Türkiyede Felsefe Eğitimi: Sorunlar ve Öneriler
1. Tarihsel Arka Plan: Geleneksiz Modernleşme
Batı’da felsefe, teolojiyle yüzyıllar boyunca iç içe gelişmişti; skolastik kurumlar, manastırlar, üniversiteler bu birikimi taşıdı.
Türkiye’de ise felsefe, modernleşmenin bir ithal nesnesi olarak geldi.
Medrese geleneğinde “hikmet” ve “kelam” vardı ama felsefe ile teoloji arasında bir süreklilik oluşamadı.
Tanzimat’tan itibaren Batı’dan tercüme edilen isimlerle felsefe yapılmaya çalışıldı ama bu, kurucu bir epistemik damar yaratmadı.
Bu yüzden bugün felsefe bölümleri, köksüz bir modernleşmenin çocuğu olarak, ne teolojik derinliğe ne de özgün felsefi dile tam erişebiliyor.
2. İlahiyat Fakültelerindeki “Felsefe ve Din Bilimleri”
Bu fakültelerdeki felsefe eğitimi, her şeye rağmen, bazı açılardan daha bütünlüklü bir formasyon sunabiliyor:
Öğrenciler mantık, kelam, ahlak, felsefe tarihi, din felsefesi, epistemoloji gibi alanlarda en azından bir düşünce geleneğinin içinden geliyorlar.
Dolayısıyla “varlık”, “insan”, “Tanrı”, “bilgi” gibi sorular onlara yaşayan sorular olarak geliyor.
Ayrıca Arapça ve klasik metinlerle ilişki kurabildikleri için felsefi metinle teolojik gelenek arasında bir bağ kurma potansiyeli taşıyorlar.Fakat burada da problem şu:
Program çoğu zaman düşünceyi besleyen değil, sınırlandıran bir nitelik taşıyor.
Felsefe, “dinî düşünceyi destekleme aracı” hâline indirgenebiliyor.
Yani felsefenin özgürleştirici, eleştirel boyutu zayıflıyor.
3. Fen-Edebiyat Fakültelerindeki Felsefe Bölümleri
Buralarda ise durum tam tersi:
İlahiyatlardaki kadar geleneğe bağlı bir arka plan yok; öğrenci çoğu zaman hiçbir metin geleneğine sahip olmadan geliyor.
Felsefe, “ismi var cismi yok” bir disipline dönüşüyor: birkaç Batılı filozofun adı, birkaç kavram, birkaç çeviriyle sınırlı.
Metinle kurulan ilişki yüzeysel; “felsefe yapma” ile “felsefeden söz etme” karıştırılıyor.Bunun sebepleri:
Akademik felsefenin dilsel ve kavramsal temellerinin çöküklüğü (yani iyi Yunanca, Latince, Almanca bilgisi olmadan felsefe tarihi anlatılıyor).
Sorgulayıcı gelenek yerine sınav odaklı eğitim.
Öğrenci profilinin zayıf olması, felsefeyi “puanla girilen en alt bölüm” hâline getirmesi.Sonuçta, bu bölümlerde “felsefe değil, felsefemsi” bir şeyler üretiliyor.
Sonuç
Türkiye’de felsefe eğitiminin sorunu, aslında hem ilahiyatın hem de sosyal bilimlerin diğer alanlarının birbirinden kopuk ve tek kanatlı olmasıdır.
Bir taraf geleneği var ama özgürlüğü yok,
Diğer taraf özgürlüğü var ama geleneği yok.Gerçek felsefe, bu iki kutbun birleştiği noktada, yani hem geleneği bilen hem de onu sorgulayabilen zihinlerde doğar.
Bu anlamda, Türkiye’de ihtiyaç duyulan şey yeni bir tür “hikmet -felsefe” geleneğidir.
geleneği bilen,
aklı özgür,
dili kuvvetli,
varlık, insan, anlam gibi meseleleri hem kadim hem modern bağlamda düşünebilen bir okul.

