depositphotos_150839168-stock-photo-parallel-reality-man

Bazı kavramlar var ki insanlar söylem düzeyinde anlam bakımından doğru- yanlış, iyi -kötü olma noktasında ortak görüşe sahiptir. Bu kavramların anlam ve içeriğine aykırı davranmak ise başka bir şeydir. Her doğru ve iyi bildiğimizi yapmadığımız gibi her yanlış ve kötüden de sakınmıyoruz. Söz konusu ettiğimiz şey; iyi- kötü ya da yanlış doğru nedir felsefi tartışması değil. Gündeme almaya çalıştığımız eylem kuram uyuşmazlığı. İstisnası yok denecek kadar genel kabul gören değerleri dün savunurken bugün aynı değerler ayak altına alınırken neden duyarsız kalıyoruz. Konu bu…

En azından ortak anlam yüklediğimiz değerlerin yaşatılabilmesi için bir ilke, bir kural, bir müeyyide bulunamaz mı? Objektifi yakına tuttuğumuzda ayrıntılara mı boğuluyoruz, yoksa ayrıntıları gözden mi kaçırıyoruz? Her ikisi de mümkün.

Var olan şeylerin bir tabiatı olduğu gibi buna bağlı olarak bir sistematiği de vardır, farkında olalım olmayalım. Sistematiği bilmek ayrıntıya boğulmayı önleyeceği gibi, gözden kaçırmayı da önler. Toplum sosyolojisi dışında kalan her alanın tabiatı gibi sistematiği de zorunluluk gösterir ve somut olduğu için ihlali süreci zora sokar. Somut sistematiği ihlal, işleyişi imkansız hale getirir, matematiğin sistematiği gibi… Toplum sosyolojisi için aynı şeyi söyleyemeyiz, sistematiğinin ihlali aksamalara, yanlış uygulamalara yol açabilir ama işleyişi durdurmaz. Nitekim evrensel bazı değerlerin mucidi gibi görünenlerin yaptıkları ihlalleri müşahede ediyoruz. Toplum sosyolojisinin sistematiğini oluşturan insan iken diğer alanların sistematiği insanın dışında vardır. Kişiye düşen kendi dışında oluşan sistematiklerin sadece işleyişi ve muhtevasını öğrenmektir. Seküler anlayış bu anlayışta olduğundan, insanı evrenin dışında tutmuş ve buna uygun bir ilişki biçimi geliştirmişti. Aydınlanma döneminde evren, insanın biyolojik tarafıyla ilişkilendirilmiş ve önemsediği evrenin muhtevasından çok işleyişidir. Bu dönemde insan evren ilişkisi fayda üzerinden şekillenmiş, akıl temelinde insanın baskın olduğu bir sistematik oluşturulmuştur. Aydınlanma dönemi öncesi ise evrenin işleyişiyle beraber muhtevası da önemsenmiştir.

İslam’ın dünya görüşüne bakıldığında toplum sosyolojinin de bağlı olduğu ve iç içe geçmiş insan evren ilişkisi vahiy tarafından düzenlenmiş sistematiği vardır. Seküler dünya görüşünden farklı olarak vahiy bilgisi evrenin işleyişi ile ilgili zorunlu bir sistematiğin varlığını kabul eder. Buna bağlı olarak toplum sosyolojinin de zorunlu sistematiğinin varlığını kabul etmiş olur. Vahyin önerisinde evren ve içinde yaşadığımız dünya ile insanın ilişkisini belirleyen ilkeleri vardır. Öncelikle insan evren ilişkisi “hikmetli yaratılış” üzerine kuruludur. Yani evrenin kendisi nimettir, nimetten faydalanmak meşrudur. İnsan da “emanetçidir” emaneti sahiplenmek ahlaki bir ödevdir. Müslümanca bakışın öncelikli ilkesi böyle olmak zorundadır. Seküler düşüncede insan evren ilişkisini belirleyen insanın çıkarıdır, çıkarı korumanın yolu evreni korumaktan geçer. Bu konuda çıkarı kutsayan değere ve bunu içselleştiren kişisel karaktere ihtiyaç vardır. Eylem kuram uyuşmazlığının farklı bu iki anlayışın bakış açısından kaynaklandığı söylenebilir.

Öyle ki bazen eylem kuram uyumunun taraflar arasında yer değişikliğine uğradığına şahit oluruz. Taraflar kuram açısından kendi iddialarını sahiplense de biri diğerinin eylemini gösterebiliyor. Yüzyılı aşan bir zamandan beri toplumda yaşanan kaos ve kafa karışıklığının sebebi bu olsa gerek… Değişimin doğal sonucu gibi görülse de aslında güçsüzün güçlüye doğru kayışıdır.

Üzerinde anlam birliğine varılmış kavramlara uyumlu davranmak hikmetli yaratılış zaviyesinden bakmakla mümkündür. Hikmetli yaratılışta evren yaşamın kaynağıdır, evrenin sistematiği içinde ancak anlamlı ve değer taşıyan hareketlilikten söz edilebilir. Buna bağlı olarak asıl olan evren ile insan arsında minnet ve şükrana dayalı ilişkidir. Sadece fayda zarar ilişkisine dayalı ilişki biçiminin beraberinde getireceği şey hodbinlik ve hukuksuzluktur. Zorunlu ve ölçülü bir sistematiği olan evrene, sebep ne olursa olsun yapılan olumsuz her müdahale ki bunu ancak insan yapabilir, aslında kendi ayağına vurmaktır. Bu uyuşmazlıkta kimin kime yakınlaştığını tespit için yaşam tarzlarındaki tercihlere ve gündeme bakmak yeterli olur. 

Bir yanıt yazın