traditional-vs-modern-marketing

Bir felsefe değilse bile bir tutum olarak materyalizm her yanımızı sarmış durumda. Evde, sokakta, partilerde, ofislerimizde, soluduğumuz havada. Mammon’dan* başka tanrı yok, ideoloji hüküm sürüyor. Tüm cazibeleri, ayartmaları ve yanılsamalarıyla dünya bizim taptığımız şeydir. Aksi takdirde, nasıl oluyor da her kötülüğü etrafımızda bulup da protesto etmiyoruz? Neden protesto etmeliyiz? Ne adına? Manevi ve etik olanın önceliğine inanmayanlar için her şey mübahtır (sab kuch chalta hae). Ebeveynlerin bakımının azalması, daha pahalı arabalara ve prestijle bağlantılı belirli markalara yapılan yatırımlar ve mahkemelerde çoğalan davaların hepsinin sonuçta hayatlarımızın merkezine ötekini/Tanrı’yı değil benliği (manevi olmayan her şeyin kökü ve sembolü) koyduğuna dikkat edin. Kendine saygısı olan hiçbir insanın tahammül edemeyeceği çeyiz patolojisindeki artışa da dikkat edin. Geleneksel olarak, örneğin Müslümanlar için, evlilik sırasında yapılan tüm masraflar damat tarafından karşılanmalıdır. Bir kız onurlu bir misafirdir, gittiği yerde toplumun ve ailenin misafiridir. Neden bir şey ödemek zorunda bırakılsın ki?
Materyalizm sadece metafiziksel ya da teolojik bir tutum değildir, tutumlarımızda da kendini gösterir. Okurlar arasında tutumunda materyalizmden etkilenmediğini iddia edebilecek kimse var mı? Bir materyalisti taşlayamayız. Ona acıyalım. O da aramızda.
Gerçek iman ile onun tek alternatifi olan bir tür materyalizm arasındaki farkı, mübarek Peygamber Muhammed’le ilgili bir hikâyeden alıntı yaparak görelim.

Bir keresinde Yahudi bir çift, mahsullerinin sadece 11 ay yetecek kadar az olmasından dolayı endişelenmeye başladı. Kadın kocasına bir çözüm bulması için Peygamber’e gitmesini tavsiye etti. Kocası yardım alabileceğini düşündü ama Peygamberimiz ona ürününün bir kısmını ashabından muhtaç olan birine takdim  etmesini söyledi. Adam eşine gelerek, Peygamber’in kendine yardım etmek yerine beklediğinin tam tersini yapmasını söylediğini bildirdi. Kendisininkinden bir şey paylaşmak yerine, bizimkinin bir kısmını teslim etmemizi istedi. Bilge kadın lütfen peygamberin szölerini yerine getir dedi. Bunda bizim için gizli bir çözüm olmalı. Adam mecburen denileni yapmaya başladı..Önce bir sahabeye gidip kendi ürününün bir kısmını almasını istediğinde, sahabenin bir ay yetecek kadar ürününün olduğunu ve bir ay sonra ise Allah’ın kendisi için elbette bir şeyler ayarlayacağına inandığını ifade ederek alamayacağını söyledi..Bu cevap üzerine adam şok oldu. Başka bir sahabeye yaklaştı, o da üç gün yetecek ürnünün olduğunu ve dördüncü günü Allah’ın ayarlayacağını söyleyerek almayı reddetti. Lütfen daha muhtaç birine git diye ekledi. Başka bir sahabeye yaklaştı, o da bugün için ürününün yeterli olduğunu ve yarın için endişelenmeyi göze alamayacağını, çünkü Allah’ın her şeyi sağlayıcı olduğunu söyleyerek almayı reddetti. Gitti ve şimdiye kadar ne kadar düşüncesiz ve maddeci  olduğunu fark etti ve tövbe etti…
Şimdi sosyal dokumuzun ne kadar aşındığını görün çünkü artık İsa’nın talep ettiği gibi Tanrı’yı her şeyden çok sevmiyoruz (her şeyi satıp onu takip etmek, Sufilerin fakr ya da manevi yoksulluk dediği bir feragat, kopuş tutumu anlamına gelir). Hangi aileler parçalanmamıştır? Hangi ailede boşanma, boşanmaya yakın olma, kırık kalpler, terk edilme, kederlenme vakalarına rastlamayız? Toplumumuzda çocuk suçluluğu, uyuşturucu bağımlılığı, sigara kullanımı ve her türlü sosyal ve psikolojik kötülük nerede bulunmaz? Burada bulunmayan herhangi bir kötülük söyleyin. Batı medeniyetinin en kötü kötülükleri burada ithal edilmiş olarak duruyor.
Kariyerizm peşinde koşan, kamu kurumlarını görmezden gelen, araba alan ama toplu taşıma araçlarına ne olduğunu umursamayan, daha fazla arazi satın almaya, sigorta poliçeleri satın almaya, özel sağlık ve eğitim yatırımları yapmaya devam ederken toplum kurumları ve dostluk duyguları yok olup giden bir materyalist değil mi? Koşulsuz sevgi nerede? Kim etrafta ilgi, empati, özveri buluyor? Politikacılara kim güveniyor? Entelektüellerin ve yazarların çoğunun siyasi suç ortağı ya da korkak olduğundan kim şüphelenmiyor? Uyuşmazlık güçlerini yeneceğimizden kim umutlu? Yani materyalizm bizi çürüttü.
Okullarımız, birkaç istisna dışında, bize bireyciliği ve rekabeti öğretirken, bunun dostluk duygularını nasıl boğduğunu görmezden geliyor. Kurumlarımız materyalist değerlere batmış durumda. Öyleyse vaazlarda materyalizme karşı çıkmamız nasıl işe yarayabilir? Değerlerin yeşermesi için farklı bir ekonomik anlayışa  ihtiyacımız var. Değerler bir boşlukta beslenemez. Çocukların rol modellere ihtiyacı vardır, ders kitaplarındaki vaazlara değil. Değerler, kampanyalar ve ahlak bilimi metinleri aracılığıyla değil, bütünleşmiş aileler ve topluluklarda öğretilir.

________________________________________________

*Mamon (/ˈmæmən/), Kitab-ı Mukaddes’teki Yeni Ahit’te, mal-mülk ya da paraca zenginliği ifade eder ve gözü doymaz bir kazanma, sahip olma çabasıyla ilişkilendirilir. Orta Çağ’da genel olarak bir tanrı olarak betimlenip somutlaştırılmış ve bazen de Cehennem’in Yedi Prensi’nden biri olarak anılmıştır.

Bir yanıt yazın