TANRI’NIN DUASI, JOYCE VE VICO
Bu makale, Joyce’un 1923 tarihli VLB. 3 adlı defterinde çocuk dilinde yazdığı “Patternoster” adlı Baba Duası versiyonunun önemini değerlendirir. Önce Kutsal Kitap’taki duaya kısaca göz attıktan sonra, ilk bakışta eğlenceli görünen bu modern versiyonu inceleyerek, Joyce’un Vico anlayışına derinden kök salmış karmaşık bir edebi deney olduğunu ortaya koyuyorum. Joyce’un çocukların dili, bedensel hayal gücü ve şiirsel metafiziği üzerine Vico’dan devraldığı fikirleri “Patternoster”da nasıl yeniden işlediğini tam olarak göstererek, Beckett, Croce ve Yeni Bilim’in bazı temel öğelerini sırayla ele alıyorum.
Tanrı’nın Duası: İsa’nın Öğrettiği Dua Üzerine
Matta ve Luka İncillerinde geçen Baba Duası, insanın sonluluğu ile Tanrı’nın aşkın varlığı ve gücü arasındaki ilişki sorununa verilen bir yanıt olarak anlaşılabilir. İsa bu duayı, bu ilişkinin nasıl dile getirileceğine dair en iyi yol olarak takipçilerine sunar. Matta’daki anlatımda İsa, neden dua edilmesi gerektiğini açıklamaz, bunun yerine nasıl ve neyin dua edilmesi gerektiğini öğretir:
Dininizi insanların gözü önünde gösterişle sergilemeyin; bunu yaparsanız, göklerdeki Babanızdan bir ödül beklemeyin. Bu nedenle, bir iyilik yaptığınızda bunu borazanlar çalarak ilan etmeyin, sinagoglarda ve sokaklarda insanların hayranlığını kazanmak için yapan ikiyüzlüler gibi olmayın. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. Ama dua ettiğinizde, odanıza geçin, kapınızı kapatın ve gizlide olan Babanıza dua edin; ve gizlide gören Babanız sizi ödüllendirecektir. Duanızda, putperestler gibi gevezelik etmeyin; onlar ne kadar çok konuşurlarsa o kadar çok duyulacaklarını sanırlar. Onlara benzemeyin. Çünkü Babanız, siz daha O’ndan dilemeden önce ihtiyaçlarınızı bilir. İşte böyle dua edin:
Gökteki Babamız,
Adın kutsal kılınsın.
Egemenliğin gelsin.
Gökte olduğu gibi yeryüzünde de
Senin isteğin olsun.
Bugün bize günlük ekmeğimizi ver.
Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi,
Sen de bizim suçlarımızı bağışla.
Bizi denemeye sokma,
Ama bizi kötüden kurtar.
Âmin. (Matta 6:1–13)
İsa açıktır: dua gürültülü, gösterişli ve laf kalabalığına dayalı olmamalıdır; aksine sessiz, gizli ve biçimsel olmalıdır. Yine de, duanın bu kişisel ve özel niteliği vurgulanırken, İsa aynı zamanda, Tanrı’ya durumu açıklamaya gerek olmadığını da öğretir: “Çünkü Babanız, siz daha O’ndan dilemeden önce ihtiyaçlarınızı bilir.” Takipçilerine aşkın kökenli bir dua sunarak, İsa sanki Tanrı huzurunda varlık göstermek için yalnızca tek bir uygun yol olduğunu öne sürer: İsa’nın sesini paylaşmak ve onun sözlerini tekrar etmek.
Bu bakış açısından, Baba Duası’nı eden kişi retorik olarak bir yankıdır; çünkü İsa, takipçilerine dua uydurmamalarını, sadece aktarmalarını söylemiştir. Baba Duası’nın sözleri, dua edenin niyetleri, umutları ya da hisleriyle doğrudan örtüşmez; çünkü bunlar Tanrı tarafından zaten bilinmektedir. Bunun yerine, dua eden kişinin mevcut durumunu teyit eden bir bildirim işlevi görür: güçlü, aşkın, göksel bir Baba ve hem dünyevi hem de sonsuz ihtiyaçlara sahip zayıf, ölümlü bir çocuk.
Bu basit dua durumu, şu karmaşık soruyu doğurur: Baba Duası’nı okurken gerçekten kim konuşur ve kim duyulur? Tanrı mı? İsa mı? Matta mı? Luka mı? Dua eden kişi mi? Tüm inananlar topluluğu mu? (Sonuçta “Babamız” denmelidir, “Benim Babam” değil.) Duanın anlamı, seslerin ve niyetlerin çoğalmasında düğümlenir — Joyce’un yorumunda da göreceğimiz gibi, her türlü söylem eyleminde duyulabilen karmaşık bir dağılımda.
Joyce’un “Patternoster”ı: Çocuk Diliyle Tanrı’ya Seslenmek
1923 yılında, bir sonraki yapıtı üzerine araştırma ve düşünme sürecindeyken Joyce, Baba Duası’nın yeni bir versiyonunu yazdı. Bu kısa metin, göreceğimiz üzere, sesin kimden geldiğine dair sorular ortaya atar ve Finnegans Wake’in geliştireceği meseleleri haber verir. Joyce, bu duayı VLB. 3 adlı defterine yazdı; David Hayman’ın gösterdiği gibi bu defter, Wake’in evrensel aile ve gece-dili (nightlanguage) gibi temel kavramlarının düşünsel gelişimi açısından merkezi bir konumda durur. Defter; Orta Çağ İrlandası’na, gerçek ve hayali aile bireylerine, tarihe, sanata ve çocuk karakter Isolde (ya da “Is”)’den kesitlere dair göndermelerle doludur. Orta Çağsılık ile modernliği bir arada taşıyan bu not defteri, adeta Hegelci ya da Vico’cu bir sentezi davet eder.
Ancak Joyce’un defterleriyle ilgili olarak sık rastlanan bir durum burada da geçerlidir: Hangi bağlamın anlamlı olduğunu kestirmek zordur. En azından bir dizi not, çocuk dilinin Wake’in gelişiminde bir rol oynadığını ima eder:
-
Trist anlatır: / Höh! Is çığlık atar / Heh / vs. (VLB. 3: 37)
-
çocuklar – küçük çığlıkçılar, küçük / işeyenler, küçük sıçanlar, / küçük kusanlar (VLB. 3: 40)
-
Is, aşçıdan Fransızca öğrendi (VLB. 3: 52)
-
Is iki kez ‘dün’ü daha iyi yazdı (VLB. 3: 76)
-
Is önce / 15’e sonra 14’e kadar saydı (VLB. 3: 76)
-
Is gazete okudu / mezmur gibi (VLB. 3: 85)
Başka kavramsal notlar da Joyce’un logopoeetik (anlamsal göndermelerle oynayan) tekniğine derinlik kazandırır ve bu tekniği, sonunda Wake’deki Mamalujo’nun gevezelikleriyle ilişkilendirir:
-
“dedi o”, “o dedi” kalıplarından kurtulmaya çalış (VLB. 3: 85)
-
Körken çıkan sesler (VLB. 3: 86)
-
1000 MS! / 1923 ahoy! (VLB. 3: 86)
-
1500 MS’de söylenen bir ifade 1923 MS’de tekrarlanıyor! (VLB. 3: 94)
-
Yıllıkçılar kendilerini tekrar eder (VLB. 3: 94)
İlk not, anlatıcı sesi işaret eden kalıpların silinmesine işaret ederken; sonrakiler görselden çok işitsel bir dil anlayışını öne çıkarır. Son üç not ise, alıntılanmış ya da tekrarlanmış konuşma tekniğini vurgular; körü körüne tekrar ve Orta Çağ’a atıf dikkat çekicidir.
Tüm bu bağlamlar göz önüne alındığında, VLB. 3’te geçen şu pasaj özel ilgiyi hak eder — özellikle de Finnegans Wake’in yeni diliyle yazılmış ilk sözleri olabileceği için:
Earthborn (terrigenae)
Horror of coelicolae
Howfar wartinevin
alibithenem
kingthecome
wilbydun
nerth tisnevin
Giveusday dailybread
gives dresspss
sweegivethem dresspss
genstus leesnot
tootentation
liversm evil men.
Isolde’s Patternoster
Howfar wartnevin alibithe
name, kingcome, wibedun
nerth tisnevin. Givensday
dailybread, givesdresspss
sweegivethm dresspssa
gensts leesnot
tootentation liversm
evil men.**
Joyce, genç bir kızın Baba Duası’nı tekrar etmesine dayalı bu eğlenceli versiyonu mükemmelleştirmek için çaba harcar. Muhtemelen ya bir çocuğun —muhtemelen kızı Lucia’nın— bir yetişkinin ardından bu duayı tekrar ettiği bir sahneyi uyduruyordu ya da gerçekten böyle bir sahneyi yazıya geçiriyordu. Çocuk bazı sesleri yanlış duyar, bazılarını unutmuş gibidir ve yalnızca sert ünsüzleri hatırlamaktadır. Sözler iki veya üç hecelik küçük parçalara ayrılmıştır; bu, ya bir yetişkinin duayı bölerek dikte ettirdiğini ya da çocuğun sesleri anlamdan çok ses olarak ezberlediğini gösterir.
Çocuk duayı biliyor olabilir ama onu oyun oynarcasına ya da şarkı söyler gibi söylüyordur. Her durumda, çocuk anlamdan çok sese yönelerek kelimeleri tekrar etmeye çalışır ve bunda kısmen başarısız olur.
“Patternoster”ın Anlam Katmanları: Çocukça Bir Dua mı, Bilinçli Bir Parodi mi?
Gözle görülür biçimde, “Patternoster” yalnızca çocuğun sesleri yanlış telaffuz etmesinin fonetik bir yansıması değildir. Joyce, çocuğun sözlerine başka kelimeler de yerleştirmiştir — ve bu kelimeler, genellikle duanın anlamını karmaşıklaştırır veya yorumlar. Çünkü çocuk “Our Father” (Babamız) ifadesini “Howfar”a, “art in heaven” (göktesin) ifadesini “wartinevin”e, “hallowed be” (kutsal kılınsın) ifadesini “alibi”ye, “lead us not” (bizi yönlendirme) ifadesini “leesnot”a dönüştürür. Bu yüzden sadece çocuğun bazı kelimeleri tanımayıp yerine kendi bildiklerini koyduğu bir durumdan bahsetmek yetersizdir.
Aksine, “Patternoster” fonetik bir taklidi taklit eder gibi görünürken, aslında Joyce’un anlamlı kelime oyunları yapması için bir bahaneye dönüşür. Basit bir teknik gibi görünür; ama şu soruları gündeme getirir: Bu alaycı ve çağrışımlı kelime oyunları gerçekten çocuğun (masum? kurnaz? Ortaçağlı?) dilinde doğal olarak mı ortaya çıkmıştır? Yoksa bunları çocuğa yerleştiren bir ebeveyn, bir yazar, bir bilinçdışı dürtü ya da dilin zorunlu ironisi midir?
Her ne sebeple olursa olsun, “Patternoster” önceden var olan, oldukça kuramsal, hatta kutsal bir formülün hatalı bir taklidi olarak varlık gösterir.
“Pater”/“patter” ve “evil. Amen.”/“evil men.” gibi kelime oyunları dahil, çok sayıda dolaylı parodik ifade farklı şekillerde okunabilir. Bu son iki örnek bile, Baba’nın gerçeği ve dua formülünün aşkın anlamı ile arasına ne kadar az bir ses kayması girdiğinde, ifadenin mizahi ve çift anlamlı bir kenara savrulabileceğini gösterir. Ancak burada ilginç olan, duanın otoritesi doğrudan sarsılmaz; onun tanıdık dili gülümsetilerek çarpıtılır ve çocuğun sadakatle onu tekrar etmeye çalışması yoluyla, kendi üzerine döndürülür.
Doğal eğilim, bu bölümü bir şaka gibi okumaktır. Bu okuma sayesinde sesleri net bir şekilde duyarız, mizahı fark ederiz ve Joyce’un Tanrı ile çocuk oyunu oynadığını düşünüp gülebiliriz. Ne var ki, bu dua çok sayıda sesi barındırır ve bunlardan hiçbiri baskın değildir. “Patternoster”, hem kutsal bir gerçeği deforme eden bir yazarın ifadesi hem de bir çocuğun o gerçeği doğru şekilde “oluşturmaya” yönelik dürüst çabasıdır. Bu nedenle “formlamak” fiilini iki anlamda düşünmeliyiz: hem Tanrı’yla sözcükler aracılığıyla bir topluluğa katılmak hem de bu sözleri taklit ederek “biçim vermek”.
Bu kelime oyunlu söyleyiş, hem devasa gök gürültüsüne benzer ilksel bir haykırışın düşsel bir temsili hem de gerçekçi, fonetik ya da eşsesli bir çocuk konuşması yazımıdır. Bu yönüyle, ödünç alınmış sözlerin nasıl ontolojik hiyerarşiyi dönüştürebileceğini gösteren bir örnektir: “Patternoster”daki kelimeler, Vico’nun aktardığı Nuh’un oğulları gibi, kendi başlarına dağılmıştır — ya da en azından kuramsal olarak öyle kabul edilebilir.
Joyce’un bu teknikteki ustalığı, yazma sürecinin izlerini öne çıkarmak yerine onları siler. Bu dolaylı kelime oyunlarının çocuğun gelişen zihninden, dilin rastlantısal eşsesliliğinden ya da yazarın bilinçli tekniğinden kaynaklandığını kesin olarak söyleyemeyiz. Aslında, bu kelime oyunlarının gerçekten orada olup olmadığını da söyleyemeyiz — belki de yokturlar; ya da ancak ölçülemeyecek kadar küçük bir varlıkları vardır.
Sonuç olarak “evil men” (kötü adamlar), klasik duası “deliver us from evil. Amen.” (bizi kötüden kurtar. Âmin.) ile biten Baba Duası’nın sonunda kendilerini gösterir. Ama bu sonucun nedeni belirsizdir.
Vico’cu Bir Bakış
Bu notların altında Giambattista Vico’nun düşüncesinin yattığını varsaymak için elimizde birkaç neden var. “Patternoster”dan hemen önce gelen not şöyle der: “Topraktan doğanlar (terrigenae) / gökten doğanlardan (coelicolae) dehşet duyar.” (VLB. 3:57). Coelicolae (Latince “göksel olanlara tapanlar”) kavramı, Yahudi ve Hristiyan inançları birleştirerek gök tapımına yönelen 4. ve 5. yüzyıl sapkın bir mezhebi ifade eder. Burada dile getirilen düşünce —yani topraktan doğanların gökten gelenlerden korkması— açıkça Vico’cu yankılar taşır: Gök gürlediğinde, Vico’nun dünyasal devleri, korkuyla gökyüzünü Tanrı olarak tahayyül eder.
Bu, Joyce’un “Howfar wartinevin” ifadesiyle bir bağlantı kurar ve kuşkusuz, “pater noster” (Baba Duası) gibi belirsiz bir formülün uygun bağlamını oluşturur. “Patternoster”dan sonra gelen bir başka not —“Büyük Gürültü / (Tanrı)”— de yine Vico’nun kuramına net bir göndermedir.
Finnegans Wake’te Joyce’un Vico’nun fikirlerini bir şekilde kullandığı ve uyarladığı uzun süredir kabul görmektedir. Ancak daha az tartışılan, fakat aynı derecede olası bir konu, Joyce’un Yeni Bilim’in tuhaf metinselliğinden de etkilenmiş olabileceğidir. Bir yandan Vico, Aydınlanma filozofu gibi davranarak tarihsel özün kökenleri üzerine araştırmalarını sistemleştirip sunar (özellikle tarihin tarih-öncesi kökenlerine vurgu yapar); ama diğer yandan, dilin en erken evrelerindeki maddi, jestsel doğayı metnine canlı biçimde taşıma konusunda öylesine kararlıdır ki, onun bilimsel metni felsefi olduğu kadar şiirsel olarak da işler.
Başka bir deyişle, Yeni Bilim’in neredeyse her sayfasındaki çılgın etimolojik akıl yürütme, teorik gelişimin düz çizgisel ilerleyişini sekteye uğratır; çünkü temel kavramların —ulus, tarih, kavim, hatta etimoloji— her biri, barbarca, hiyeroglifsel ve hayalî kökenlere sahip uzun ve çoğu zaman anekdotsal geçmişlere bağlıdır.
Joyce, Croce ve Beckett: Vico’nun Sahiplik Kavgası
Thomas Hofheinz, Vico’nun tarihi “tanrısal bir düzenin gerçekleşmesi” olarak gören “ilahi inayet” (providential) görüşüne dayanarak, İrlanda’yı hak edilmiş bir sömürgeleştirme sahası gibi sunan anlatının Finnegans Wake’te Joyce tarafından reddedildiğini ileri sürer. Ancak John Bishop, bu politik yönleri arka plana iterek, Joyce’un Vico’nun ilahi inayet söylemini dışladığını ya da süzgeçten geçirdiğini öne sürerek daha isabetli bir okuma sunar.
Joyce’un, Aquinas’ı da A Portrait of the Artist as a Young Man ve Ulysses’te sadece seçmeci ve estetik bir şekilde kullandığı düşünülürse, Vico’yu da benzer biçimde “kendi işine yarayacak” yönleriyle benimsediği söylenebilir. Joyce’un ilgisini çeken, Vico’nun tarihsel devinimi dairesel olarak kavrayışı ya da neredeyse logopoeetik yazı tarzı değil, insan bilincinin oluşumuna dair spekülatif sahneleri —yani bilinçsizlikten bilince geçiş, çocuk dilinin açığa vurucu gücü, dillerin, geleneklerin ve davranışların ilkel, beden temelli ve şiirsel kökenleri— olmuştur.
H.S. Harris haklı olarak, Joyce’un Vico’nun yazını üzerindeki etkisini kamuya açıkladığında bunu olduğundan az gösterdiğini söyler. Joyce, Vico’nun çalışmalarını ciddiyetle ele alan az sayıdaki İngilizce okuyucudan biri olduğunun farkındaydı; bu nedenle, Vico’nun fikirlerinin yalnızca “paralel yapı”, “şema” ya da “iskelet” olduğunu ima etmesi, bir yandan anlaşılmazlık suçlamasından kaçınma çabası, diğer yandan Ulysses’in daha ulaşılabilir yönlerine dikkat çekme stratejisi olabilir.
Ayrıca, Joyce’un, Croce’nin Vico’yu idealist, spekülatif ve Hegelci bir biçimde yorumlamasından haberdar olduğu ve buna karşı çıktığı yönünde güçlü nedenler vardır. 1927’de Harriet Shaw Weaver’a yazdığı mektupta, Croce’nin Ulysses’in ABD’de çalınmasına karşı yayımlanan protestoya imza atmasına şaşırdığını ve bunu “Vico nedeniyle” tuhaf bulduğunu belirtir:
“Yarın yayımlanacak protesto. ABD’de 900 gazeteye gönderildi. Bazı imzalarla onur duyuyorum, bazılarıyla da —özellikle Gentile, Einstein ve Croce— küçük düşürüldüm. Bu onların Vico yüzünden böyle davranmaları açısından da tuhaf. Sanırım Pound, muhtemelen ‘gereksiz imza’lar gölgesinde kalmak istiyor, ona böyle yazacağım.” (Letters I: 249)
Croce’nin Vico’yu “mistik ve spekülatif” biri olarak göstermesini eleştiren bir başka isim de Beckett’tir. 1929’da kaleme aldığı yazısında şöyle der:
“Giambattista Vico pratik, sağduyulu bir Napoliten’di. Croce, onu mistik, özünde spekülatif, ‘empirizmi hor gören biri’ olarak görme eğilimindedir. Bu hayret verici bir yorumdur; zira Yeni Bilim’in üçte ikisinden fazlası ampirik araştırmaya ayrılmıştır.”
(Samuel Beckett, “Dante… Bruno. Vico… Joyce”)
Beckett’in bu yazıyı Work in Progress (sonradan Finnegans Wake)’i savunmak için kaleme alması ve Joyce’un kısa sürede bunu İtalyanca’ya çevirtmeye çalışması, bu eleştirileri benimsediğini gösterir. Bu da Joyce ve Beckett’in Croce’nin “mistik” yorumunu yetersiz buldukları yönünde bir uzlaşıya işaret eder.
Vico’nun “Şiirsel Metafiziği” ve Joyce’un Yöntemi
Vico, Yeni Bilim’de “ilk insanların düşüncelerinin nasıl oluştuğunu keşfetmenin” yirmi yıllık bir araştırmayı gerektirdiğini belirtir:
“İlk insanların düşüncesinin nasıl ortaya çıktığını bulmak için, doğamızın bu insani ve incelmiş hallerinden, tamamen yabani ve vahşi doğalara inmeye çalıştık. Onları hayal edemeyiz bile; ancak büyük bir çabayla kavrayabiliriz.”
(NS: 100)
Joyce’un Finnegans Wake üzerine çalışması da neredeyse aynı sürece yayılmıştır: 17 yıl. Ve bu çaba, Vico’nun işaret ettiği gibi, bilimsel akıldan ayrılarak düşsel ve şiirsel hayal gücüne geri dönme girişimiyle paraleldir. Joyce da, yazmak için, aklı soyutlamadan kurtarıp ilksel bedensel hayal gücüne yaklaşmaya çalışmıştır.
Vico bir yerde şöyle der:
“Akli metafizik öğretir ki, insan bir şeyi anladığında onunla özdeşleşir (homo intelligendo fit omnia); bu durumda, insan aklını genişletir ve o şeyi içine alır. Ama hayalî metafizik (metaphysica poetica), insanın anlamadığında, o şeyi kendinden yaratıp, kendini o şeye dönüştürdüğünü gösterir: homo non intelligendo fit omnia.”
(NS: 130)
Vico’ya göre, ilk insanlar soyutlamaya sahip olmadıkları için dış dünyayı anlamaya çalışmazlar; bunun yerine, kendilerini dünyaya “yapıştırarak” onu kendi bedenlerinden yaratırlar. Beden, duyular ve tutkularla dünyayı imgeleyen bu yaratım tarzı, Tanrı’nın saf aklıyla yaptığı yaratımın tam karşıtıdır.
Joyce’un yazı tekniği de benzer bir yön izler: soyutlamayı zorlayarak maddeselliğe dönmek. Bu hem estetik hem de yazınsal bir stratejidir. Kelimelerin anlamlarını artırmak için soyutlamayı zorlar, ses oyunlarıyla bedenselliği metne geri çağırır. Bu yolla Joyce, Vico’nun “şiirin akıldışı kökeni” dediği şeye yeniden hayat verir.
Vico’nun görüşüne göre:
“En yüce şiirler, insan aklı henüz gelişmemişken doğmuştur; sonraki felsefeler, şiir sanatları ve eleştiriler, o dönemlerin şiirlerine ulaşamamış, hatta onların ortaya çıkmasını engellemiştir.”
(NS: 120)
Bu, Joyce için oldukça çekici bir fikirdir. Pound’un “logopoeia” (anlam katmanlı şiir) düşüncesiyle de örtüşür: sözcüklerin anlam, çağrışım ve tarihsel yüküyle oynayan yazım biçimi. Joyce, Vico’yu takip ederek bilinçdışı, çocuksu, mitik, düşsel ve ilksel dil biçimlerini yazısında hem içerik hem de biçim düzeyinde canlandırmaya çalışır.
Beckett, Vico ve Joyce’un Maddi Dili
Beckett, Joyce’un yazısında kelimelere maddesellik kazandırdığını savunurken, bu düşünceyi genellikle şu formülle ifade eder: “Burada biçim içeriktir, içerik biçimdir.” Örneğin, anlam sarhoşluk olduğunda, Joyce’un dili de sarhoştur; konu danssa, kelimeler dans eder. Hatta Beckett, “doubt” (şüphe) sözcüğünün İngilizce’de kavramına yeterince duyusal karşılık veremediğini ve bu yüzden Joyce’un “in twosome twiminds” (ikilikli çiftzihinli) ifadesini uydurduğunu ileri sürer.
Ancak bu örnekler, her ne kadar Joyce’un kelime icatlarına hayranlığı yansıtsa da, aslında Vico’nun aradığı “ilk şiirsel maddecilik” düzeyine ulaşmaz. Beckett’in açıklamaları, modernist bir sanat anlayışının ötesine geçemez. Onun “biçim ve içerik özdeştir” ifadesi, hâlâ kavramların önceliğini kabul eden bir düşünce biçimine aittir.
Oysa Vico’da durum farklıdır: Ona göre, ilk insanlar “şiir” yaratmaz, şiir olurlar. Yani dünya ile özdeşleşerek yaşarlar, anlamadıklarını taklit ederek kendilerini o şeye dönüştürürler. Bu, soyut kavramlara değil, somut beden deneyimlerine dayanır.
Joyce’un başarısı, Vico’ya göre, kelimelerin yeniden “bedenlenmesini” sağlamaktır. Ama bu bedenlenme sadece anlamı yansıtan değil, bedensel olarak deneyimlenen bir anlatı düzeyidir. Bu yüzden Finnegans Wake, sadece ses oyunlarıyla değil, sonsuz göndermeler, katmanlı kelime oyunları, etimolojik karmaşıklıklar, tarihsel ve mitolojik yankılarla örülüdür.
Beckett’in iddiası şu şekilde özetlenebilir:
“Çeşitli anlatım araçlarının ilksel özlerine indirgenip, bu özlerin düşüncenin dışavurumu için birleştirilmesi — işte bu saf Vico’dur, hem de üslup sorununa uygulanmış hâliyle.”
(Beckett, s. 16)
Ama Finnegans Wake tamamlandığında (on yıl sonra), bu iddianın savunulması daha da zorlaşır. Çünkü metin sadece “indirgeme” değil, aynı zamanda “aşırılığa” dayalıdır. Kısaca, Wake yalnızca kelimelerin konsepti “canlandırdığı” bir metin değildir — kelimeler aynı anda taşar, çoğalır, tufan olur, tıpkı Vico’nun mitik dillerindeki gibi.
Bu bağlamda Beckett, belki de gerçeği söyleyerek yalan söylemiştir. Vico’nun tanrısal düzen fikrini bir tür “pazarlama” gerekçesiyle nasıl törpülediyse, Beckett de Wake’in modern okur için sindirilebilirliğini artırmak amacıyla biçim–içerik uyumuna indirgemiştir.
Eğer Joyce yalnızca kavramları kelimelerle “canlandırmakla” yetinseydi, Vico’yla kurduğu ilişki bu kadar derin olmazdı. Onun esas ilgisi, Freud’un bilinçdışı modellerinden çok Vico’nun “düşsel bilinç doğumu”ndadır. Bilinç öncesi şiirsel yaratımın vahşiliği, etimolojik bedenliliği, maddi tutkularla bezeli anlatım biçimleri, Joyce’un poetikasının esas dayanak noktasıdır.
Çocuk Dili ve Ulusların Doğumu: Vico’cu Temel Varsayımlar
Patternoster’ın kuramsal önemi, onu Vico’nun Yeni Bilim’inde merkezi bir yer tutan fikirlerle birlikte ele aldığımızda daha da görünür hâle gelir. Vico’ya göre çocukların taklitçi davranışları, dilleri ve oyunları, insan toplumlarının doğuşuna dair maddi kanıtlar sağlar. Şöyle yazar:
“Çocuklarda bellek en güçlü hâliyle mevcuttur ve bu nedenle hayal güçleri aşırı derecede canlıdır; çünkü hayal gücü, genişletilmiş ya da bileşik bellektir. Bu ilke, dünyanın ilk çocukluk çağındaki şiirsel imgelerin etkileyiciliğinin temelidir.”
(NS: 75)
“Çocuklar taklitte ustadır; genellikle algılayabildikleri her şeyi taklit ederek eğlenirler.”
(NS: 75)
Buradan yola çıkan Vico, insanlığın bebeklik döneminin şiirle dolu olduğunu savunur; zira şiir, aslında taklitten başka bir şey değildir. Ve bu nedenle, çocukların dili —ister hatalı ister hayalî ister kurgusal olsun— ulusların, toplulukların ve inançların doğduğu ilk imgelemin bir parçası sayılmalıdır.
İşte bu yüzden, Joyce’un Patternoster’ı sadece sevimli bir çocukça yanlış okuma değil; aynı zamanda, Vico’nun kavramsallaştırdığı gibi, tarih öncesi sözün —bedensel, korku dolu, tanrısal, ilksel sözün— bir yankısıdır. Bu “çarpık dua”, Tanrı’nın adıyla dilin bedenleştiği, anlamın maddeye dönüştüğü bir yaratıcı süreci sahneler. Bu da, yalnızca Joyce’un değil, insanlığın da “ilksel dua biçimi” olabilir.
Yani Vico’ya göre, çocukların dili sadece bireysel gelişim sürecini değil, toplumsal olanın tarihsel ilksel hâlini de yeniden canlandırır. Dolayısıyla, Patternoster’ı “çocuğun duası” olarak okumak, onu aynı zamanda bir “ulusun duası” olarak okumaktır.
“Çünkü o ilk dil, tanrısal ozanların dili, uğraştığı şeylerin doğasıyla uyumlu bir dil değildi… aksine fiziksel varlıkları canlı ve çoğunlukla ilahi olarak tahayyül eden hayalî bir söylemdi.”
(NS: 127–128)
Buradan hareketle Joyce’un Patternoster’ı, sadece çocuğun dua ederken yanlış yaptığı bir metin değil; aynı zamanda Tanrı’nın, duanın, bedenin ve anlamın çocuğun diliyle yeniden kurgulandığı ilksel, poetik bir an’dır. Bu yönüyle dua, yalnızca Tanrı’ya değil, dilin tarihine de bir çağrıdır.
Buradan hareketle Joyce’un Patternoster’ı, sadece çocuğun dua ederken yanlış yaptığı bir metin değil; aynı zamanda Tanrı’nın, duanın, bedenin ve anlamın çocuğun diliyle yeniden kurgulandığı ilksel, poetik bir an’dır. Bu yönüyle dua, yalnızca Tanrı’ya değil, dilin tarihine de bir çağrıdır; çünkü burada söz konusu olan, yalnızca bireysel bir sesin Tanrı’ya ulaşma arzusu değil, aynı zamanda sözün doğuşuna, mitik kökenine yapılan bir dönüş çabasıdır. Çocuğun hatalı gibi görünen ama aslında yaratıcı biçimde dönüştürdüğü bu metin, Finnegans Wake boyunca Joyce’un peşinden gittiği o “ilksel ses”in, yani anlam ile sesin henüz ayrışmadığı, bedenin ve hayal gücünün dilin içinde yer aldığı bir evrenin işaretidir. Dolayısıyla Patternoster, hem bir dua, hem bir şiir, hem de tarihsel bellekte yankılanan çok-katmanlı bir ses olarak, Joyce’un logopoetik yönteminin çekirdeğini oluşturur.
**
| İngilizce Orijinal | Türkçe Deneysel Çeviri |
|---|---|
| Earthborn (terrigenae) | Topraktan doğanlar (terrigenae) |
| Horror of coelicolae | Göksel varlıklardan korku (coelicolae) |
| Howfar wartinevin | Ne uzak baba-göklerde |
| alibithenem | adın alibi gibi kutsal |
| kingthecome | krallıkgelsin |
| wilbydun | iradeyapılsın |
| nerth tisnevin | yerde tıpkı gök gibi |
| Giveusday dailybread | bu günüver günlük ekmeğimizi |
| gives dresspss | ver borçları |
| sweegivethem dresspss | biz de veririz onların borçlarını |
| genstus leesnot | götürme bizi ayartıya |
| tootentation | baştançıkarmaya |
| liversm evil men. | kurtar kötülerden bizi, kötü adamlardan. |
-
Howfar wartinevin: “Our Father who art in heaven” → “How far” (ne kadar uzakta) + “wart in evin” (gökte olan)
-
alibithenem: “Hallowed be thy name” → “Alibi” (mazeret/sığınak) + “the name” → Çocukça bir şekilde yanlış duyulmuş.
-
gives dresspss / sweegivethem dresspss: “forgive us our trespasses as we forgive those who trespass against us” → çocukça karışık telaffuz
-
tootentation: “into temptation” → çocuk dilinde bozulmuş ama anlamı seziliyor.
-
evil men: “evil. Amen.” yerine — Joyce burada çocuğun sözünden anlamın kaydığını, dua ile gerçekliğin çatıştığını gösteriyor.
Kaynakça
Beckett, Samuel. “Dante… Bruno. Vico… Joyce.” Our Exagmination Round his Factification for Incamination of Work in Progress, edited by Sylvia Beach, New Directions, 1962, pp. 3–22.
Bishop, John. Joyce’s Book of the Dark. University of Wisconsin Press, 1986.
Croce, Benedetto. History: Its Theory and Practice. Translated by Douglas Ainslie, Russell & Russell, 1960.
Ellmann, Richard. James Joyce. Revised edition, Oxford University Press, 1982.
Harris, H. S. “What is Mr. Ear-Vico Supposed to be ‘Earing?’” In Vico and Joyce, edited by Donald Philip Verene, State University of New York Press, 1987, pp. 68–82.
Hayman, David. Unpublished Notes on VI.B.3.
Hofheinz, Thomas. Joyce and the Invention of Irish History: Finnegans Wake in Context. Cambridge University Press, 1995.
Joyce, James. Finnegans Wake. Faber and Faber, 1939.
Joyce, James. Letters of James Joyce, Vol. I, edited by Richard Ellmann, Faber and Faber, 1966.
Vico, Giambattista. The New Science. Edited and translated by Thomas Bergin and Max Fisch, Cornell University Press, 1948
_______________________________________________________________
JED DEPPMAN
Oberlin College , Karşılaştırmalı Edebiyat / İngilizce , Öğretim Üyesi

