ZİHİNSEL KONFOR MU ZİHNİ SÜKUNET VE SUHULET Mİ?  

0
konfor-alani-nedir-konfor-alanindan-cikmak

Zihni suhulet ve sükunet olmayınca bedenin ne halde olduğunun önemi var mı ki? Zihinsel konfor alanı ne kadar isabetli bir söz düşünmeye değer. Nev zuhur alanlar icat edilip meslek statüsü kazanınca zihinsel konfor alanı yapay da olsa bir anlam kazandı. Öyle ki kişinin büyük çabalarla elde etmeye uğraştığı konfor alanı aynı zamanda kişi için risk alanı olarak nitelendirildi. Meslek uzmanları kişiyi zihinsel konfor alanından çıkarmanın çarelerini ararken, insan için ulaşılmak istenen ise zihinsel sükunet ve suhulet halidir. Yani zihin için konfor ile sükunet ve suhulet birbirine bu kadar terstir. Biri hastalık meslek erbabının işi, diğeri marifet ehlinin işi ulaşılmak istenen ruh hali.

Oysa insanın bütün çabası konfor alanına ulaşmak ve yaşamak değil mi ki meslek erbabı bunu hastalık olarak nitelendiriyor. Hastalığa mahsus terapi seansları için duvar renginden donanımına kadar anlam yüklenmeye çalışılan odalar hazırlanıyor. İnsana her fırsatta birey olduğu telkininde bulunulurken sosyal bir varlık olduğu da bazen hatırlatılmaktadır. Günümüzde kişinin başarılı olabilme ölçüsü eşya ile olan ilişkisi, sahip olabilme kapasitesi ve hakimiyeti olarak görülür oldu. Başarılı olmanın anlamı böyle kabul görünce beraberinde konfor alanın eşyaya sahip olma oranının belirlemesi normal kabul edilmelidir. Zihinsel konforun hiyerarşisi tabiatıyla eşyaya sahip olma ve sahip olunanı korumaya odaklanır. Kişinin toplum ile olan ilişkisinde de bu anlayış belirleyici oludu. Sosyal bir varlıkmış gibi zamanın yetmediği toplum ilişkileri içinde insan, aslında yalnız kalma hissini yaşarken diğer taraftan da ciddi anlamda güvenlik sorunu yaşamaktadır. Çünkü tehlikenin ve düşmanın ne adresi ne bir silueti hatta ne de bir tanımı vardır.

İnsanın konfor alanına sahip olmanın yanında daha da önemlisi o alanı koruyacak olan koruyucu kalkanlara ihtiyacı vardır. En başta kişinin ruhsal rahatlık anlamında kendisi ile barışık olması vazgeçilmezdir. Nitekim insan yararına geliştirilen araçlara bakıldığında bireyin kendine yeter mantığı üzerine geliştirilmiştir. Üstelik insanın hizmetine sunulan bu nesneler tamamen itaat kültürü üzerine kurgulanmış camit varlıklardır. Ayrıca insanın egosuna hitap eden, ruh taşıyan ancak sorgulama ve yargılama yetisi olmayan varlıklar, algı konforunun bir öğesi kabul edildiğinden değer verilmiştir. İyi bir gözlem yapıldığında görülür ki bireyin, kibrin Nirvana’sında seyri sülük ettiğidir.

İnsanlar istediği hayat tarzını seçmekte hürdürler, zihinsel konforu yaşayanlar yaşayadursun, bizim ne alıp vereceğimiz var!

Beklentimiz, gökten bir mucizenin gelip yeni bir dünyanın kurulmasını beklemek ise bilelim ki beyhude bir bekleyiş içindeyiz. ‘O, âdetleri üzere hareket eden güneşi ve ayı sizin hizmetinize sunan, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verendir.’ (İbrahim33) eşya ile ilişkileri ayet çerçevesi dahilinde belirlemek bize yeni bir dünyanın kapısını aralayabilir. Bu dünyada tahakküme yer yoktur. Ayetin dikkatimizi çektiği şeylerden biri, insanın dışındaki varlıkların da ‘adeti’ nin olduğudur.  Bu adet çerçevesinde süren yaşamda bizce görülmeyen bir bilincin var olduğu kabul edilebilir.  Yaparım yapmam, uyarım uymam gibi iradi bir seçimden söz edilemez belki ama inkar ve tağşiş ancak insanın yapabileceği bir eylemdir. Bireyin serkeşliğine hitap eden menfaat merkezli zihnin istediği konfor alanı,  ancak tanımı yapılamayan kaygıların gölgesinde devam eder.

Diğer taraftan temelinde doğru bilginin olmadığı, cahilce ya da çıkar merkezli sahte itaat kültüründen kaynaklı, ucu cenneti garantileyen zihni konfor alanın diğerinden farkı olamaz.  Söylemde mistik, eylemde egosu eşyaya sahip olma ile orantılı ruh hali belki de en tehlikeli olandır. Bilinmesi gereken söz konusu olan eşyaya sahip olma değil, hakimiyetin kimde olduğudur. Buna çanak tutan her eylem sahte, her bilgi vahiyden uzaktır. Vahyin istediği ifrattan ve tefritten uzak dengeyi kurabilen insandır. Yapıp ettiklerinin sorumluluğunu taşımak insanın belirgin ve öne çıkan özelliklerindendir. Bireyin toplum veya kişiler ile olan ilişkisini belirleyen baskılar varken diğer varlıklar ile olan ilişkisi tek taraflıdır, baskılayıcı bir güç yoktur.

Saygın olan da baskılar altındaki ilişkiden çok, tek taraflı olan ilişkide adil olabilmektir.

Bir yanıt yazın