bilmek-değil etiketlemek: ruhun-dar kafesi

0
1_lk98cC0jixFqLiH1JYfj0Q

Her tarif bir tahriftir.”
—Cemil Meriç

Bir şeyi anlamaya çalışırken ona bir isim koyarız. Ad koymakla yetinmeyiz; tanım yaparız, çerçeve çizeriz, sınır belirleriz. Zannederiz ki tarif etmekle yakalamış oluruz gerçeği. Oysa çoğu zaman, o ilk çizgiyi çektiğimiz anda yitirmeye başlarız hakikati. Çünkü tarif, yalnızca açıklamak değil; aynı zamanda dışarda bırakmaktır.

Cemil Meriç’in o sarsıcı cümlesi, sadece düşüncenin değil, varoluşun da merkezine dokunur: Her tarif bir tahriftir.
Çünkü her tarif, anlamı kendi kurgumuzla dizayn etmeye giriştiğimiz bir müdahaledir.
Ve her müdahale, biraz kendi körlüğümüzle lekelenmiştir.

Bir insana “kibirli” dediğinizde artık onun alçakgönüllü anlarını göremezsiniz.
“Melankolik” dediğinizde gülümsemelerini yok sayarsınız.
Tarif, bir tür etiketlemeye dönüşür.
Etiket ise yalnızca bir kâğıt değildir; kişinin ruhuna yapışan, zamanla gerçeğin yerine geçen bir kabuktur.

Oysa insan bir tanım değil, bir süreçtir.
Bir duygu, bir durum, bir ilişki, bir zaman, bir sükût, bir belirsizlik…
Hepsi bir arada.
Hiçbiri tam değil, hiçbiri eksik de değil.
Ama tanım yaptığınız anda, o çokluk tekliğe, o akış donmuş bir şekle dönüşür.

Çünkü tarif etmek bir anlamda da hakikate hükmetmeye kalkmaktır.
“Ben seni anladım” demek, seni artık değiştiremem demektir.
Ve bu yüzden, en çok tanımladıklarımızdan uzak düşeriz.
İnsanlara da, kavramlara da bu yüzden yaklaşamayız.
Çünkü onların ne olmadığını tarif etmeye çalışırken, aslında ne olduklarını göremeyiz.

Cemil Meriç’in bu sözü, sadece epistemolojik (bilgiye dair) değil, aynı zamanda ahlaki bir ikazdır:
Hakikate saygı, onu tanımlamakla değil, onu taşıyabilmekle olur.
Ve en sahih bilgi, çoğu zaman susarak beklemeyi bilende açığa çıkar.

Bugün bilgiye duyduğumuz güven değil, tanımlara duyduğumuz rahatlık yaşatıyor bizi.
“Şu budur, bu da şudur” diyerek geçiyoruz hakikatin yanından.
Ne bir durup soruyoruz: “Ya değilse?”
Ne de cesaret ediyoruz: “Bilmiyorum” demeye.

Bazen en doğru bilgi, en titiz sessizliktir.
Çünkü susmak, tarifin mümkün olduğu kadar, tahrifin de farkına varıldığı yerdir.
Ve bazen, anlamak için tanımlamamak gerekir.

Bir yanıt yazın