RUHSAL RAHATSIZLIK OLARAK ATEİZM VE RUHBANLIK
Tımarhanede adamın birinin “ben son peygamberim” diye öne çıktığında bir diğerinin “ben son zamanlarda hiç peygamber göndermedim” dediği anlatılır.
Her insanda tanrısal bir yön olduğu, tanrısallığın insanın özünde olduğu anlayışının kabulü ile Kur’an ateizmi kabul etmez. Buna göre Tanrısızlık yok; kendini Tanrının makamına oturtma, kendini Tanrının yerine koyma vardır. Tanrıyı kabul etmeyenlerin kendilerinin o makama oturmaları yönelimidir bu.
Kişinin kendi acizliğini kabullenememesi[1], bunu hazmedememesi ruhsal sıkıntıların temelinde yatan en önemli durumdur. Değer varlığı olan insan değerin en uç noktasında bulunan Tanrıyı O makamdan indirerek acizlik hissinden ve durumundan kurtulmayı denemektedir.
Aşağılık komplekslerini gidermek kendi yetersizliğini gizlemek kendi basit ve zavallılığını ortadan kaldırmak için Tanrıyı ortadan kaldırması gerekmektedir. Bu açıdan ateizm kendine yer açmak için Tanrıyı ortadan kaldırma çabası olarak da görülebilir. Kişinin kendini tanrı yerine oturtması; kendini o yere layık görmesi bir tür kendini unutuş anlamına da gelmektedir.
Kendini Tanrı makamına oturtan Tanrının hiçbir özelliğini; hiçbir vasfını üzerinde taşımadığını bilmektedir. Hiçbir şey yaratamadığını, insanlara rızık veremediğini bildiği halde insanlar üzerinde; insanların ve evrendeki varlıkların hayatı üzerinde hegemonya kurmaya çalışmaktadır.
Kendi eksiklik ve yetersizliklerini kabullenmek yerine kendini her şeyin merkezine oturtarak yaratanla yer değiştirmektedir. Bu da çok ciddi, derin bir ruhsal bunalımın ürünü olarak öne çıkmaktadır.
Kur’an Nemrudun İbrahim a.selamın “benim rabbim öldürür ve diriltir” cevabına “ben de öldürür ve diriltirim” derken ki trajikomik durumunu anlatırken bunun altını çizmektedir..
**
Ruhbanlık da bu tutumu tersinden sürdürmektedir. O da Tanrı olmanın değil Tanrı adına konuşmanın daha karlı olduğu anlayışı ile kendini aradan çekerek Tanrıya kendini konuşturur. Bu da başka tür bir Tanrısızlıktır.
Aslında Freud’un mantığıyla baktığımızda dinsel takıntıların çoğunun da aynı anlayıştan yola çıktığını görürüz. Bu sefer tamamen Tanrıyı karşısına almaz. Ama sanki tanrıyı yanına almış gibi; sanki Tanrı onun yanındaymış gibi Tanrıya kendini konuşturur. Yani kendini Tanrı diliyle meşrulaştırarak acizliğini gidermeye çalışır.
O halde hem ateizm olarak bilinen, hem de ruhbanlık olarak öne çıkan sapmaların ikisi de Tanrının makamına oturma, kendini tanrının yerine koyma çabası olduğu için ruhsal rahatsızlığın dışa vurumu olarak kabul edilmelidir.
Mükemmellik tasavvuru bağlamında Tanrı ve Ateizm
Descartes “bilmek şüphe etmekten daha üstündür”[2] diyerek “olduğundan daha mükemmel olmayanı nereden öğrendiğini”[3] araştırmaya başladığını söyler. Bunu daha mükemmel bir doğadan öğrenmiş olduğunu kabul eder. Çünkü dış dünyadaki yer gök ışık soğuk sıcak gibi şeylere ilişkin düşüncelerin nereden geldiğini bilmek zor değildir. Bunları benden üstün kılıcak herhangi bir şeyin olmadığı savına varır. Eğer bunlar hakiki ise bu düşüncelerin oldukça mükemmel olan kendi doğamdan geldiklerine inanılabilir. Eğer hakiki değilllerse onları yokluktan edindiğime yani bir eksikliğin bulunması; dolayısıyla bende bulunduklarına inanabilirdim: ama bu kendi varlığımdan daha mükemmel bir varlık fikri için aynı olamazdı. Çünkü onu yokluktan edinmek imkansız bir şeydi. Sonra da en mükemmelin daha mükemmelden çıkmasında ona bağlı olmasından hiçten bir şeyin meydana gelmesinden daha az aykırılık bulunmadığına göre onu kendimden de edinemezdim. O halde olduğundan daha mükemmel bir doğa(nature) tarafından hatta herhangi bir şekilde bende de bir fikir bulunan bütün mükemmeliklere sahip bir doğa (nature) tarafından yani tek kelime ile Tanrı tarafından bu fikrin bana verilmiş olması ihtimalı kalıyor geriye. Mükemmele sahip olduğumu bilmem sahip olduğum her şeyi kendisindenedindiğim daha mükemmel başka bir varlığın zorunlu olarak varolmasını gerektirir.”[4]
1-Bir iyi daha iyisini düşündürür. İyi daha iyi…Daha iyi fikri bize bizden ve dış dünyadan gelmez.[5]
2-Her kim daha üstününü düşünürse ve o daha üstünü düşünülemezse o zaman o şey vardır.[6]
Bu Tanrının özellikleri kendinde var olmasıdır. Mutlak olmasıdır. Mağlub edilemez olması ve sonsuz merhamet sahibi olması, ebedi ve fizyolojik yapıda olmaması bileşik olmaması gereklidir. Bu nitelikler direkt olarak zihnimizdeki üstün varlığa işaret eder. Eğer bu nitelikler yoksa bir üstün varlık fikrinin olması da mümkün değildir.[7]
[1] Kibr, Tuğyan ve İstiğna
[2] -Descartes,Metod Üzerine Konuşma, çev. K.Sahir Sel, s.34, İst.1984
[3]-Descartes,a.g.e,s.34
[4]-Descartes,a.g.e, s.34-35
[5]-bkz. Anselm,Monologion
[6]-bkz.Anselm,Proslogion
[7]-bkz.Anselm,Proslogion
