ebediyet i̇steği;kalbin sessiz feryadı

0
0x0-insanin-ruhundan-yukselen-siddetli-arzu-ebediyet-1677571781777

Bazen hiçbir şey söylemeden, sadece durup bakarız. Bir gün batımına, bir çocuğun gülüşüne, yaşlı bir çiftin el ele yürüyüşüne… İçimizde bir sızı belirir. Ne olduğunu tam tarif edemeyiz ama biliriz ki, bu anlar geçip gidiyor. Ve bu geçicilik, kalbimize ağır gelir. Çünkü kalbimiz, fânî olanla yetinemez.

İnsan garip bir varlık. Küçücük bir bedeni var ama içinde sonsuzluk duygusu taşıyor. Bir yandan bir lokma ekmeğe muhtaç, bir yandan yıldızlara göz dikmiş. Kalbi, geçici olana değil; baki olana meyilli. Sevdiklerinin elinden kayıp gitmesine razı değil. Bir daha hiç göremeyeceğini bilmek, yüreğini dağlıyor.

Bediüzzaman Said Nursî, bu derin hissi öyle güzel tarif etmiş ki, insanın içinden “tam da bu!” diyesi geliyor. Diyor ki:
“Hiç mümkün müdür ki, küçük bir mide arzusunu kabul eden Rahîm bir Yaratıcı, bütün insanların en derin, en haklı arzusu olan bekâ isteğini cevapsız bıraksın? Hâşâ, mümkün değildir.”

İnsanın kalbine konulmuş bu ebediyet arzusu, aslında bir davettir. Geçici olanı sevmekle başlayan yolculuk, kalbin hakiki sahibine yönelmesiyle tamamlanır. Her sevgi, her bağ, her muhabbet, asıl Sevgili’ye uzanmak ister. Ama biz çoğu zaman bu sesi bastırırız. Gündelik telaşlarla, küçük hedeflerle, yalan tesellilerle…

Ama kalp durmaz. Susmaz. Çünkü onun içinde “beka” diye atan bir nabız vardır. Ve her fani şeyde bir hüzün bırakır bu nabız. Ne zaman bir mezarın başında dursak, ne zaman bir çocuk hızla büyüyüp elimizden kayıp gitse, ne zaman bir dost vedasızca ayrılsa… O iç sesi tekrar duyarız: “Bu böyle olmamalıydı. Sonsuzluk olmalı.”

Bir başka yerde Bediüzzaman şöyle der:
“İnsanda gayet şiddetli bir şekilde bekaya karşı bir aşk, bir muhabbet dercedilmiş. Halbuki fani olan dünya, bu bekayı veremez. Demek ki bu aşkın karşılığı başka bir âlemde verilecek.”

Evet, bu aşkın karşılığı başka bir âlemde… Bu dünya, kalbimizin büyüklüğüne yetmiyor. Çünkü kalbimiz, sonsuzu istiyor. Yalnızca sonsuz olanla tatmin bulacak bir sevme kabiliyetine sahibiz. Ve bu, boşuna değil. Çünkü bizi bu şekilde yaratan Zât, o arzunun cevabını da hazırlamış.

Belki bu yüzden, en çok sessizlikte duyarız bekâ arzusunu. Mezar taşlarında, yitip giden fotoğraflarda, çocukken sevdiğimiz oyuncakların şimdi tozlu bir rafta duruşunda… Çünkü kalbimiz bir hakikati fısıldar:
“Ben ebedî olanı arıyorum. Ve bu arayış, cevapsız kalamaz.”

İşte bu yüzden, bir mü’min için ölüm bir son değil, bir kavuşma habercisidir. Bekânın, ebedî hayatın kapısıdır. Kalbimizin en sessiz ama en derin duasına verilen İlâhî cevaptır.

Bir yanıt yazın