Kalitesizlik Tesadüf Değildir

0
kibrit-702x336

Modern çağın en tehlikeli yanılgılarından biri, olguları ve sonuçları rastlantı kategorisine indirgemesidir. Her şeyin bir “denk gelme”, bir “şansa bağlanma” ile izah edildiği bu vasat akıl yürütme biçimi, bizi hakikatin izini sürmekten alıkoyar.

Oysa dikkatli bir göz, her tekrarın ardında bir tercihin, her sıradanlaşmanın gerisinde bir ihmalkârlığın ya da bilinçli bir yönelimin yattığını sezer. Bu bağlamda, kalitesizlik asla tesadüf değildir; bilakis yapısal bir tercih, zihinsel bir iklimin ve tarihsel bir yönelimin neticesidir.

Kalite, öyle sanıldığı gibi sadece “daha iyi malzeme” ya da “usta işi” demek değildir. Kalite, bir dünya görüşünün tezahürüdür. Bir ahlâkın, bir estetik iddianın, hatta bir metafiziğin ürünüdür. Kalitesizlik de tam tersine, bu metafiziğin çözüldüğü yerden başlar. Düşünün ki bir toplum, hakikatle bağını yitirmişse, güzeli kavramaktan uzaklaşmışsa ve iyiyi sorgulamayı lüzumsuz görüyorsa; orada kalite aramak, çölde su aramaya benzer.

Türkiye’nin yakın tarihine baktığınızda bu çözülmenin izlerini rahatlıkla sürebilirsiniz. Sanayileşmenin şekilsizliği, kentleşmenin hoyratlığı, eğitimdeki yüzeysellik ve kültürel alanın metalaşması… Bunların her biri, kalitesizliğin tesadüf değil; adım adım örülmüş bir zihniyetin sonucu olduğunu gösterir. Kalitesizlik, bir tür pragmatizmdir; hemen şimdi, en kolay şekilde, en az zahmetle var olma telaşıdır.
Daha da ileri gideyim: Kalitesizlik, neoliberal rasyonaliteyle bire bir örtüşür. Çünkü bu rasyonalite, her şeyi ölçülebilir fayda üzerinden değerlendirir. Estetik, anlam, hakikat, derinlik gibi “ölçülemez” olan unsurlar bu denklemde ya dışlanır ya da görünmez kılınır. İşte tam da bu yüzden, kalitesizlik bugün sadece bir sonuç değil; bir kültür haline gelmiştir.

Şunu da ifade etmek gerekir: Kalitesizliğin sıradanlaşması, aynı zamanda talepkârlığın da körelmesiyle ilgilidir. İnsanlar artık kaliteli olanı talep etmiyorlar; çünkü onu tanımıyorlar. Daha da kötüsü, tanımaya niyet etmiyorlar. Gözleri alışmış, kulakları körelmiş, dilleri tembelleşmiş. Nitelikli olan, “fazla süslü”, “fazla zor”, “fazla ciddi” diye öteleniyor. Oysa kalite, bir yük değil; bir duruştur. Kalite, estetik ile etik arasındaki o ince ve hassas çizgide yürümektir.
Sonuç olarak dostlar; kalitesizlik ne kaderdir, ne de tesadüf. O, ihmalin, cehaletin, popülizmin ve pragmatizmin bir araya gelerek inşa ettiği yeni dünyanın suretidir.

Kaliteyi aramak, bu yüzden sadece daha iyiyi istemek değil; aynı zamanda başka bir hayat tarzını, başka bir düşünüş biçimini ve başka bir insan tahayyülünü savunmaktır.

Ezcümle: Kalitesizlik bir sonuç değil; bir karardır. Ve her karar, bir zihniyetin aynasıdır.

Bir yanıt yazın