolsuz” durumu görülünce, suçlu olana ihtar ve tembih görevi büyük ve küçük Başağa’nındır. Eğer aksaklığı onlar görmezse, ihtar ve tembih görevi çavuşa düşer. Ve bu ihtarlara itaat etmek şarttır. Aksi takdirde ceza verilir. Yaren, mümkün olduğu kadar arkadaşlarının ceza almasını gerektirecek hareketlerden kaçınır. Hatta yarenden birisinin bir kabahat işlediğini bir diğeri görse bile Başağaların bu durumu görmemesi için elden gelen fedakârlık gösterilir. Çünkü cemiyet içinde ceza görmek çok ağır bir durumdur. Öyle ki; bazı suçların cezası memleketten sürülmeye kadar vardırılır.
YAREN’İN GİYİMİ
Her yaren gurubunda ayrı olmak folklorik kıyafetler belirlenir ve tüm yarenler aynı kıyafeti giyerler.
İlk Adap:
Ocak olduğu gece bütün yaren akşam ezanından bir saat sonraya kadar sohbet yapılacak eve gelmeye mecburdur. Eğer mazereti varsa biraz geç gelmesi gerekirse mutlaka Başağalardan birisine (genellikle küçük Başağa’ya) bildirmesi lazımdır. Kapıdan içeriye giren her yaren, odanın ortasında ve odada bulunan herkese, sağ elini göğsüne koymak suretiyle “selamünaleyküm” diye yüksek sesle selam verir. büyük Başağa da,” aleykümselâm” karşılığı ile selamını alır. Yeni gelen yaren, boş bulduğu sedir veya minderlerden birine iki dizi üzerine oturur.
Odaya Giriş:
Yaren ilk defa içeriye girerken başağalar dâhil olmak üzere, bütün yaren ayağa kalkar. Yarenin toplu halde içeri girmesi caiz değildir. Her yaren geldikçe biraz bekler, kapıyı vurur, içeriye haber verilir, ayağa kalkış ve selamlaşmadan sonra yerine oturur. En son yaren geldiğinde bile içerideki bütün yaren aynı şekilde ayağa kalkıp selamlaşırlar.
Her yaren bu şekilde içeri girip oturduktan sonra, önce büyük Başağa sonra da küçük Başağa tarafındakiler ayrı ayrı “merhaba… efendi ağa…”derler. Bu merhabalar da sağ eller sol göğüs üzerine konularak yapılır. Gelen her yarana hemen bir kahve ikram edilir. Kahve ikramını yapan ocak sahibi veya çavuş, bu işi yaparken sol dizini yere koyup oturur vaziyeti alır.
Elinde kahve ile ayağa kalkmak yasaktır. Bu şekilde bütün yarenin gelip yerini alması bir saat kadar sürer. Bu süre içinde herkes iki dizi üzerine oturur ve sakin bir şekilde peşrevi dinlenir, asla konuşmazlar.
Toplantının Başlaması
Yarenin sonu gelip, herkes tamam olduğu zaman küçük Başağa büyük Başağaya “Başağa’m yaren tamam olmuştur” diye bağırarak haber verir. Her iki Başağa arasındaki ocak devamlı surette yanar ve güğümler kaynar.
Yarenin sayısına göre ocak sahibi tarafından fincan bulunması gerektiği için herkesin kahvesi aynı anda pişirilir, önce büyük Başağa’ya sonra küçük Başağa’ya ve sonra da büyük ve küçük Başağa tarafındaki yarene verilir. Bu kahve çalgıcılara verilmez. Kahve dağıtımı herkese yapıldıktan sonra bu durumu gözleyen büyük Başağa fincanını ağzına götürür ve içmeye başlar. Dağıtım işleri tamamlanıncaya kadar kimse kahvesini içmez. büyük Başağa’yı takiben küçük Başağa ve sıra ile sağ ve sol taraftakiler birbirlerini takiben kahvesini içmeye başlarlar. Kahve içimi tamamlandıktan sonra yine aynı şekilde evvela büyük ve küçük Başağalar, sonra sağ ve sol taraftaki yarenler fincanları iade ederler. Bu iş de yarım saat kadar sürer.
Oturma Adabı:
Kahve içildikten beş on dakika sonra küçük başağa büyük Başağa’ya “Başağa’m, müsaade buyurunuz da biraz dizimizi kaldıralım” der ve büyük Başağa da “münasiptir” diyerek sağ dizini kaldırır. Onu takiben Küçük Başağa ve sağ-sol taraftakiler ancak sağ dizlerini kaldırabilirler. Biraz sonra aynı şekilde sol dizleri için izin alınır ve sağ diz indirilip sol diz kaldırmaya müsaade edilir. Otururken ayak uzatmak, arkadaşına arkasını dönüp oturmak, bağdaş kurmak kesinlikle yasaktır. Yalnız, yoruldukça dizlerini veya yerlerini değiştirebilirler. Fakat yer değiştirmek için de her halükarda dışarıya çıkıp tekrar içeriye girerek boş bulduğu yere oturabilirler. Dışarı çıkmadan yer değiştirmek olmayacağı gibi çıkarken de arka arkaya çıkmak şarttır.
Oturma merasimi sona erdiğinde, sazlar da peşrevi değiştirirler. Fasılalar başlar. Yaren içinde eğer musiki bilen varsa, bunların bir kaçına küçük başağa işaret eder, onlarda aynı merasimle dışarıya çıkarlar, tekrar gelir ve çalgıcıların oturduğu şahnişine geçerler. Şahnişinde oturmak birazcık serbest olduğu için bağdaş bile kurulabilir.
Yarenin da katılması ile saz heyeti (gırnata, santur, keman, on iki telli saz, darbuka sonraları ut) tamam olur. Çalgıcıların sohbetine devamı süresi içinde para ile çalmak üzere sadece sohbet için seçilirler. Çalgıcılar o gece kesinlikle bir başka yere gidemezler. Şahnişine geçen yaranlar ancak ses çıkaran aletlerden zili, defi, kaşık, zilli maşa gibi aletlerini çalabilirler. Yarenden hiçbirisi, çalgıcıların sazlarını bilseler dahi çalmağa izin alamazlar.
İlk Fasıl:
İlk olarak hareketli parçalar söylenir. Bu şarkı ve türküler gibi mahalli ve milli havalar, hemen hemen bir saat sürer. Bu esnada da ocak sahibinin ahbaplarından ve dostlarından oluşan misafirler de gelmeye başlar. Ocak sahibi tarafından Başağa’ya haber verilerek veya başağa tarafından bizzat davet edilen bu misafirler iki kısımdır. Bir kısmı sadece kahve içmeğe davet edilir. Diğer bir kısmı ise sabah vaktine iki-üç saat kala yenilen yemeğe kadar ağırlanırlar.
Misafirler:
Şayet misafirin oturacağı bir yer yoksa yarenden bir kaçı dışarıya çıkarılır.
Misafir odaya girişte, herkese hitaben, elini göğsüne koyarak “selamünaleyküm” diye selam verir. Bu sırada bütün yaren ayağa kalkar ve sadece yarenbaşı “aleykümselâm” diye selamı alır. Yarenden birisi misafiri hemen söze tutar, misafirin sohbet odasındaki noksan vaziyetleri tespit etmesine fırsat vermez. Şayet misafir, kazara tanımadığı birisinin yanına oturmuş ise o kişi hemen kalkıp dışarı çıkar. Tanıdığı birisi gelip oturur ve lafa tutar. Misafir öyle meşgul edilir ki bir yandan sazların türlü nağmeleri, bir yandan edilen lafların etkisiyle misafir ayrıldığı zaman bir tatlı hayalden öte hiçbir şey hatırlayamaz.
“Kalk Git” Kahvesi:
Saz faslı devam ederken, bitiş zamanını yarenbaşı veya küçük başağanın verdiği bir işaret tayin eder. Ve hemen misafire “kalk git kahvesi” denilen kahve verilir. Misafir kahvesini içince kalkar ve merasimle uğurlanır. Eğer misafir kahveyi içince kalkmaz ise, bu defa küllü bir kahve verilir. Kül boğazını gıcıklayacağı ve öksürteceği için, öksüren bir kimse de cemiyet içinde duramayacağından mecburen kalkar. Daha da gitmez ise misafirin ayakkabıları önüne getirilir. Misafir eğer hürmet gösterilen bir zat ise saz takımı uğurlama sırasında “Cezayir Marşı”nı çalar.
Orta Oyunları:
Kahve misafirleri uğurlandıktan sonra kapılar kilitlenir, kapı dışına asılmış olan fenerler içeri alınır (şimdi dışarıdaki lambalar söndürülür) artık misafir kabul edilmez ve orta oyunları başlar.
Orta oyunlarına “yemek misafirleri” de katılabilir. Bu oyunların başlıcaları şunlardır.
1- Tura oyunu
2- Şildir şip
3- Yüksük oyunu
4- Samıt (samut, samt) oyunu
Oyunlardan Sonra:
Bu oyunlardan sonra küçük Başağa’nın teklifi ile herkes yerine oturur, kahveler içilir. Bu esnada yarandan sesi güzel olanlar sadece saz ve tef eşliliğinde ezgiler söylerler. Daha sonra yemek hazırlanmış olduğu için küçük Başağa büyük Başağa’ya yemeğin hazır olduğunu yüksek sesle duyurur. Merasimle eller yıkanır, sofra bezleri serilir ve herkes sofraya oturur. Yemekten önce gelmiş geçmiş yarenlerin ruhları için “Fatiha” okunur. Yemekte pilav ortaya konulduğu zaman büyük Başağa çavuşa “Yollumuz yolsuzumuz var mı?” diye sorar. Çavuş da “Adettir Başağa’m.” diye cevap verir. Bazen suçlunun önüne pilav içine kaşık dikilir.
Yemek bittikten sonra tekrar aynı merasim ile eller yıkanır, herkes yerine oturur.
Arap Verme Usulü:
Sohbette zilli maşa ile tefin ismi “Arap’tır. Bunlar, ortalığa, yani herkese aittir. Ocak kimde ise, yani sohbetin yapılacağı oda sırası kimde ise bunlar bütün hafta boyunca onda kalır. Bir sonraki ocağı yakacak olan ev sahibine arap verilir ve bunların iyi muhafaza edilmesini nasihat eden şu türkü söylenir.
Deyişler ve maniler ile ocak sahibine vazifeleri teker teker sıralanmış ve sayılmıştır. Evinin sağlam olması, baş ağaların her türlü zorlukları halletmesi, edep erkân dairesinde ocakların yakılması, hatta pilav yağının bile acı olmaması gerektiğini sıkı sıkı tembihlemiştir.
Muhakeme Usulleri:
Çalgıcılar da dâhil olmak üzere yemek misafirleri giderler. Bunları küçük Başağa kapıya kadar uğurlar. Odada yarenden ve çavuştan başka kimse kalmaz. Perdeler iner, kapılar kilitlenir, hatta dinleyen var mıdır diye dışarısı iyice gözetlenir. Çünkü artık yarenin “sır” saatleri başlamıştır. Muhakemenin son derece gizli tutulmasına bilhassa dikkat edilir.
Şayet o hafta hiç suçlu (yolsuz) yok ise bir Aşr-ı Şerif okunur, gelmiş geçmiş yarenin ruhlarına Fatiha çekilir.
Geçen bir hafta içinde yarenden birisi hata işlemiş bunu bilen gören varsa muhatap olan hemen ayağa kalkar. Arkası kapıya yüzü ocağa dönük olarak kapıya gider, sonra gelir ve Büyük Başağa’ya eğilerek selam verir. İki diz üzerine çöker, meydanda oturur.
Büyük Başağa:
“-Ne dileğin var… ağa?” diye sorar. O da “… ağadan davacıyım ” der demez, adı anılan hemen ayağa kalkar ve evvelki yaptığı hareketlerin aynısını tekrarlayarak, davacının sol tarafına iki diz üzerine oturur.
Davacı olan şahıs davasını açıklar. Gerekirse şahitler dinlenir. Suç sabit olduğu takdirde, Büyük Başağa’ya hitaben “-başağa, ne diyorsunuz” diye sorar. Küçük Başağa da “-Mademki bu işi… ağa yapmış yolsuzdur ve erkanı lazım gelir” diye mütalaasını açıklar.
Büyük Başağa, önce kendi tarafındakilere, sonra da Küçük Başağa tarafındakilere sorar. Kimisi lehte, kimisi aleyhte iddia ve beyanı onayladıktan sonra, ekseriyetle veya ittifak ile yargılanan şahsın masumiyetine veya mahkûmiyetine karar verilir. Hüküm Büyük Başağa tarafından ilgiliye “yolsuzluğunuz görülmemiştir” veya “… sen bu işi işlediğinden dolayı erkansın…” diye tebliğ edilir. Karar kesin olup itiraz söz konusu değildir.
Davacı kalkar evvelki yerine, yolsuz çıkan da şahnişine oturur. Yolsuz çıkanın dostlarından birisi şahnişine geçerek “Yolun açmaya beni vekil ettin mi?” diye sorar O da “Vekilimsin” der. Vekil de evvelkilerin merasimini aynen tekrar ederek, Başağa’nın huzuruna diz çöker oturur:
“-Başağa… ağanın yolunu açacağım.. Her ne emrederseniz yapacağım” der. Başağa da Küçük Başağaya “… ağanın yolunu açalım, filan gün bütün yareni hamama götürsün, tıraş ettirsin, hamamda yağlı yedirsin, çalgı getirsin, akşam da evine götürsün.. Yarene takım yemeği yedirsin, gece yemeği de versin…” diyerek çok ağır bir ceza hükmü verir. Yapmazsa şayet, sohbetten ihraç memleketten ihraçtan daha ağır bir cezadır. Çünkü “sen iyi bir adam olsaydın, sohbetten kovulmazdın” şeklinde insanın değerlendirmesi yapılır… Hatta bu yüzden memleketi kendi isteğiyle terk edip gitmek zorunda kalanların bile olduğu anlatılır. Öyle ki bu tür cezaların getirdiği sosyal bir nizam ahengi vardır ve her yarenin en ufak bir kötülük yapmaktan daima kaçınır. Şayet elinde olmayarak yapmış olsa dahi, sohbete intikal etmemesine azami dikkat gösterirler.
Şayet, cezalının suçu hafif ise Küçük Başağa:
“-Başağa, hamamı bağışlayınız” ricasında bulunur. O da etrafına danışır ve uzun süren mütalaadan sonra ceza, bir defaya mahsus olmak üzere affedilirdi.
Şayet suçlu biraz serkeş ise yolunu açmazlar; ta ki yolunu açıncaya kadar ne dava eder, ne de kendisinden dava olunur ne de müzakereye iştirak ederdi. Her müzakerede yaran diz çöktüğü zaman bu da şahnişine geçer, yalnızca muhakemeyi dinler. Eskiden yolu açılıncaya kadar ocak ta vermezler, ocağa da davet edilmezmiş…
Başağaların Muhakemesi:
Başağaların erkânı, çok zaman yaran üzerindeki hak riyasetini hakkıyla yerine getirememesinden, yarenin herhangi bir ferdinin şerefine lakayt kalmasından, yani yarenin ilk gelişinde ayağa kalkmamak, “merhaba” dememek, umum kahvelerini yaranın tamamı almadan içmek, yarene karşı dürüst hareket etmemek, misafirlere kayıtsız kalmak gibi hallerinden kaynaklanır. Eğer Başağalardan birisi yolsuzluk yapar ise, hakkında aynı şekilde dava açılır. Aynı akıbetler Başağalar için de geçerli olur.
Dava olunan Başağa o sene ne kadar sohbet varsa onların büyük ve küçük Başağalarını bir yerde toplar, mahkûm başağaların yarenine haber gönderirler. Onlardan davacılarla beraber 7-8 yaren da dinleyici sıfatı ile beklerler. Mahkûm Başağalar dertlerini yeni heyete arz eder, onlar da olayı tetkik ederler.
Davalı başağalar müşterek Başağaların verdiği hükmü kabul etmezlerse, esnaf teşkilatının reisi olan Ahi Baba’ya müracaat ederler idi. Ahi Baba’nın verdiği hüküm kati ve hüküm de “yollu” yahut “yolsuz” diye neticelenirdi.
Yarenden Evlenenler Olur İse:
Yarenden birisi evleniyorsa, baş donanma gecenin canlılığı, güveyi gezdirmesi yarene aittir. Düğünde gerek Başağalar, gerek yaran canı gönülden çalışır, her hizmeti hallederler.
24 kişilik yaren ekibi, kayıtsız şartsız damadın emrindedir. Baş donanma gecesi sabaha kadar yaren ayrılmaz, ertesi gün hamamda yine aynı şekilde beraberdirler.
Sohbetin Son Buluşu:
Doksan gün gibi uzun bir müddet Başağaların baba şefkati ile yareni idare etmeleri ve yarenin kardeş muhabbeti, gece-gündüz bir arada bulunmaları ruhlara derin tesirler bırakacağı için bu ayrılık herhalde matem havası içinde gerçekleşir. Bu şekilde veda merasimi biter bitmez doksan gün hizmetlerinde bulunan çavuşağa gelir, cümlesinin ellerini öper. Çalgı da marşı keser ve sıraya girerler. Başağa birer kahve ısmarlar. Sohbet esnasında geçirdikleri günleri anmakla, sağ olurlarsa gelecek sene yine bu şekilde sohbet yiyeceklerini ve şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra birbirleriyle kardeş gibi görüşüp sevişmelerini ve birbirlerinden dava esnasında kırılanlar var ise haklarını helal etmelerini isterler.
Bu nasihat devresini de takiben, bir “Aşr-ı Şerif” okunur, “Fatiha” çekildikten sonra, sohbet son bulur.
Yaren Meclislerinin Adları, Ülkedeki ve Ülke Dışındaki Yaren Meclisleri
Yaren Meclisleri Türk Dünyası’nda; Yaran, Yaren, Sıra, Sıra Gezmesi, Sıra Gecesi, Sohbet, Kürsübaşı, Arifane, Erfene, Ferfene, Harfana, Herfene, Helefene, Herfane, Barana, Arabaşı, Meşref – Meşrep, Gezek – Keşik, Delikanlı, Kef, Oturma, Oturak, Muhabbet, Gün, Kardeşlik… gibi birçok adla anılmaktadır. Yaren Kültürü, Türk Musıkisi, Bayraktarlık, Efelik, Zeybeklik, Seğmenlik, Kardeşlik, Cem Meclisleri, Gaziyan-ı Rum, Bacıyan-ı Rum, Abdalan-ı Rum, Ahiyan-ı Rum, Ahilik, Kuşak Giyme Törenleri, Esnaf Loncaları gibi birçok kurumla iç içe girmiş bir kültürümüzdür. Bu kültürün, kurumun değişik şekilleri Türkistan’da, Kafkasya’da, Irak’ta, Balkanlarda (Mesela 1913 yılına kadar Gümülcine’ye bağlı olan, eski adıyla Şeyhcuma’da, günümüz Bulgaristan’ının Kırcaali Cebel ilçesinde Canbaşlı köyünde (Yaren Bayramı adıyla bayramı bile yapılarak) yaşamaktadır.
Ülkemizdeki Yaren Meclislerinden Örnekler
ÇANKIRI YAREN MECLİSİ
TAVAS YAREN MECLİSİ
ŞANLIURFA SIRA GECELERİ MECLİSİ(Urfa-Elazığ)
ELAZIĞ KÜRSÜBAŞI MECLİSİ
NEVŞEHİR KÜRSÜBAŞI MECLİSİ (Nevşehir-Elazığ)
KONYA BARANA MECLİSİ
MERAM BARANA
OVAKAVAĞI BARANA
BURSA GEZEK MECLİSİ
KÜTAHYA GEZEK MECLİSİ
ÇANAKKALE GEZEK MECLİSİ
SAMSUN KEŞİK MECLİSİ
KEMERHİSAR KEŞİK GİTME
KARAMAN SIRA MECLİSİ
DİYARBAKIR HALEFENE MECLİSİ
MERSİN ARABAŞI MECLİSİ
EMİRDAĞ ARABAŞI MECLİSİ
BAYBURT HERFENE MECLİSİ
SİVAS HERFENE MECLİSİ
ŞARKIŞLA HERFENE-ARİFANE MECLİSİ
AĞIN HERFENE MECLİSİ
YENİFAKILI KÖY ODALARI VE AHIR SEKİLERİ
SAFRANBOLU AKVEREN KÖYÜ LOKMA,BANDIRMA ,OTURAK ,KOMŞU MECLİSLERİ
ARTVİN HERFENE MECLİSİ
TOSYA ERFENE MECLİSİ
KASTAMONU SIRA MECLİSİ
Suçu sabit görülen yârenlere verilen cezalardan örnekler:
–Yârenleri, tıraş ettirmek.
–Yârenleri, hamama götürmek.
–Yârenlere, Yâren Kahvehanesinde çay ısmarlamak.
–Helva, tatlı yaptırmak.
–Yâren Meclisi’nden kovulmak. (En ağır cezadır.)


