BİZİ ZAYIFLATAN GÜÇLÜ YANIMIZDIR

0
Hart-Hukuk-Ahlak-Ayrımı-2

İyiliğin Paradoksu

En iyi tarafımız aslında bizi en çok zayıflatan tarafımızdır. Namusu dürüstlüğü, merhameti öne çıkaran bütün insanlar hem çok mübarek; hem kullanılmaya, yanlış yönlendirilmeye müsaittirler.

Aslında bizi güçlü dinamik yapan unsurlar kudret’i ele geçirenler tarafından kolayca maniple edilebilir. Dolayısıyla imanın ve ahlakın fiziksel güç ve hukuk tarafından korunmadığı ortamlarda namuslu olmak dürüst olmak insanları kullanıma hazır bir aparata dönüştürebilir.

İnsanoğlu ontolojik olarak iyiyi istediği ve üstte tuttuğu için iyinin karşı konulamaz bir gücü vardır. Bütün siyasiler ve kurtarıcıların söylemlerinin insanlığın ortak hedeflerine dönük olması bunun göstergesidir.

Ancak her güç, hem ıslahı hem de yıkımı daima içinde taşır. İyiyi omuzlamak da iyinin omzuna binerek yükselmek de iyinin gücünden kaynaklanır.

 Adaleti gerçekleştirme söylemiyle güç elde eden kişi oturduğu makamın temelinde adaletin olduğunu, adalet istencinin gücü ile oraya oturduğunu unutabilir.

Bu yüzden iyilik daima hukukla yasayla korunmak zorundadır. 

Çünkü salt başına iyi olmak yeterli değildir. İyilerin korunması ve kollanması da gereklidir. Eğer iyiler korunmaz ve kollanmazlarsa iyilik istenci araçsallaştırılıp  çürümeyi getirebilir. İnsanların güvenliği ve huzuru sadece vicdana dönük ahlak söylemleri ile sağlanamaz.

Erdemin hala üst değer olduğu toplumlardaki kaotik durumun sebebi büyük ölçüde budur. Böylesi toplumların iyi olması aslında onların daha çok sömürülmesine, daha çok istismar edilmesine zemin hazırlar. Bu istismara izin vermemek gereklidir. Unutmayalım ahlak dolayımsız, hesapsız ve pazarlıksız bir tutumdur. Bu yüzden ahlakın çoğu kere kontrole ve korunmaya ihtiyacı vardır.

İyilik her zaman güzellik, başarı ve mutluluk getirir bunda kuşku yok.. Fakat iyilik ile elde ettiğimiz makamlar; elde ettiğimiz kazanımlar bizleri azdırabilir; şımartabilir. Elde ettiği güzelliklerin özünde yatan “iyi”yi unutarak bunları kendi akıllığına, yandaşlarına ya da kusursuz ideolojisine bağlayabilir..

İşte paradoks burada kendini gösterir. Bu sefer iyi olana uymayı değil, iyi olanı o kazandığı mevkileri kaybetmeme uğruna kullanmaya başlar. Ahlak ahlaksızların elinde çoğu zaman bir rant aracına dönüşür. Senin ahlaklı olduğunu düşünen ahlaksız seni ahlak yoluyla avlamayı dener. Kar elde edebildiği işlerin hiçbirinde sana haber vermezken O işte başı sıkıştığında yardımseverlikten dem vurup seni en zayıf yanından avlar. Ahlaklı olmak seni uyanıklara açık hedef haline getirir ve seni zaafa düşürür..

Böylelikle namuslu olan insanlar namuslu olmaları sebebiyle aldatılır. Nietzchenin ahlakın güçsüzlerin ürettiğine dair yaklaşımı ile bu anlatılır. Çünkü ahlak bir güç kazanma istencine aracı kılınır. Ahlaki duruşu olan insanlar ahlaksız için çok kolay kullanılabilecek bir nesneye dönüşür..

“Andolsun, Biz elçilerimizi apaçık belgelerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye, onlarla birlikte kitabı ve mizanı indirdik. Ve kendisine çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri indirdik; öyle ki Allah, kendisine ve elçilerine gayb ile (görmedikleri halde) kimlerin yardım edeceğini bilsin (ortaya çıkarsın). Şüphesiz Allah, büyük kuvvet sahibidir, üstün olandır.” Hadîd Suresi 25. Ayet

Batı toplumlarında gördüğümüz düzen ve intizam toplumsal yapıyı asla insan vicdanına ve ahlaki beklentilere bırakmamış olmaları ile ilgilidir.  Alman atasözü “güvenmek iyidir, ancak kontrol etmek daha iyidir” der. Kant’ın ahlakı görev ile ilişkilendirmesi de anlamlıdır.

 

 

Bir yanıt yazın