4451fa7b-c5f9-40b1-9049-212d8022baff

Kötülük kelimesinin Arapça’daki karşılığı şer, çoğulu eşrar dır. Sözlükte “kötü olmak, kötülüğe meyletmek, kötülük yapmak” ve “kötü, en kötü, çirkin, zararlı” gibi anlamlara gelen bir masdar-isim olan şerr (çoğulu eşrâr) hayrın karşıtıdır. Kelimeye terim olarak “kimsenin hoşlanmayıp yüz çevirdiği zararlı ve kötü şey; zararlı şeylerin yayılması; bir şeyin kendi tabiatıyla örtüşmemesi” gibi mânalar verilmiştir (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “şrr” md.; Kādî Abdülcebbâr, el-Muḫtaṣar, I, 211; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, VI, 28; et-Taʿrîfât,“şrr”md.). Dinî literatürde Allah tarafından yasaklanıp karşılığında ceza tertip edilen inanç ve davranışlar, günahlar şer diye nitelenir. Kur’ân-ı Kerîm’de şer kelimesi biri çoğul kalıbıyla olmak üzere otuz yerde geçer (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “şrr” md.). Aynı veya yakın anlamlarda durr, fahşâ, fesâd, musîbet, seyyie, sû’ gibi kelimeler de kullanılır.(DİA).

Kur’ân-ı Kerîm’de kötülük olgusu için aşağı (ednâ), (Bakara, 2/61) günah (hûb), (Nisâ, 4/2), kalpte oluşan kötülük (zeyğ/reyn),(Âl-i İmrân, 3/7-8; Mutaffifîn 83/14) kötü, çirkin (sû’),(Âl-i İmrân, 3/30; A’râf, 7/188), günah (ism/seyyie),(Âl-i İmrân, 3/178; Kasas, 28/84),  zarar (durr),(En’âm, 6/17) bela ve fitne (fitne), (Hac, 22/11) gibi birçok sözcük etrafında kötülük tasviri yapılmıştır. Bu sözcükler, yanlış ve çirkin fiiller (cürm, seyyie, ism, hûb vb.); haktan ve adaletten ayrılıp haksızlığa meyledenlerin durumunu anlatan (israf, tuğyan, zulüm vb.); sapıtma, toplumsal çürüme ve bozulmayı ifade eden (fesad, cenef, fısk vb.) şeklinde de üç grupta tasnif edilebilir. Dünyada meydana gelen bütün iyilikler ve kötülükler her şeyin yaratıcısı olan Allah’ın bilgisi dâhilindedir. O’nun izni olmadan hiçbir şeyin var olması düşünülemez. “Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.”(Nisâ, 4/78) âyeti bunu izah etmektedir. Peygamber Efendimiz de bu doğrultuda dualarında, “Allah’ım, bütün hayırlar senin elindedir. Şer ile sana ulaşmak mümkün değildir.”(M1812 Müslim, Müsâfirîn, 201).

İslâm’a göre iyilik (hayır) ve kötülük (şer) Allah’tandır. “Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalar; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa “Bu Allah’tan” derler, başlarına bir kötülük gelince de “Bu senden” derler. “Hepsi Allah’tandır” de. Ne oldu bu topluluğa ki bir türlü söyleneni anlayamıyorlar! Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.”(Nisa 4/78-79). Buna göre insanların başına ne gelirse gelsin, çevrelerinde iyi veya kötü ne olursa olsun bunların tamamı, hayrı-şerri, iyisi-kötüsü Allah’tandır; O takdir etmiş, murat eylemiş ve yaratmıştır, ancak olup biten şeylerde insanların katkısı, iyilik ile kötülük, hayırla şer bakımından –yine Allah böyle istediği için– farklı olmaktadır. Eğer iradelerine bırakılmış konularda iyi bir şeyle karşılaşır, bir nimete nâil olur, bir başarı elde ederlerse Allah’ın verdiği aklı, bilgiyi, iradeyi ve gücü doğru ve yerinde kullanmış oldukları anlaşılır. Allah böyle istediği, buna razı olduğu, verdiği kabiliyetleri bu sonucu elde etmek üzere kullansınlar diye verdiği için hayır, iyilik, başarı Allah’tandır. Yine insanların irade ve tercihlerine bırakılan konularda, alanlarda, işlerde insanlar akıl, bilgi, irade ve güçlerini –ki bunların hepsini veren Allah’tır– yerinde ve doğru kullanmazlar, bu yüzden O’nun razı olmadığı, kendilerinin de hoşlarına gitmeyen sonuçlar elde ederlerse bu sonuçlar (şer, kötülük) kendilerindendir; bunlara kendileri sebep olmuşlardır. İmkân verdi diye kötülük Allah’a yüklenemez, “O’ndandır” denemez, zira buna rızâsının bulunmadığını bildirmiştir. “Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.”(Şurâ 42/30).

İyilik ve kötülük insanlar tarafından tamamen bilinemez. İnsanların sevmediği bir şeyin iyi, sevdiği şeyin de kötü olabileceği belirtilir. (Bakara 2/216). İnsan kötü olsa bile sevdiği şeyi elde etmede acele eder. (İsra 17/11). Hâlbuki Allah kullarına kötülüğü vermekte acele etmez. (Yûnus 10/11). Allah neyin iyi, neyin kötü olduğunu insanlara bildirmiş, iyiyi yapmalarını emretmiş, kötüyü ise yasaklamıştır. (Bakara 2/168-169; Hacc 22/77). Kötü olan söz ve fiillerin şeytan tarafından daima güzel gösterildiği belirtilmiş ve bu konuda insanlar uyarılmışlardır. (Bakara 2/208, 268; Yâsîn 36/60). Aynı zamanda zerre kadar iyilik yapanın mükâfat, yine zerre kadar kötülük yapanın cezasını göreceği vurgulanmıştır. (Zilzal 99/7-8). İnsanların en kötüsü aklını kullanmayan, gerçeği dinlemek ve söylemek istemeyen kimselerdir. (Enfâl 8/22, 55; Beyyine 98/6; Mâide 5/60). Kötülük konusu hadislerde de çok geçmektedir. “İyilik güzel ahlâktır. Kötülük ise vicdanını rahatsız eden ve insanların bilmesini istemediğin şeydir.” (Müslim, Birr, 15). “Nerede olursan ol, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol! Kötülüğün peşinden iyi bir şey yap ki onu yok etsin. İnsanlara da güzel ahlâka uygun biçimde davran! ” (Tirmizî, Birr, 55). “Birilerine bir yüzle, birilerine de başka bir yüzle gelen ikiyüzlü kişi, insanların en kötülerindendir.” (Müslim, Birr, 98).

Kötülük çeşitleri, çoğunlukla, doğal (fiziksel) ve ahlaki kötülük olarak ikiye ayrılmaktadır. Doğal kötülükler, tabiattan ve doğal sebeplerden ötürü insanların yaşamış oldukları kötülükler olarak isimlendirilmektedir. Doğal kötülükler, genellikle Tanrı’nın kullarına ceza vermesi sonucu ortaya çıkan ya da evrenin kozmik dengesini bozmadan tahakkuk eden doğal hadiselerdir. Ahlaki kötülükler ise, bir kimsenin ahlaki hatasının direkt neticesi olan ya da diğer kimselere yaptığı fenalıklardan oluşan bir kötülük çeşididir. Bu âlemde insanlar, farklı sebeplerle diğer insanlara kötülük yapmakta, o kimselere zulmetmekte, fenalık yapmakta; üstelik o insanların hayatlarını dahi bitirmektedirler. Çünkü insanın tabiatında, kötülüğe karşı bir yönelim vardır. Bu yönüyle, ahlaki kötülükler, kişinin kendi iradi tercihinin bir sonucudur. Bu sebeple bu kötülük türüne, “şuurlu, bilinçli bir kötülük” de diyebiliriz. Ve bu kötülükler, ahlaki kötülükler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kötülükler, tabiattan değil; direkt olarak insandan doğan kötülüklerdir.

İyilik kötülük kavramı kültürlere göre değişir, dinlere göre değişir, zamana göre de değişebilir. Onun için iyilik kötülük kavramı izafi kavramlardır. Kötülük, iyiliğin olmamasıdır. Mutlak aydınlık olan bir yerde karanlık, mutlak sıcak olan bir yerde soğuk nasıl bulunamazsa, mutlak iyilik olan bir yerde de kötülük bulunmaz. Ancak mutlak iyilik olmayan yerlerde kötülüğün varlığı kaçınılmazdır. İnsanın olduğu bir yerde mutlak iyiliğin bulunması, kötülüğün hiç olmaması mümkün değildir. “Kâinatı yaratan, iyiliği ve kötülüğü en iyi tanımlar. Semavi dinler, iyilik ve kötülük kavramlarına önemli katkılar yapmışlardır. Kuran-ı Kerim’in tahrif olmaması, iyilik ve kötülük kavramlarındaki belirsizlikleri gidermiştir.” Kötülüğün kaynağı empati eksikliğidir; başkalarının haklarını, ihtiyaçlarını ve duygularını göz önüne almamak kötülüğün kapısını açar. Bencillik, kötülüğün temel özelliğidir ve beraberinde kıskançlık, acımasızlık ve merhametsizlik gibi duygular getirir. İyicil duyguların olmaması kötücül duyguları ortaya çıkarır. Kötülüğün temel nedenleri bilgisizlik, eğitimsizlik ve cehalettir. Sokrates’in de belirttiği gibi, bilgi arttıkça kötülük azalır.( Prof. Dr. N. Tarhan, Kötülük iyiliğin olmamasıdır, 20.08.2024).

İyilik güzel ahlâktan ibarettir. Günah ise kalbini tırmalayıp durduğu halde insanların bilmesini istemediğin şeydir.” (Müslim, Birr 14, 15,Tirmizî, Zühd 52). Güzel ahlâk, İslâmiyet’in insanları götürmek istediği hedeftir. Emir ve yasaklarıyla ilâhî buyruklara uyan müslümanların alacağı mânevî şekil ve kıvamdır güzel ahlâk. Allah’ın buyruklarını samimiyetle yaşayan kimselerin vücudunu bir elbise gibi kavrayan bu hal, onların en iyiye, güzele ulaşmasını sağlar, kötülüklerden de uzaklaştırır. İyi olabilmek, iyiliğe varabilmek için insanın kendinden bir şeyler vermesi gerekir. Bu, yerine göre başkalarını kendine tercih etmek, haksızlığa uğrasa bile haksızlık yapmamak, kendisine fenalık yapanı bağışlayabilmektir. İyiliğe varabilmek için Allah yolunda para harcamayı tavsiye eden âyet (Âl-i İmrân 3/92), kendinden bir şeyler vermenin maddî cephesine işaret etmektedir. Zengin servetini harcayarak, makam sahibi itibarını iyi yönde kullanarak, âlim öğreterek, bedeni güçlü olan hakkı ve haklıyı savunarak iyiliğe ulaşabilir. İyiliğe ulaşabilenler, sahip oldukları bu güzel ahlâk sayesinde Allah’ın rahmetini, rızâsını ve cennetini kazanacakları için hayatlarını kendilerinden beklenen yönde dolu dolu yaşamış olurlar ve bu tür insanlardan genel olarak kötülük meydana gelmez.

Allah insanların kötülük işlemelerine engel olmamıştır; çünkü insanları imtihana tabi tutmuştur. O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.”(Mülk 67/2). Bu imtihanda kazananların yanında kaybedenler de olacaktır. Kazanma ve kaybetme, iyilik ve kötülüklerin işlenmesiyle ortaya çıkar. Eğer Allah bütün kötülükleri engelleseydi, o zaman imtihan diye bir şey ortada kalmazdı. Halbuki Allah bütün kötülükleri engelleyebilecek kudrettedir. Çünkü o Kadir-i Mutlak’tır. Ancak yukarıda da ifade edildiği üzere, Allah insanı imtihan etmek, denemek için yaratmıştır. Bu imtihanın bir gayesi de iyi insanlar ile kötü insanları birbirinden ayrılmasıdır. Eğer bütün kötülükler ortadan kalksa hiçbir iyilik de söz konusu olmaz. Çünkü gecenin olmadığı yerde gündüzden, karanlığın olmadığı yerde aydınlıktan, cehaletin olmadığı yerde ilimden, cahillerin olmadığı yerde alimlerden söz edilemez. İmtihanın âdil olması için -derecesine, şekline göre- herkes için eşit seviyede olması, eşit unsurları, eşit soruları içermesi gerekir. Doğru cevap verme ihtimali yanında yanlış cevap verme ihtimalini de barındırmalıdır. “Eğer inkâr ederseniz bilesiniz ki Allah’ın size ihtiyacı yoktur; ama O, kullarının nankörlüğüne razı olmaz, şükrederseniz bu tutumunuzdan hoşnut olur. Hiç kimse başkasının günah yükünü yüklenmez; sonunda dönüşünüz rabbinize olacak, ardından O, neler yapıp ettiğinizi size bildirecektir. O, kalplerin derinliklerini bilmektedir.”(Zümer 39/7).

İnsan unutkan bir varlık olduğu için hatadan, kötülükten tamamen ve sürekli uzak durması çok zordur, hatta imkansızdır. Ancak kötülükten uzaklaşmak, tevbe ve istiğfar etmek her zaman mümkündür. Kötülükten, günahlardan uzaklaşmak için öncelikle günahın farkına varmak gerekir. Bir davranışın veya düşüncenin sana, çevrene ve Allah’a karşı kötü olduğunu bilmek, onu bırakma sürecini başlatır. “Ben bu davranışı neden yapıyorum?” diye kendine sorup şeytanî ve nefsanî dürtülerin kökenini anlamak, terk etmeyi kolaylaştırır. Daha sonra samimi bir tevbe, kötülükleri temizler. Allah, tevbe edenleri çok sever. Peygamberimiz (sav) günde yetmişten fazla tevbe, istiğfar ettiğini açıklamıştır. Bu, kötülükten korunmanın ve temizlenmenin en etkili yoludur. Bir diğer yol ve yöntem; küçük te olsa sürekli iyilik yapmak. İyilikleri çoğaltıp kötülükleri yok etmeye çalışmak gerekir. “…Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri yok eder…“(Hûd 11/114). Başka bir yöntem; kötü alışkanlıklar çoğu zaman arkadaş çevresi ve ortamdan beslenir. Kötü ortamı terk etmek, kötülüğü kökünden kurutur. “İyi insanlarla birlikte ol” tavsiyesi, peygamberlerin ortak öğüdüdür. Ayrıca nefis terbiyesi yapmak, dua etmek ve hiç bir günahı, kötülüğü küçümsememek kötülükten uzaklaşmak için gereklidir. Önemli etkenlerden biri de hedef ve sorumluluk sahibi olmak gerekir. Boş insan kötülüğe meyleder. Kendine hedefler koymak gerekir. İlim, meslek, Kur’an okuma, anlama, ders çalışma, spor, vb. Meşguliyet, kötülüğün düşmanıdır. Hayat boşluk kabul etmiyor. Bu nedenle sürekli bir şeylerle uğraşmak, boş durmamak önemlidir. “O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul.”(İnşirah 94/7).

Kötülüklerden uzak durmak için hem kişisel, ahlâkî hem de dinî açıdan uygulanabilecek başlıca yöntemler şu şekilde sıralanabilir. 1). Allah’a yönelmek ve dua etmek. Namazı dosdoğru kılmak. Her işte Allah’tan yardım istemek. 2). Kur’an ve sünneti rehber edinmek. Kur’an’ı düzenli okumak, ayetlerin anlamlarını düşünmek. Peygamber Efendimiz’in ahlâkını örnek almak. 3). Nefsi kontrol etmek (mücahede). Kötü düşünce geldiğinde hemen başka hayırlı işlere yönelmek. Nefsi terbiye etmek için oruç tutmak, sabrı geliştirmek. 4). İyi insanlarla beraber olmak. Salih, güzel ahlâklı dostlar edinmek. Kötülüğe teşvik eden arkadaş çevresinden uzak durmak. 5). Kötü ortamlardan sakınmak. Günah işlemeye açık yerlerden, ortamlardan uzak durmak. Zihni meşgul edecek, kalbi karartacak işlerden sakınmak (gıybet, iftira, haram bakış vb).        6). Kalbi temiz tutmak. Kin, haset, kibir gibi iç kötülüklerden arınmaya çalışmak. Affedici olmak, alçakgönüllü olmak, öfkeyi yenmek. 7). Hesap günü bilincini güçlendirmek (takva). Her davranışın Allah katında bir karşılığı olduğunu hatırlamak. “Bu yaptığım davranış Allah’ın rızasına uygun mu?” diye kendine sormak. 8). Sürekli tefekkür etmek. Ölümü, kabir hayatını, mahşeri, cenneti ve cehennemi düşünmek. Hayatın geçici olduğunu idrak etmek. Ölümü düşünmek, dünyanın aldatıcılığına kanmanak ve ona göre hareket etmek.

Bir yanıt yazın