Ateizm-Misotheizm:Tanımı, Tarihi ve Gelişimi

0
ateizm2

Giriş
Başlamak için en iyi yer bir tanımdır. Ateizm dilbilimsel olarak ‘teist olmayan’ anlamına gelir; başka bir deyişle, bir Tanrı’ya ya da tanrılara inanmayan kişi. A ön eki yok ya da değil anlamına gelir ve theos kelimesinden gelen teizm, araya giren bir Tanrı ya da tanrıların varlığına olan inancı ifade eder. Her ikisi de Yunanca’dan gelmektedir, ancak kelime anlamına güvenmek terimin anlamını açıklamak için yeterli değildir. Peki bir Tanrı’ya ya da tanrılara inanmamak ne anlama gelir? Kendisini ateist olarak tanımlayan kişinin ateizm lehine olumlu argümanlara sahip olduğunu mu gösterir? Şu anda herhangi bir teistik argüman tarafından ikna edilmedikleri anlamına mı gelir? Yoksa sadece herhangi bir tanrıya inanmadıkları anlamına mı gelir?

Akademisyenler ateizmin tanımı konusunda bir fikir birliğine varmış değiller, ancak benim derdim felsefi tartışmalar değil. Benim odak noktam pratiktir.5 Ortaya attığım ilk soruyu ele alalım: Kendisini ateist olarak tanımlayan kişinin ateizm lehine olumlu argümanlara sahip olduğu anlamına mı gelir? Bu anlamda ateist, Tanrı’nın olmadığına dair bir bilgi iddiasında bulunan kişidir. Bununla birlikte, böyle bir iddia gerekçelendirme gerektirir. İddia pozitif bir iddiadır ve onu destekleyecek bir tür argüman gerektirir. Dolayısıyla, bu tür bir ateist kendi pozisyonu için kanıt sunmalıdır.
Bu da bizi ikinci soruya götürmektedir: Bu, ateistin şu anda hiçbir teistik argüman tarafından ikna edilmediği anlamına mı gelmektedir? Bu, ateizmden çok uzak ve agnostisizm alanına giriyor gibi görünmektedir. Böyle bir pozisyona sahip olmak, Tanrı’nın varlığı için iyi bir argüman sunulması halinde bunu kabul etmek zorunda kalacakları anlamına gelir.

Son olarak, bir sorumuz var: Bu, kişinin herhangi bir tanrıya inanmayan biri olduğu anlamına mı gelir? Eğer bir ateist herhangi bir rasyonel araştırmanın yokluğunda sadece seçimine dayanarak inanmıyorsa, bunun perilere ya da astrolojiye inanmak gibi diğer inançlardan ne farkı vardır?
Deneyimlerime göre, neden hiçbir tanrıya inanmıyorsunuz sorusu bir ateistle sohbet etmek için mükemmel bir başlangıçtır . Aldığım yanıta bağlı olarak, onların agnostik mi, herhangi bir pozitif kanıt olmadan inanan ateistler mi olduklarını anladığım gibi,  Tanrı’ya karşı bir argüman bulup bulmadıklarını  da açıkça anlıyorum.

Eğer agnostik iseler, o zaman en iyi strateji Tanrı’nın var olduğuna neden inandığınıza dair iyi nedenler sunmaktır. Eğer samimilerse ve argüman geçerliyse, o zaman İlahi Olan’ın varlığını kabul etmelidirler. Kanıt olmadan hiçbir tanrıya inanmıyorlarsa, o zaman yararlı bulduğum şey inançlarını sorgulamalarını ve düşünmelerini sağlamaktır. Onlara şunu sorardım: Tanrı’nın varlığını reddetmek için elinizde ne gibi kanıtlar var? Ayrıca onlara herhangi bir muhakeme ya da entelektüel temel olmaksızın sadece seçime dayalı bir şeye inanmanın olumsuz sonuçlarını da gösterirdim. Tanrı’nın varlığına karşı kanıt bulduklarını iddia ederlerse, onlardan kanıt isterdim. Bu durumda, bir Müslüman olarak benim görevim, sundukları kanıtın nasıl yanlış olduğunu ya da yanlış anlaşıldığını göstermek ve aynı zamanda Tanrı’nın neden var olduğuna dair bir delil ve iddia sunmak olacaktır.

İşte size pratikte ateist olmanın ne anlama geldiğinin bir özeti.

İlk olarak, kişinin basitçe bir Tanrı’ya veya tanrılara inanmadığı şeklinde olumsuz bir iddia vardır.

İkinci olarak, Tanrı’nın varlığına dair mevcut argümanların ikna edici olmadığı görüşü vardır ki bu da agnostisizm anlamına gelir.

Son olarak, hiçbir tanrının olmadığına dair pozitif bir iddia vardır.

Böyle bir iddia bir argüman gerektirir. Tecrübelerime göre, bu konudaki tartışmalar ne kadar saçma olursa olsun, pek çok ateist sadece İlahi Olan lehine hiçbir argümanla ikna olmadıkları için ateisttir. Bu da çoğu ateistin aslında ateist değil, gizli agnostik olduğu anlamına gelmektedir. Dolayısıyla umut vardır ve tek yapılması gereken teizm için iyi bir argüman sunmaktır. Burada önerdiğim pratik tanımların ikili olmadığına dikkat etmek önemlidir; her ateist türünün farklı dereceleri vardır. Ateistler bu tanımlardan birine veya bir kombinasyonuna sahip olarak da tanımlanabilir.
Keşke bu kadar kolay olsaydı. İnsanlar entelektüel robotlar değildir. Hangi dünya görüşünü benimseyeceğimizi bir dizi duygusal, sosyal, ruhsal ve psikolojik faktör belirler. Belirli kararlara veya inançlara yol açan çok sayıda değişkeni çözmek imkansızdır. Ancak benim deneyimlerime göre ateizm, akıl ve bilimden doğan katı bir entelektüel karar değildir. Aksine, ateizm derin bir şekilde psikolojiye dayanmaktadır (her ne kadar bunun tüm ateistler için değil bazıları için geçerli olduğunu kabul etsem de).

Misotheizm: Tanrı Nefreti
Her ne kadar ateizmin bir türü olarak görülmese de, Tanrısal olanın reddinin başka bir türünü ele almanın büyük ilgi çekeceğini düşündüm. Bu bakış açısı Tanrı’nın varlığını reddetmekten ziyade, Tanrı’dan nefret etmeyi ve O’nun var olmamasını dilemeyi içerir. Yunanca nefret anlamına gelen misos ve Tanrı anlamına gelen theos kelimelerinden gelen misoteizm olarak bilinen bu dini isyan, karanlıkta gizlenmektedir. Bazılarının belirli ateizm türlerinin psikolojik temeli olduğunu iddia edebileceği bu türden Tanrı’yı inkâr konusuna biraz ışık tutulmasının zamanı gelmiştir.
Doçent Bernard Schweizer konuyla ilgili bir kitap yazdı; Algernon Charles Swinburn, Zora Neale Hurston, Rebecca West, Elie Wiesel, Peter Shaffer ve Philip Pullman gibi önde gelen düşünür ve yazarların bir dizi edebi eserini inceledikten sonra, kötülük ve acılarla dolu bir dünyada şefkatli ve merhametli bir Tanrı fikriyle mücadele ettikleri sonucuna vardı. Tanrı’ya duydukları nefretin motivasyonunun “genellikle takdire şayan hümanist dürtüler “den kaynaklandığını belirtti.6 Schweizer ayrıca  misotheistlerin duygusal ve psikolojik olarak sorunlu olduğunu ifade etti.  “Psikolojik, duygusal ve fiziksel olarak yaralanmış kişilerin Tanrı’dan yüz çevirme ihtimalinin yüksek olduğu oldukça doğrudur “7 ve “daha etkili hizmet biçimlerinin misotheistlik ateşini söndürmeye yardımcı olacağı veya ateizme giden yolu tıkayacağı hiçbir şekilde kesin değildir “8 demektedir. Bu düşünürler ve yazarlar farklı türden misotheistler temsil etseler de, hepsi de Tanrı’nın insanların acı çekmesindeki rolünü sorgulamaktadır:

“Tektanrıcı için durum farklıdır. Ona göre, yaygın kötülüğün iyiliksever bir Tanrı imajıyla uyumsuzluğu gerçek bir sorundur, yalnızca teolojik argümanların kılı kırk yarması değildir. Tanrıtanımazlar Tanrı’nın gerçek suçlayıcılarıdır ve rastgele kötülük ve hak edilmemiş acılardan Tanrı’yı sorumlu tutacaklardır. Dolayısıyla, ateistler ve misotheistlerTanrı’nın insanların acı çekmesindeki rolü sorusuna karşıt yönlerden yaklaşırlar: inançsız kişi misotheistin kurguya dayalı geçersiz bir iddiada bulunduğunu söyleyecektir. Tanrıtanımazın kendisi için ise, tam da inançlı olduğu için, Tanrı bir günah keçisi değil, kötülüğün suç ortağı ya da kışkırtıcısıdır. “9

Schweizer’in çalışması oldukça inceliklidir. Misotheistliği agnostik mishoteistler, mutlak mishoteistler, ve siyasi mishoteistler, olarak kategorize etmektedir. Profesörün ana fikrini özetlemek gerekirse, Misotheist olan kişi bir anahtar soruyla motive olur: İnsanlık Tanrı’yı ve O’nun gerçekleşmesine izin verdiği tüm kötülük ve acıları hak etmek için ne yapmıştır?

Tecrübelerime dayanarak, ateistlerin pek çoğunun gizli tanrıtanımaz olduğunu iddia edebilirim. Bu sonuca genellikle tanıklık eden bir soru şudur: Eğer Tanrı var olsaydı, O’na tapar mıydınız?. Karşılaştığım pek çok ateistin yanıtı hayır olacaktır ve sıklıkla dünyadaki ‘gereksiz’ ve ‘karşılıksız’ kötülük ve acılardan söz etmektedirler. Duyarlı varlıklara çektirilen acılar karşısında duydukları endişe ve ıstırapla empati kursam da, ateistler ve misotheistler benzer şekilde örtülü bir tür benmerkezcilikten muzdariptir. Bu, dünyayı kendi gözlerinden başka bir perspektiften görmemek için özel bir çaba sarf ettikleri anlamına gelir. Ancak bunu yaparken bir tür duygusal ya da ruhani yanılgıya düşerler. Tanrı’yı antropomorfize eder ve O’nu sınırlı bir insana dönüştürürler. Tanrı’nın her şeyi bizim gördüğümüz gibi görmesi gerektiğini ve bu nedenle kötülüğü durdurması gerektiğini varsayarlar. Eğer devam etmesine izin verirse, sorgulanmalı ve reddedilmelidir.
İnsanı Tanrı’yla karşılaştırmak, olayları bütünsel olarak anlama konusundaki yetersizliklerini ortaya koyar. Tanrıtanımazlar bu noktada muhtemelen bunun insanın Tanrı’dan daha fazla merhamet sahibi olduğu anlamına geldiğini haykıracaklardır. Bu da onların olayları kendi bakış açılarının ötesinden göremediklerini vurgulamakta ve Tanrı’nın eylemlerinin ve iradesinin bizim erişemeyeceğimiz İlahi bir nedene uygun olduğunu kavrayamadıklarını ortaya koymaktadır. Tanrı kötülüğün ve acının meydana gelmesinden hoşnut değildir. Tanrı bizim göremediğimiz bir şeyi gördüğü için bunların olmasını engellemez, kötülüğün ve acının devam etmesinden hoşnut olduğu için değil. Tanrı resme sahiptir ve biz sadece bir piksele sahibiz. Bunu anlamak ruhsal ve entelektüel huzuru kolaylaştırır çünkü inanan kişi en nihayetinde dünyada meydana gelen her şeyin üstün İlahi iyiliğe dayanan üstün İlahi bilgeliğin bir incisiyle uyumlu olduğunu anlar. Bunu kabul etmeyi reddetmek, aslında misoteistin kibir, benmerkezcilik ve nihayetinde umutsuzluk bataklığına düştüğü yerdir. Sınavda başarısız olmuştur; Tanrı’ya duyduğu nefret ona Tanrı’nın kim olduğunu unutturur ve İlahi bilgelik, merhamet ve iyilik gerçeğini göz ardı ettirir.

Ateizm ve Felsefi Natüralizm
Ateizmin İslami tanımını tartışmadan önce, bu bölüm  bir kavramı tanıtmak için iyi bir fırsattır. Ateizm gibi felsefi natüralizm de İlahi olanı ve doğaüstünü reddeder. Bu nedenle, çoğu ateistin felsefi natüralizmi bir dünya görüşü olarak benimsemesi şaşırtıcı değildir. Felsefi natüralizm, evrendeki tüm olguların fiziksel süreçlerle açıklanabileceği görüşüdür. Bu fiziksel süreçler kördür ve rasyonel değildir. Bu, kasıtlı olarak bir amaca ya da hedefe yönlendirilmedikleri ve nesneler ya da fikirler arasında mantıksal ilişkiler kuramadıkları ve bunları tanıyamadıkları anlamına gelir. Felsefi natüralistler tüm doğaüstü iddiaları reddeder ve bazıları evrenin ‘dışında’ bir şey varsa bile bunun evrene müdahale etmediğini savunur. Profesör Richard Dawkins’e göre ateistler felsefi natüralistlerdir. Dawkins’in de belirttiği gibi, bir ateist “doğal, fiziksel dünyanın ötesinde hiçbir şey olmadığına inanır”.10 Ancak, bazı ateist akademisyenler natüralist değildir. Bu ateistler İlahi Olan’ı inkar etseler de, fiziksel olmayan olguların varlığını onaylamaktadırlar. Bir teist için bu tür ateizmle entelektüel olarak ilişki kurmak -genel olarak konuşmak gerekirse- daha kolaydır çünkü bu ateistler fiziksel olmayan olguları reddetmezler. Bu açıdan, teizm ile bazı ortak noktalar bulunmaktadır. Tanrı’nın varlığına karşı kanıt ileri süren ya da İlahi olana dair güçlü kanıtların bulunmadığını savunan çoğu ateistin örtük ya da açık bir şekilde felsefi natüralizmi benimsediğini belirtmek önemlidir. Yine de, burada sunulan argümanların çoğu felsefi natüralizmi benimseyen ya da benimsemeyen ateistlere karşı kullanılabilir.

İslami Tanım
Ateizm için kullanılan geleneksel İslami terim ilhad olup, kelime anlamı ‘sapma’ olarak bilinir ki en doğru şekilde ‘tanrıtanımazlık’ olarak tercüme edilebilir.

İlhad terimi, bir çukurun kazıldığı ve ölen kişi için bir yan cebin yapıldığı bir tür İslami mezarı tanımlamak için kullanılan Arapça lehad kelimesinden gelmektedir. Bu anlamda Lehad, kazılan ana çukurdan bir sapmadır. Dilbilimsel olarak bu, ateizmin doğal ve rasyonel olandan bir sapma olduğu anlamına gelir. Peygamber Muhammed (s.a.v) tüm insanların ve diğer varlıkların, esasen Tanrı’yı tanıyan ve İlahi Olan’a ibadet etmeye yatkın olan doğuştan gelen bir tabiat veya ilksel bir durumla doğduklarını söyler.11 Bu Nebevi öğreti ateizmin doğal olmadığı ve insan ruhunun bir sapması olduğu yönündeki İslami inancın temelini oluşturur.
İslam teolojisine göre Tanrı’nın isimleri Yaratıcı (El-Halik), Yaşatan (El-Muktedir) ve Var Eden (El-Mübdi)’dir. Ateistler evrenin bir yaratıcısı olduğu fikrini reddettikleri için bu isimleri de reddederler. Tevhid olarak bilinen İslami Allah’ın birliği doktrini, Allah’ın isim ve sıfatlarından herhangi birini inkâr etmeyi bir tür çoktanrıcılık olarak kabul eder . Dolayısıyla İslami bakış açısına göre ateistler müşrik olarak kabul edilir. Kur’an’ın bir yaratıcıyı reddedenlerin “emin olmadıklarını “12 ve tektanrıcılığı reddedenleri “ahmaklar “13 olarak tanımladığını görmek şaşırtıcı değildir; bu da çoktanrıcıların ve dolayısıyla ateistlerin mantıksız, tedbirsiz ve akılsız olduklarını ima eder. Özetle, ateizmin İslami tanımı, onun belirsizlik ve mantıksızlığa dayalı doğal olmayan bir dünya görüşü olduğudur.
Ateizmin bu tanımı tarafsız değildir. Pozitif olarak bir Tanrı’nın ya da bir yaratıcının varlığını varsayar. Kur’an, ateizmi varsayılan pozisyon olarak kabul etmediği için bu alışılmadık bir durum değildir. İlahi kitap sürekli olarak doğa olaylarına atıfta bulunur. Bu ayetler, okuyucu veya dinleyicinin, Allah’ın evreni bilgelik, amaç, hassasiyet ve güzellikle yarattığı için ibadetimize layık olduğu sonucuna varması için bir öncül olarak kullanılır. Bu ayetler aynı zamanda Tanrı’nın görkemi, gücü, yüceliği, merhameti ve sevgisinin takdir edilmesini sağlar. Her ne kadar en az iki ayet doğrudan ateizmi ele alsa da , Kur’an’ın ampirik dünya ile ilgili olan çoğu kısmı yalnızca entelektüel argümanlar için bir temel sağlamakla kalmaz, aynı zamanda evrenin ve içindeki her şeyin İlahi bir bilgelik, güç ve amaç ile yaratıldığı sonucuna varmak için güçlü bir işaret olarak hizmet eder. Bu da kişinin zihnini ve ruhunu Allah’ın ibadet ve sevgimize layık olduğu sonucuna varmaya itmelidir. Bu Kur’an stratejisi, ateizmin ve bununla bağlantılı olan Tanrı var mıdır sorusunun başlangıç noktası olmadığının, aksine gerçekliği inkâr eden doğal olmayan bir konum olduğunun açık bir göstergesidir .

ATEİZMİN KISA TARİHİ 
İslam tarihinde
Ateizm, 8. yüzyılda Dehriyye’nin ortaya çıkışına kadar büyük bir sosyal ve entelektüel tehdit oluşturmamıştır. Bu düşünürler, tüm bilginin yalnızca ampirik yöntemle elde edilebileceğine inanan deneycilerdi. Kozmosun ebedi olduğuna ve var olan her şeyden sorumlu olan dört nitelikten oluştuğuna inanıyorlardı. Her şeyin her zaman var olduğunu ve herhangi bir yaratıcıya ya da yapıcıya ihtiyaç duymadığını savunmuşlardı.14
Farac al-Isfahani tarafından yazılan Kitab al-Aghani’ye göre, ünlü hukukçu ve geleneksel düşünce okullarından birinin kurucusu olan Ebu Hanife, 8. yüzyılda bir Dehri (ateist) ile tartışmıştır. Ebu Hanife’nin halka açık tartışmalarda Dahriyye’yi entelektüel olarak hırpaladığı bilinmektedir . Aralarında Gazali, İbnü’l Cevzi, Cahız, Muhammed b. Şebib, İbn Kuteybe ve Ebu İsa el-Verrak’ın da bulunduğu pek çok İslam alimi Dehriyye’nin iddialarına yanıt vermiştir.15 Gazali Kimyay-ı Saadet adlı kitabında Dehriyye’yi evren ve amacı hakkında bütüncül bir anlayışa sahip olmayan indirgemeciler olarak tanımlar. Onların bir kağıt parçası üzerindeki karıncalar gibi olduklarını, gözlerini önlerinde gördükleri mürekkepten ya da kalemden kaldıramadıklarını, dolayısıyla kimin yazdığını göremediklerini ileri sürer.16
İslam ateizm tarihi, ancak karşılıklı saygı ve hoşgörü ile kolaylaştırılabilecek bir entelektüel tartışma ve münazara ortamını açıkça göstermektedir. Kur’an, sayısız inanca sahip olmanın Allah’ın iradesinin bir parçası olduğunu ve karşılıklı saygı ve hoşgörü dışında hiçbir zorlama olmaması gerektiğini kesinlikle açık bir şekilde ortaya koymaktadır: “Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi toptan iman ederlerdi. O halde, sen mi zorlayacaksın iman etsinler diye? “17
“Dinde zorlama yoktur. “18
İslam düşünürü ve akademisyen Dr. Cafer İdris, İslam’ın diğer inançlar karşısındaki tutumunu veciz bir şekilde özetlemektedir:
“İslami olmayan inançlarla barış içinde yaşamak, birçok Kur’an ayetinde açıkça ifade edilen ve Müslümanlar tarafından tarihleri boyunca uygulanan temel bir İslami ilkedir. Bu, Müslümanların dinlerine ekledikleri veya istisnai dış koşullar nedeniyle başvurmak zorunda kaldıkları bir şey değildir. Dinin doğası gereği talep edilen bir gerekliliktir…. “19
İslam’ın entelektüel mirası, dinlerinin rasyonel temelleriyle yüzleşen çağdaş meydan okumalara maruz kalan Müslümanlara güven vermelidir. Ateist ve seküler düşünceden gelen sözde yeni itirazlara verilecek cevapların birçoğu İslam’ın klasik ilmi tarafından zaten ele alınmıştır. Bu açıdan bakıldığında Müslümanlar devlerin omuzları üzerinde durmaktadır. Bu bağlamda Müslümanların tek endişesi bu bilgi zenginliğine erişmek ve modern, ilgili ve uygulanabilir bir dil kullanarak onu nasıl çağdaşlaştıracaklarını öğrenmek olmalıdır.

Batı’da
Ateizm antik çağda popüler bir hareket değildi ve önemli bir takipçisi de yoktu. Tarihçilere göre, bu dönemde elimizde olan tek şey “inançsızlıklarını dile getirmeye cesaret eden bireyler (istisnai durumlar) ya da tanrıların varoluşuna dair entelektüel teoriler öne süren, ancak normalde teorilerini uygulamaya koymayan ya da dini uygulamaları tamamen reddeden cesur filozoflardır. “20

Ateizm teriminin ilk kullanımı Yunan bilgin Sir John Cheke’nin Plutarkhos’un “Batıl İnançlar Üzerine” adlı eserinin çevirisine dayanmaktadır. Fransa’da 1600’lü yıllarda ateizm, dünya görüşüne karşı polemik yazılarına ve sosyo-politik önlemlere ilham kaynağı olmuştur.21 Ateizm, İngiltere’de 1700’lü yılların başlarında bile bir tehdit olarak algılanmıştır. Ünlü oyun yazarı ve denemeci Joseph Addison, ateizme karşı bir bölüm içeren Hıristiyan Dininin Kanıtları başlıklı bir kitap yazmıştır. Kitabın bu bölümünde ateistleri şu şekilde tanımlamaktadır:
“Bu tür Zealotlarda o kadar gülünç ve sapkın bir şey var ki, insan onları uygun renklerle nasıl göstereceğini bilemiyor. Onlar, hiçbir şey için oynamasalar da, sürekli telaş içinde olan bir tür oyunbazdırlar. Sürekli olarak arkadaşlarını kendilerine gelmeleri için kışkırtırlar, ancak aynı zamanda bu pazarlıktan hiçbir şey elde edemeyeceklerini de kabul ederler. Kısacası, ateizmi yayma gayreti, mümkünse, ateizmin kendisinden daha saçmadır… Çelişki ve imkansızlıklarla dolu görüşlere bağlıdırlar ve aynı zamanda bir inanç maddesindeki en küçük zorluğu, onu reddetmek için yeterli bir neden olarak görürler… Bu bağnaz Kâfirlerden birine, dünyanın nedensel ya da ebedi oluşumu, düşünen maddenin ölümlülüğü, Ruhun ölümlülüğü, Bedenin tesadüfi organizasyonu, maddenin hareketleri ve çekimleri gibi Ateizmin tüm büyük noktalarını destekleyerek, en ünlü Ateistlerin görüşlerine göre bir araya getirilip bir tür İman haline getirilip getirilmediğini sormak isterdim; Diyorum ki, böyle bir İnancı desteklemek ve dünyadaki herhangi bir halka dayatmak, bu kadar şiddetle karşı çıktıkları herhangi bir maddeden çok daha büyük bir inanç ölçüsü gerektirmez mi? Bu nedenle, hem kendilerinin hem de kamunun iyiliği için, bu Kavgacılar kuşağına, en azından kendileriyle tutarlı davranmalarını, Dinsizlik için Gayretle ve Anlamsızlık için Bağnazlıkla yanıp tutuşmamalarını tavsiye etmeme izin verin. “22
Addison’ın sözleri, her ne kadar renkli olsa da, 1700’lerde din üzerine ne tür tutkulu ve şiddetli söylemler olduğunu göstermektedir. Ateizm Britanya’da popüler bir hareket olmasa da, inançsızlığın tohumları çoktan atılmış ve bazı meyveleri büyümeye başlamıştı.

Addison’ın ateizm tasviri, kendi dönemindeki tartışmalara dair önyargılı bir sosyal yorum olsa da, 17. ve 18. yüzyıllar akademik bir şüphecilik türünün ve dogmatik olmayan bir ateizm biçiminin önünü açan önemli entelektüel başarılara sahne olmuştur. Bundan sorumlu olan pek çok filozof ve düşünür vardı. 1689 yılında Polonyalı düşünür Kazimierz Lyszczynski “De nonexistential dei” adlı eserinde Tanrı’nın varlığını reddetmiştir. Lyszczynski, Tanrı’nın insan eseri olduğunu ve insanların Tanrı kavramını diğerlerini ezmek için yarattığını savunmuştur.

1674 yılında, Avrupa’da geniş bir takipçi kitlesine sahip olan Matthias Knutzen, ateizmi destekleyen yazılar üretmiştir. 1700’lerde David Hume ve Voltaire gibileri, ateizmin kök salması için gerekli entelektüel tohumları sağlayacak argümanlar ve fikirler sunmuştur. Voltaire, tek bir yaratıcının var olduğunu ileri süren, ancak vahyin rolünü ve dini bilginin otoritesini reddeden felsefi ve teolojik bir pozisyon olan deizmi savundu. David Hume, Tanrı ve din konusunda bir külliyat yazmıştır. (Evrenin bir yaratıcısı olduğunun açıklanmaya ihitiyaç duymayacak kadar açık olduğunu söytlemesine rağmen/çev.notu) Tanrıyı ispat olarak öne sürülen düzen ve intizam delilinin anlaşılmaz olduğunu savunmuştur. Ayrıca Tanrı’nın zorunlu varlığı fikrini savunmuş ve tasarım argümanının zayıflığını ve sınırlılıklarını ortaya koymaya çalışmıştır . Hume, dünyada kötülüğün ve acının varlığının entelektüel açıdan zorlayıcı olduğunu savunmuştur.  Hume’un antik filozofları çağrıştıran argümanı Tanrı’yı inkâr etmiyordu; ancak kötülüğün derecesini ve bunu insani bir bakış açısıyla gerekçelendirmedeki yetersizliğimizi sorguluyordu . Bunda  Hume’un dini mucize fikrine saldırısının önemli bir etkisi olmuştur. Hume, mucizelere inanmanın ancak görgü tanıklarının yanılma olasılığının mucizelerin gerçekleşme olasılığından daha az olması durumunda rasyonel olacağını savunmuştur. Bu, popüler kültürde ve akademik söylemde ateizmin güçlenmesine yardımcı olan düşünürlerin, yazarların ve filozofların kapsamlı bir açıklaması olmasa da, o dönemde Batı’da İlahi Olanı reddetmenin tarihi hakkında bir fikir vermektedir.
19. yüzyılda ateizmi kabul edilebilir kılma mücadelesinin önemli isimlerinden biri Charles Bradlaugh’dur. İngiliz parlamentosunun bir üyesi olan Bradlaugh, ateizmi toplumda kabul edilebilir kılmak için uzun bir mücadele vermiştir. Hedeflerine ulaşamamış olsa da, 19. yüzyılın sonunda başkalarının da kabul edilebilirlik ve saygı için mücadeleye devam etmesinin yolunu açmıştır.23 Bradlaugh, aralarında İnsanlığın İnançsızlıktan Kazancı, Ateizm İçin Bir Savunma ve Diyalogdaki Şüpheler’in de bulunduğu pek çok deneme yazmıştır.24 Şüpheciliğin ve ateizmin savunucusu olan Bradlaugh, yazılarını “yalnızca Ateist görüşlerin gerçek sahiplerine karşı değil, aynı zamanda haksız yere Ateizmden şüphelenenlere karşı da yaygın olan birçok önyargıyı” ortadan kaldırmak için kullanmıştır.25

Bradlaugh’un aktivizmi yalnızca İngiliz toplumunu ateizmi kabul etmeye ikna etmeye odaklanmamıştı; aynı zamanda ateizmin insanlığı daha mutlu kıldığını ve insanın refahını artırdığını göstermeye de adanmıştı. “İnsanlığın İnançsızlıktan Kazancı” adlı makalesinde şöyle yazmıştır: “İnançsız biri olarak, insanlığın şüphecilikten gerçek bir kazanç sağladığını ve Hıristiyanlığın giderek artan bir şekilde reddedilmesinin, kendisinden önceki inançların reddedilmesi gibi, aslında insanın mutluluğuna ve refahına katkıda bulunduğunu ve bulunacağını savunmak için izin istiyorum. “26
1920’ler mantıksal pozitivistlerin ortaya çıkışına tanıklık etti. Bilimdeki başarılardan esinlenen bu radikal felsefi hareket, ifadelerin ancak deneysel olarak doğrulanabildiği takdirde anlamlı olabileceğini savunuyordu. Onlara göre, eğer bir ifade duyuların erişemeyeceği bir şeye atıfta bulunuyorsa, o zaman saçmadır. Mantıksal pozitivistler fiziksel dünyayı aşan hiçbir şey olmadığını savunmuşlardır. İfadeler ya analitik ya da sentetiktir. Analitik ifadeler tanım gereği doğru olan ifadelerdir. Örneğin, ‘top küreseldir’ ifadesi doğrudur çünkü ‘küresel’ terimi ‘top’ teriminin anlamı içinde yer alır. Sentetik ifadeler deneyim yoluyla doğru olan ifadelerdir. Örneğin, ‘top zıplıyor’ ifadesi zıplayan topa bakılarak doğrulanabilir. Bunun ışığında, mantıksal pozitivistler anlamın ampirik bir ölçütünü oluşturmuşlardır. Bu ölçüt esasen herhangi bir ifadenin anlamlı olabilmesi için fiziksel deneyimle doğrulanması gerektiğini savunur. Bu nedenle Tanrı, metafizik, ahlak ve tarihle ilgili pek çok soru anlamsız kabul edildi. Dolayısıyla, Tanrı fiziksel deneyim yoluyla doğrulanamayacağı için ateizm varsayılan konumdu.
1960’lar sonrası mantıksal pozitivizmin ölümüne tanıklık etti. Ölümünün en önemli nedenlerinden biri, kendi kendini yenilgiye uğratmasıydı. Mantıksal pozitivistlerin anlam kriteri, herhangi bir ifadenin fiziksel deneyimle doğrulanması gerektiğiydi; ancak kriterin kendisi fiziksel deneyimle doğrulanamıyordu. Sonuç olarak, kriterin kendisi anlamsızdı.
Mantıksal pozitivizmin çöküşünden sonra akademik dünya teizmin entelektüel dirilişine tanık oldu. Time dergisi 1980 yılında entelektüel teizmin yükselişi hakkında şu yorumu yapmıştır: “Düşünce ve argümanlarda sadece yirmi yıl önce neredeyse hiç kimsenin öngöremeyeceği sessiz bir devrimle, Tanrı geri dönüş yapıyor. En ilginci de bunun ilahiyatçılar ya da sıradan inananlar arasında değil, uzun zamandır Tanrı’yı verimli söylemlerden dışlayan akademik felsefecilerin keskin entelektüel çevrelerinde gerçekleşiyor olması. “27

Teizmin entelektüel canlanmasının bir nedeni de 20. yüzyılın ortalarında ortaya çıkan ilgi çekici bilimsel keşiflerdir. Bunlar arasında evrenin kozmik bir başlangıcı olduğunu öne süren ‘Büyük Patlama’ da bulunmaktadır. Bu, evrenin durağan ve ebedi olduğunu ve bir yaratıcıya ihtiyaç duymadığını varsayan geleneksel düşünceden bir sapmaydı . 1970’lerde kozmologlar, evrenin yasalarının ve düzeninin, insan gibi karmaşık bilinçli yaşamın var olabilmesi için tasarlanmış ve ince ayarlanmış göründüğünü açıkça ortaya koyan ilginç ince ayar olgusunu keşfettiler . Yirminci yüzyılın başlarında, biyolojinin temelleri ve cıvataları konusunda son derece yetersiz bir anlayışa sahiptik. Organizmaların yapı taşları olan hücrelerin sadece homojen protoplazma parçaları olduğunu düşünüyorduk. Ancak 1953 yılında James Watson ve Francis Crick, hücrenin bilgi depolama aygıtı olan DNA’nın çift sarmal yapısını ortaya koydu. Bu keşfin ardından moleküler biyolojik devrim devam etti ve mikroskobik düzeyde giderek daha büyüleyici, sofistike özellikler ortaya çıkarıldı. Crick (kendisi de bir ateistti) genetik kodun evrenselliğinden o kadar etkilendi ki, bunun tesadüfen gerçekleşmiş olamayacağına ikna oldu ve bir tür dünya dışı müdahalenin söz konusu olduğunu savundu.28

Bilimdeki bu keşifler ve ilerlemeler ile bunların felsefi sonuçları, teizmi giderek entelektüel ve akademik tartışma masasına geri getirdi. Bugün teizm son derece saygın bir konumdadır. Bugüne kadar çok sayıda akademik yayın Tanrı sorusunu yanıtlamaya çalışmıştır. Bu durum, konu hakkında pek çok kitabın yazıldığı popüler düzeye de yansımıştır. Sosyal medyada konuyla ilgili milyonlarca paylaşım bulunmaktadır.

Ateizmin Gelişmesi
Bu faktörlere rağmen, ateizm şu anda en hızlı büyüyen sosyal ve entelektüel hareketlerden biridir. Son yirmi yılda kendilerini ateist ya da dindar olmayan kişiler olarak tanımlayanların sayısında bir artış yaşanmıştır. Yeni ateizm olarak da bilinen bu hareket, ateizm ve sekülerizm (genellikle ateizmin siyasi tezahürü olarak kabul edilir) için bir dava ortaya koymaya başlamıştır. Richard Dawkins, Sam Harris, Christopher Hitchens ve Dan Dennet gibi modern ateist yazarlar ve akademisyenler bu hareketi kapsamlı bir şekilde desteklemiştir. Kitapları en çok satanlar arasına girmiş ve binlerce kişi halka açık konferanslarını izlemiştir. Bununla birlikte, bazıları söylemlerinin çirkin, döngüsel ve oldukça anlamsız olduğunu iddia etmektedir.
Merhum Christopher Hitchens “dinin her şeyi zehirlediğini “söylerken 29,Sam Harris “dini kimliklerimizin günleri açıkça sayılı “30 olduğunu, Richard Dawkins ise Tanrı’nın bir “hayal”(yanılgı) olduğunu savunmaktadır.31 Bu benzerliklere rağmen ateistler homojen bir grup oluşturmamaktadır. Bazı ateist akademisyenler aslında yeni ateist söyleme katılmamaktadır. Örneğin, filozof Tim Crane şöyle yazmaktadır:
Bana öyle geliyor ki yeni ateistlerin iddialarının birçoğu doğru değil ve dinin dünya meselelerindeki rolüne ilişkin görüşleri birçok açıdan hatalı… din hakkında bu şekilde konuşmak dünyanın sorunlarıyla başa çıkmak için pek de mantıklı bir yaklaşım değil… insanların inançlarını değiştirmek… şaşırtıcı derecede zor. Ancak burada açık olması gereken bir şey varsa, o da bunu yapmanın yolunun (genellikle) onlara aptal, mantıksız veya umutsuzca cahil olduklarını söylememek olduğudur. “32
Önde gelen ateist filozof Michael Ruse, “Bence Dawkins felsefe ve teolojinin hemen her yönünden bihaber ve bu da belli oluyor” diye haykırıyor. Ruse, yeni ateistlerin akıllı tasarım ve Hıristiyanlığı ele alma stratejilerinin başarısını değerlendirmekten geri durmuyor ve bunları şöyle tanımlıyor:
“…akıllı tasarıma karşı mücadelede tam bir felaket – bu savaşı kaybediyoruz… İhtiyacımız olan şey aceleci bir ateizm değil, meselelerle ciddi bir şekilde boğuşmak – ikiniz de Hıristiyanlığı ciddi bir şekilde incelemeye ve fikirlerle meşgul olmaya istekli değilsiniz – Richard’ın iddia ettiği gibi Hıristiyanlığın sadece kötülük için bir güç olduğunu iddia etmek aptalca ve acayip derecede ahlaksızca – bundan da öte, bir mücadelenin içindeyiz ve bu mücadelede müttefikler edinmemiz gerekiyor, iyi niyetli herkesi basitçe yabancılaştırmamız değil. “33
Yeni ateist hareket, ‘kendi içindeki’ mücadeleye rağmen fikirlerini ve dünya görüşünü yayma konusunda oldukça başarılı olmuştur. İngiltere ve Galler’de insanların %25,1’i kendilerini dinsiz olarak tanımlamaktadır ve bu oran Birleşik Krallık kampüslerinde önemli bir artış göstermektedir.34 Avrupa’da insanların %46’sı geleneksel Tanrı kavramına inanmamakta, %20’si ise bir ruh, Tanrı ya da yaşam gücü olduğuna inanmadıklarını belirtmektedir.35 Çinlilerin yarısı kendilerini ateist olarak görmektedir.36 Sosyoloji Profesörü Phil Zuckerman birçok toplumda ateizmin artmakta olduğunu savunmaktadır.37

Ayrıca ateistlerin ana dünya dinlerinden sonra dördüncü sırada geldiğini iddia etmektedir: “…son olarak, bir grup olarak Tanrı’ya inanmayanlar, yaygın olarak tutulan inanç sistemlerinin küresel sıralamasında Hıristiyanlık (2 Milyar), İslam (1,2 Milyar) ve Hinduizm’den (900 Milyon) sonra dördüncü sırada yer almaktadır. “38

Müslüman dünyası da bu büyüyen toplumsal hareketten muaf değildir. Win-Gallup International’a göre, Suudilerin %5’i kendilerini ikna olmuş ateistler olarak görürken, %19’undan fazlası kendilerini dindar olarak görmemektedir.39 Arap dünyasında ateizmle ilgili kitapların Arapçaya çevrilmesiyle birlikte ateizmde bir artış yaşanmıştır. Batı’daki Müslümanlar da benzer sorunlarla karşı karşıyadır. Mürtedlerin kendilerini ateist olarak ilan etmeleriyle birlikte dinden dönmelerde bir artış söz konusudur. Bu sorun Müslüman toplumunun farklı seviyelerinde kendini gösteriyor, ancak üniversite kampüslerinde büyük bir değişim yaşanıyor. Ateist yayınların ve sosyal medyanın yaygınlaşması, agresif ve hararetli aktivizmle birleşerek entelektüel bir meydan okuma ve akran baskısı ortamı yaratmıştır. Kampüste yaşayan ve bu zorluklarla başa çıkmak için yeterli manevi, entelektüel ve teolojik araçlarla donatılmamış bir Müslüman, İlahi Olan’ı inkar etmek gibi akıl dışı bir yola sapabilir.
Bu kitabı yazmamın ana nedenlerinden biri, insanlara İslam teizminin tutarlı ve doğru olduğunu ve ateizmin entelektüel bir serap olduğunu göstermek için bu araçları sağlamaktır.

__________________________________________________________________________

*Hamza Andreas Tzortzis

 Yunan asıllı İngiliz Müslüman araştırmacı. Tzortzis; ayrıca ABD, Avustralya, Hollanda, Malezya, Kanada ve Lübnan gibi pek çok üniversitede dersler ve konuşmalar yapmıştır. Mayıs 2014’te ise Boğaziçi Üniversitesi’nde “Uyanın Artık” temalı bir konuşma gerçekleştirmiştir.
Yukarıdaki yazı yazarın “The Divine Reality God, Islam & The Mirage of Atheism” adlı çalışmasından post-truth dergi tarafından çevirlmiştir.

Bir yanıt yazın