A,Miniature,Sculptural,Composition,Carved,From,Bone.,Servants,Carry,Their

A miniature sculptural composition carved from bone. Servants carry their master.

Tuğyan, Azgınlık

Azmak ve azgınlık, Kur’an’da iki sözcükle ifade edilmektedir: Tuğyan ve Gulüv. En çok kullanılan kelimeler tuğyan ve tağva köklü kelimelerdir. Tuğyan isim ve fiil halinde kırka yakın yerde geçmektedir. Gulüv ise Kur’an’da iki yerde fiil olarak geçmektedir. Tuğyan kavramı kişinin soyluluk, zenginlik, siyasal ve sosyal statü, iktidar gücü vb. gelip geçici durumlara aldanarak önce Allah’a, ardından yaratılmışlara karşı büyüklenmesi, Allah’ın emirlerine boyun eğmeyi ve O’na kulluk etmeyi gururuna yedirememesi, mânevî ve ahlâkî açıdan değersiz şeylerin cazibesine kapılarak onlarla avunup aldanması yüzünden işlediği bütün olumsuz davranışları kapsamaktadır. Tuğyan insan tabiatında mevcut, her an harekete geçebilecek olan kibir ve benlik duygusundan kaynaklanır. Gönlünü vahye bağlamayan, aklını yegâne rehber kabul ederek peygamberlerin uyarılarını dikkate almayan bencil insan maddî güç ve üstün bir sosyal statü elde edince çevresindekilerin telkinlerine kapılarak önce kendini beğenmeye, daha sonra ilişkilerinde itidal ve adaletten ayrılıp başkalarına hükmetmeye yönelir, sonuçta tuğyan bataklığına saplanır.(DİA).

Ey Ehl-i kitap! Dininizde aşırı gitmeyin (tağlu) ve Allah hakkında, gerçek olandan başkasını söylemeyin…” (Nisa 4/171)). Gulüv kavramı bu âyette ve geçtiği diğer âyette (Mâide 5/77) Ehlikitab’ı dinde azgınlık yapmamaya, haddi aşmamaya, Allah hakkında yalan, yanlış şeyler söylememeye, kendileri saptığı gibi başkalarını saptıranların yoluna uymamaya çağırmaktadır. Gulüv özellikle dinde yapılan aşırılıklar, azgınlıklar için kullanılmıştır. Azmak kavramının bütün boyutlarını veren tabirler tuğyan kökünden türeyen kelimelerdir. “Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır. Artık kim sahte tanrıları (tâğutu) reddeder de Allah’a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. “(Bakara 2/256). Tâğūt kelimesi Kur’an’da sekiz yerde geçmektedir. Tâğutlarda daima bir ilâhlık vehmi vardır. Tuğyan, kişinin hakkına ve payına razı olmayarak başkalarının sınırlarına, haklarına, onuruna tecavüzdür. Bu tecavüz giderek, kişi ve toplumların geleceğine, kaderine, ümit ve beklentilerine tecavüze dönüşür. Bu tecavüzün en tipik örneği, Firavun’dur. “Firavun’a git, çünkü o sınırı çok aştı.”(Tâhâ 20/24, 43). Peygamberler hep bu tiplerle savaşmak zorunda kalmışlardır. Bunlar Kur’ân-ın deyimiyle çok zalim (azlam) ve çok azmış (atğa) kişilerdir. “Bunlardan da önce Nûh kavmini. Çünkü onlar çok zalim (ezlem) ve çok azgın (atğa) idiler.“(Necm 53/52).

Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir.”(Ahzab 33/72). Ayrıca insan, azmaya da müsait bir yapıdadır. “Hayır! Gerçek şu ki insan, kendini kendine yeterli gördüğü için çizgiyi aşar.”(Alak 96/6-7). Azgınlaşan, tuğyan edenler, bu tutkularını bir tür eğlence ve keyfe dönüştürdükleri, içselleştirdikleri için uyanış ve istikamet bulmaları fazla ümit edilmemelidir. Onların bu tuğyandan vazgeçmeleri, kendilerinin bitişiyle eşanlamlı ve eşzamanlı olmaktadır. “O’na iman etmedikleri ilk durumdaki gibi (mûcize gösterdikten sonra da) yine onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz. Ve onları şaşkın olarak taşkınlıkları içinde bırakırız.”(En‘âm 6/110 ve bkz. A‘râf 7/186).

Kur’an edebi bir söz ihtişamıyla tuğyan sahiplerinin helakini tabiatın tuğyanına bağlamaktadır. Tuğyanda bulunanlara ceza olarak gelen doğal tuğyan, beşeri çalkantılar olabileceği gibi, doğal âfetler de olabilir. “Semûd kavmi korkunç bir sarsıntı ile helâk edildi. “(Hakka 69/5). Bazı zalimlerin cezalan ise beşeri devrimlerle meydana gelir. “…Haksızlık edenler, neye nasıl dönüşeceklerini (başlarına nelerin geleceğini) yakında görecekler.”(Şuara 26/227). Bu dünyada cezasını görmediği zaman ise âhirette, adalet yurdunda karşılığını bulacaktır. Allah evrende mükemmel bir denge ve düzen var etmiştir. “Göğü O yükseltti, denge ve ölçüyü O koydu ki dengeden sapmayasınız; Ölçüyü düzgün tutasınız ve eksik tartmayasınız.”(Rahman 55/7-9). Bu denge ve düzeni bozan, bunu ihlâl eden tek varlık insandır. Bunun nedeni ise insanın doymazlığı, sınır tanımazlığı ve azgınlığıdır. Günümüzde küresel felaketlerin en büyüklerinden sayabileceğimiz, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, gayri meşru ilişkiler sonucu artan hastalıklar, özellikle AİDS belası aşırı derecede denge bozulmasının, yani tuğyanın, azgınlıkların sonucudur. Seller, depremler, aşırı ısınma, buzulların erimesi birer felakettir ve yapılan, üretilen azgınlıkların neticesidir.

 Firavunlar medeniyeti bir tuğyan medeniyeti idi; batışları bu yüzden olmuştur: “Kazıklı (saraylar sahibi) Firavun’a? İşte bunların hepsi ülkelerinde azgınlık etmişlerdi. Oralarda durmadan fesat çıkardılar. Bu yüzden rabbin onların üzerine kırbaç gibi ceza yağdırdı” (Fecr 89/10-13). Asıl ilginç olanı, Firavunların ezdiği, köleleştirdiği İsrâiloğulları, sonunda Firavun yolu olan tuğyana, azgınlığa sapmaktan kurtulamamalarıdır. Onların ilahi gazaba uğramalarına da bu sapma sebep oldu. “Ey İsrâiloğulları! Böylece sizi düşmanınızdan kurtardık ve Tûr’un sağ tarafında sizinle sözleştik; size kudret helvası ve bıldırcın gönderdik. Size rızık olarak verdiğimiz iyi ve temiz şeylerden yiyin ama bunda ölçüyü aşmayın, yoksa gazabıma uğrarsınız.” (Tâhâ 20/80-81). Bütün uygarlık ve saltanatların çöküşü, tuğyan yüzündendir. “Artık kim azıtır ve dünya hayatını seçerse, şüphesiz (onun) varacağı yer, cehennemdir.”(Nâziât 79/37-39). Tuğyan ile arzularına uyma, dünyayı tercih etme arasında bağ kurmaktadır. Tuğyana sapanların cezaları, bir tabiat tuğyanı olan ateşle verilecektir. Cehennem, tabiat kuvvetleri tuğyanının tipik ve çok güçlü bir belirtisidir. Tuğyana saparak dengeleri bozanların cezalandırılmasında en uygun yoldur. “Şüphesiz, azgınlar (tâğîn) için barınak olan cehennem pusu kurup bekleme yeridir.”(Nebe 78/21-22).

Azmak, tuğyan etmek insanın dengesini bozar ve insanın doğru düşünmesini engeller. Bu hal insanı aldatır, kuruntu ve hayalin esiri yapar. Bu duruma gelen kimse bencilliğin oyuncağı olur ve her şeyi ters görmeye, karanlığı ışık, şapı şeker, geceyi gündüz gibi görür. İşte bu noktaya dikkat çeken Kur’an, gerçeği örten kâfirleri, “tuğyanları içinde oynayıp oyalanan gafiller” olarak tanımlar. (Bakara 2/15), Tuğyan içinde gafletle oyalananlarda oluşan en önemli hastalık, ışığı, aydınlığı, gerçeği getiren ve gösteren uyarılardan etkilenmemeleridir. Bunlar, uyarıldıkça azgınlıkları artan zalimlerdir. Bu hak hukuk tanımaz azgınlık, gözü dönmüş zulüm bir azgınlık illetidir. Bu hastalığa yakalanmış kimselerde öğüt ve uyarı, beklenenin tam tersi bir etki yapar, tagutun zulüm ve dehşeti daha da artar. “Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoğunun azgınlığını ve inkârcılığını kuşkusuz arttıracaktır.“(Mâide 5/64). Kur’an’da Allah müminlerin dostu ve yardımcısı, “Tağut” da kâfirlerin dostu ve yardımcısı olarak gösterilmiş (Bakara, 2/257); “müminlerin Allah yolunda savaştıkları” kâfirlerin ise, “tağut yolunda savaştıkları” (Nisâ, 4/76) ifade edilmiştir. İnsan, kendisinde istediğini yapabilecek bir güç, bilgi ve yetenek vehmettiği zaman artık Allah’ı unutur; gerçek kudret, ilim ve dilediğini dileme ve yapabilme güç ve iradesine sahip olanın yalnızca Allah olduğunu aklından çıkarır. Bu durum insan için tuğyana açılan bir kapıdır; artık dilediğini yapar, hak-hukuk ve hiçbir sınır tanımaz. Allah’a ortak koşmaya, nefsini onun yerine geçirip heva ve heveslerinin peşinden gitmeye girişir.

Allah, insanların azıp sapmamaları için her şeyi ölçü ile yaratmış, rızkı da belli bir ölçü ile insanlara vermiştir: “Eğer Allah rızkı kullarının hepsine bol bol verseydi yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Ama O, dilediğini bir ölçüyle indirir” (Şûrâ, 42/27). İnsanın açık bir düşmanı olan şeytan” (Yusuf, 12/5) ve “kötülüğü çok emreden nefis” (Yusuf, 12/53) insanı azgınlığa ve sapıklığa teşvik eder. Bunun için Kur’an, nefis ve şeytana karşı insanı sık sık uyarır ve onların vesvese ve saptırmalarına karşı uyanık olmalarını emreder. Tuğyan (zulüm), maddî gücü ve siyasî iktidarı elinde bulunduran yöneticilerin genel olarak yakalandıkları bir hastalıktır. Yöneticiler bu hastalıktan ancak yanlarına müttaki alim yardımcılar (müşavirler) almak, onların nasihatlerine dikkat etmek, işleri istişare ile yapmak ve adalete sarılmak suretiyle kurtulabilirler. Çünkü mutlak Hakim, Cebbar ve Kahhar olan Yüce Allah adaleti ve istişareyi emretmektedir (Nisa, 4/58, Nahl, 16/90; Ali İmran 3/159). Adalet ve istişare, yöneticinin iktidarında uzun süre kalmasını, doğruyu bulmasını ve adının hayırla anılmasını sağlayan temel bir özelliktir. Zalim bir yönetici kısa sürede iktidarını kaybeder ve herkes tarafından lanetle anılır. Tuğyan şahsi, ailevi ve mevzii olacağı gibi, siyasî iktidarı elinde bulunduran kişilerin sırf kendi iktidarını devam ettirmek ve rakiplerini etkisiz bırakmak için, çevresindeki kötü kişilerin telkin ve tahriklerine kapılarak zulme sapmalarıdır. Onları bu geçici iktidar sarhoşluğundan kurtarıp zulümlerini önleyecek olan, dünya malına ve makamına değer vermeyen gerçek alimlerdir. Yönetici ancak böyle cesur alimlerin uyarı ve tavsiyeleriyle ve sorumluluğunun şuurunda olarak Allah’tan korkmak suretiyle adaleti yerine getirebilir.   

Bir yanıt yazın