MUHABBET
Sözlükte muhabbet (mahabbet) kelimesinin hub (hubb) kökünden isim olduğu belirtilmekte, hub ise kısaca “buğzun zıddı” olarak tanımlanmaktadır (Lisânü’l-ʿArab, “ḥbb” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “ḥbb” md.). Literatürde muhabbet ve hub ile meveddet ve vüd (vüdd) yaygın biçimde “sevgi” anlamında kullanılmakta, sevginin coşkulu şekli ise aşk kelimesiyle ifade edilmektedir. (DİA).
“Onu sandığa koy ve ırmağa bırak; böylece ırmak onu kıyıya çıkarsın ve benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri onu alsın. (Ey Mûsâ!) Senin üzerine kendimden bir sevgi bıraktım ki (sevilesin), nezâretim altında büyütülüp yetiştirilesin.”(Tâhâ, 20/39) Kur’ân-ı Kerîm’de muhabbet sâdece bu âyette geçmektedir. Hub ise dokuz âyette geçmektedir. “İnsanlardan bazıları Allah´tan başkasını Allah´a denk tanrılar edinir de onları Allah´ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah´a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır.” (Bakara, 2/165). (Ayrıca bkz. Bakara, 2/177, 190, 195, 205, 216, 222). Bir çok yerde aynı kökten isim ve fiiller yer almaktadır. Bu âyetlerde sevginin hem Allah’a hem insana nisbet edildiği görülür. “Allah onları, onlar da Allah’ı severler” (Mâide, 5/54) ifadesi Allah’la kullar arasındaki karşılıklı sevgiyi vurgulamaktadır. Allah’ın esma- hüsnasından, güzel isimlerinden vedûd (Hûd, 11/90; Burûc, 85/14) onun kullarını çok sevdiğini ifade eder. Allah’a nisbet edilen yerlerde O’nun takvâ sahiplerini, iyilik severleri, maddî ve mânevî temizliğe önem verenleri, tevekkül ehlini, sabırlı davrananları, adaletli olanları, kahramanları, Hz. Peygamber’e uyanları sevdiği; inkârcıları, zulüm ve haksızlık yapanları, günahlarda ısrar edenleri, böbürlenip övünenleri, büyüklük taslayıp gerçeklere karşı çıkanları, nankörleri, hainleri, aşırılığa sapanları, şımarıkları sevmediği bildirilir. Muhabbetin insana nisbet edildiği âyetlerde Allah sevgisi, iman sevgisi, müminler arasındaki sevgi gibi sevgi türlerinden övgüyle söz edilir. Bununla birlikte insanın dünyaya, mala mülke, geçici hazlara aşırı düşkünlüğü, hak etmediği halde övülmeyi ve çirkin olan şeyleri ifşa etmeyi sevmesi eleştirilmektedir. Bazı âyetlerde Allah sevgisinin bütün sevgilerden daha güçlü olması gerektiği (Bakara, 2/165), Allah’ı sevmenin başlıca alâmetinin Peygamber’e bağlılık ve onun yolundan gitmek olduğu (Âl-i İmrân, 3/31) bildirilmektedir. Allah’ı seven, Allah’ın da kendilerini sevdiği kulların müminler karşısında alçak gönüllü, inkârcılar karşısında onurlu ve izzetli duruşları övülmektedir (Mâide, 5/54).
Muhabbet konusu hem Allah’a hem insanlara nisbet edilmesi hadislerde de geniş yer almıştır. Bu hadislerde iyilik severlik, hoşgörü, yumuşak huyluluk, kolaylaştırıcı olmak, kusurları örtmek, hayâ, iffet, zâhidlik, takvâ ve güzel davranmak Allah’ın sevdiği meziyetler arasında zikredilmiştir. “Sevdiğini Allah için sevmek, yerdiğini de Allah için yermek imandandır ” (Buhârî, “Îmân”,
1). “Amellerin en üstünü Allah için sevmektir” (Ebû Dâvûd, “Sünnet”,
2); Bu hadislerde sevginin sırf Allah rızası için olması gerektiği belirtilmektedir. Diğer bir hadiste, Allah için birbirini seven ve bu sevgiyle buluşup bu sevgiyle ayrılanlar mahşer gününde Allah’ın özel konukları olarak ağırlanacak yedi zümre içinde gösterilmiştir (Buhârî, “Eẕân”, 36; Müslim, “Zekât”, 91).
“Sizden biriniz kendisi için sevip istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş sayılmaz” meâlindeki hadis sevginin nasıl olması gerektiğini belirtmektedir. (Müsned, I, 89; Buhârî, “Îmân”, 7) . “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız” meâlindeki hadis de (Müslim, “Îmân”, 94, Ebû Dâvûd, “Edeb”, 130, 131)
İslâm kardeşliğinin önemini belirtmektedir. Başka bir hadiste; “Allah’ı rab, İslâm’ı din, Muhammed’i peygamber olarak benimseyip onlardan râzı olan kimse imanın tadını tatmıştır” (Müslim, İmân 67-70) buyurulmustur. Bu hadiste gerçek anlamda mümin olabilmek için Allah’ı ve resulünü her şeyden ve herkesten daha fazla sevmenin gerektiğine dikkat çekilmiştir.
Muhabbet konusu birlikte yaşamanın, din kardeşliği ve dostluğun başlıca şartlarından biri sayılmıştır. Gazzâlî’ye göre muhabbet “insan tabiatının haz veren şeye duyduğu ilgi” demektir, bu ilginin en güçlü derecesine aşk denir. Ancak bilinebilen, algılanabilen şeyler sevilir. İnsan önce kendini ve kendi varlığının devam edip gelişmesine, yetkinleşmesine katkıda bulunan şeyleri sever. Sevginin diğer bir türü kişinin kendisine iyilik ve ikramda bulunanları sevmesidir. Öte yandan aralarında fiziksel, duygusal, ruhsal vb. yönlerden benzerlik ve uyum bulunanlar da birbirini sever. Sevginin en yüksek derecesi, çıkar sağlama gibi bir duygu söz konusu olmadan bir kimseyi veya bir nesneyi ondaki iyilik, güzellik, yetkinlik gibi üstün nitelikler dolayısıyla sevmektir. Çünkü güzelliği algılayabilen herkes için güzellik özü gereği güzellik olduğu için sevilir. Yine insan iyiliği de iyilik olduğu için sever; bundan dolayı iyilik yapan kimse, sırf iyilik yaptığı için sevilir (İḥyâʾ, IV, 296-298, 300, 307). Gazzâlî kişide muhabbetin mevcudiyetini gösteren işaretlerden bahsederken sevgiyi kökü yerde, dalları gökte, meyveleri dilde, organlarda ve gönüllerde bulunan bir ağaca benzetir. Bu engin ve şümullü sevgi insanı sevdikleriyle dostluğa, onlara yardımcı olmaya, canıyla, malıyla ve diliyle sevdiklerine zarar vermekten sakınmaya yöneltir.(DİA).
Sevgi ışık gibi, sevgisizlik de karanlık gibidir. Kaynaksız ışık olmayacağı gibi, kaynaksız sevgi de olmaz. Sevginin kaynağı ise, yüce Allah’tır. “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, iman etmedikçe Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Aranızda birbirinizi sevmeyi gerçekleştirecek bir şeyi size haber vereyim mi? Selamı aranızda yayınız!”. (Tirmizi, Sıfatü’l-Kıyâme, 56). Sevgi, yaratılmışların tohumudur. İnsan, sevgi tohumunun meyvesidir. Meyve (insan), köküne olan sadakatini sevgiyle ispat eder. Peygamberimiz, sevginin imanla bütünleşmesi gerektiğini, imanla elde edilecek neticenin ancak yaratıkları sevmekle mümkün olacağını ifade buyurmaktadır. Mü’minler en çok Allah’ı severler. Allah sevgisi her şeyin üstündedir. “İman edenler her şeyden daha çok Allah’ı severler”. (Bakara, 2/165). Allah’a kul olmak maksadıyla yaratılmış insanoğlu, kulluğu en kamil manada ifa edebilmek için gerektiğinde Allah için bütün sevdiklerini bile feda etmeyi göze almak durumundadır. “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe, 9/24).
Sevgi mücerret bir duygudan ibaret değildir. Sevginin insan hayatında müşahhas bazı belirtileri ve tezahürleri de vardır. Sevgi, her şeyden önce kardeşlik, birlik ve dostluğun gelişmesini ve toplumsal hayatın güçlenmesini sağlayan önemli bir dinamiktir. “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı sarılın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişilerdiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti. Ve O’nun nimeti sayesinde kardeş olmuştunuz…” (Âl-i İmrân, 3/103).
Sevgi, fedakarlık, yardımlaşma ve dayanışma şeklinde de tezahür etmektedir. Seven, sevdiği için gerektiğinde her şeyini feda edebilen insandır. “Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir.” (Âl-i İmrân, 3/92). Mü’minin gönlüne taht kurmuş sevgi duygusu, “yaratılanı Yaratan’dan ötürü hoş görmeyi” zorunlu kılacak bir erdeme dönüşünce, “affedip bağışlamak” da artık bir hayat tarzı haline gelecektir. Resûlü Ekrem’in (sav) bu yönde ortaya koyduğu örneklik te, Yüce Allah’ın O’nu bilhassa yönlendirdiğini bize göstermektedir: “Sen yine de affa sarıl, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” (A’râf,7/199) “İçlerinden pek azı hariç onlardan daima hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve aldırış etme! Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever” (Mâide,5/13). Sevginin hakim olduğu gönüllerde en çok görülecek olan “şefkat ve rahmet” duygularıdır. Sevginin temeli, şefkat ve merhamettir. Merhamet olmayan yerde sevgi, sevgi olmayan yerde de şefkat ve merhametten söz etmek mümkün değildir. “Andolsun, size içinizden öyle bir elçi gelmiştir ki, sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir. O, size çok düşkündür. Mü’minlere çok şefkatli ve çok merhametlidir.” (Tevbe, 9/128).
Peygamberimiz şefkat, merhamet ve muhabbet kaynağı idi. O’nun her şeye şamil rahmeti, sadece beşerî münasebetlerde değil, aynı zamanda cansız varlıklardan bitkilere ve hayvanlara kadar bütün yaratıkları kuşatırdı. Nitekim insanların bir dağ ve kaya parçası olarak gördükleri Uhud dağı için söyledikleri çok etkileyicidir: “Biz Uhud’u severiz, Uhud da bizi sever!” (Buhari, Cihad, 71). Peygamberimizin bu kuşatıcı ve engin merhameti, bitkileri, ağaçları ve çiçekleri de kuşatmıştır. Allah’ın yarattığı eşsiz güzelliklere sahip tabiata duyarsız kimseleri Allah’ın azabıyla ikaz etmiştir: “Kim bir sidre ağacını keserse, Allah onun başını Cehenneme sarkıtır ” (Ebu Davud, Edeb, 158) Çevreye ve tabiata karşı saygılı olanları da müjdelemiştir: “Bir Müslüman ağaç diker veya bir şey eker de ondan bir kuş, bir insan veya bir hayvan faydalanırsa, bu onun için bir sadaka olur.” (Buhari, Hars, 1).
Kültürümüzde sohbet etmek, konuşmak anlamında “muhabbet etmek” tabiri kullanılmaktadır. “Kısa bir süre de olsa birlikte olmak” anlamındaki sohbet kelimesi “arkadaşlık edip ünsiyet kurmak, bedenle ya da gönülle uzun süre beraberlik hali, dinî veya dünyevî konuların konuşulduğu toplantı” gibi mânalarda kullanılır. Sohbet için bu kavramın kullanılması medeniyetimizin sevgiye, muhabbete, değer vermeye, karşısındakini önemsemeye verdiği önemin en bariz göstergesidir. Aslolan her şeye ve herkese sevgiyle yaklaşmaktır. Nefret ve düşmanlık arızidir. Dolayısıyla istenen, birincil durumda olan, önemsenen değildir. Olması gereken sevgidir, muhabbettir. Her kişiye veya her olaya bu şekilde yaklaşmak esastır. Eğer bariz, çok açık ve net bir neden yoksa her zaman ve yerde olaylara muhabbetle yaklaşmak, kişileri ve olayları buna göre değerlendirmek en doğru yönelim olacaktır. Bu nedenle bazı araştırmacılar İslâm medeniyetine Sevgi medeniyeti ismini uygun görmüşlerdir.
Sevgi belli temel öğeler ile ortaya çıkar. Bunlar; ilgi, sorumluluk, saygı ve empatik anlamadır. İlgiyi en güzel annenin çocuğuna olan ilgisinde görebiliriz. Sorumluluk ise saygı ile birlikte olduğunda tam anlamını taşır, yoksa müdahaleye girebilir. Saygı ise özgürlüğün bulunduğu yerde var olur. Bu nedenle diyebiliriz ki sevgi özgürlüğün çocuğudur, hiç bir zaman zorbalığın çocuğu olmamıştır.
Sevgi; henüz dünyaya gelmeden, yaşamla buluştuğumuz an tanıştığımız ilk olumlu duygudur. Sevgi sahip olduğumuz olumlu değerler içinde ilk sırada gelir. Sevgiye olan gereksinimimiz azalmaz ya da başka bir duyguyla telafi edilemez. Yaşla ilişkili olarak sevgi duyduğumuz kişiler, şeyler değişse de sevgi, yaşam boyu en temel gereksinimimiz olarak hayatımızdaki sihirli etkisini sürdürür. Sevgi her türlü canlının varoluşuna anlam katan en güçlü enerji kaynağıdır. Sevmek seveni de sevileni de besler. Sevginin aşırısı olmaz. Ancak sevginin ifadelendirilmesinde aşırılık olabilir.
