Hakikatin, hafızanın ve insanlık onurunun sözlüğü

8755d17a-1be2-4ade-88bd-1547d87e00b0

Bazen bir kitap, kitap olarak gelmez önümüze. Bir kapı gibi açılır.

İçinde yalnızca bilgiler, maddeler, tarihler, kavramlar yoktur; yaralanmış bir coğrafyanın hafızası, susturulmak istenen bir halkın sesi, taşın, toprağın, evin, sokağın, çocuğun, annenin, sanatın ve direnişin uzun nefesi duyulur.

AA Kitap tarafından yayımlanan Filistin Sözlüğü tam da böyle bir eser. Raflarda duracak bir başvuru kitabından daha fazlası; kavramların kirletildiği, hakikatin perdelenmek istendiği, dilin çoğu zaman zulmün emrine verildiği bir çağda, kelimeleri yeniden yerine çağıran büyük bir hafıza çalışması.

Necmettin Erbakan Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Mimarlık Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nde öğretim görevlisi olan Gülşah Köseoğlu Hanım, tezhip ve minyatür çalışmalarındaki sabrı ve ince işçiliği bu defa iki sözlük maddesine taşımış. Ev halkı olarak yakından şahit olduğumuz bu titizlik, “Hanzala ve Hasan Aycın” ile “Filistin Çiçeği: İris / Süsen” maddelerinde sözlüğe hem çizginin vicdanını hem de toprağın çiçek açan hafızasını katıyor. Bir yanda Filistin çocuğunun susmayan bakışı, öte yanda işgal altındaki toprağın hâlâ renk veren direnci…

Prof. Dr. Hasan Yücel Başdemir ve Prof. Dr. Metin Uçar’ın editörlüğünde, Filistin Akademik Düşünce Platformu ile Anadolu Ajansı yayın markası AA Kitap’ın iki yılı aşkın titiz çalışmasıyla hazırlanan eser, yaklaşık 1860 sayfalık hacmiyle hem geniş hem de derinlikli bir çalışma. 273 akademisyen ve araştırmacının katkısıyla ortaya çıkan sözlükte 630 madde, 738 gönderme, üç farklı okuma kılavuzu, maddeler arası bağlantılar ve her bir maddeye eşlik eden kaynakçalar bulunuyor. Bu yönüyle eser, klasik anlamda “kelime açıklayan” bir sözlük olmaktan çıkıyor; okura Filistin’i anlamak için bir güzergâh, bir okuma mimarisi, bir düşünce haritası sunuyor.

Çünkü Filistin meselesi yalnızca bir toprak meselesi değildir. Yalnızca diplomasi masalarında konuşulan, haber bültenlerinde birkaç cümleyle geçiştirilen, haritaların üzerinde çizgilerle gösterilen bir kriz hiç değildir. Filistin; evinden edilmiş insanların, yıkılmış şehirlerin, parçalanmış ailelerin, kuşatılmış çocukluğun, tahrip edilmiş kültürün ve buna rağmen ayakta kalmayı bilen bir iradenin adıdır. Onu anlamak için yalnızca tarihe bakmak yetmez; dile, kavrama, sanata, mimariye, hukuka, ekonomiye, medyaya, psikolojiye, ahlaka ve gündelik hayatın en küçük izlerine de bakmak gerekir.

Filistin Sözlüğü işte bu bakışı mümkün kılıyor.

Eser, “tarafsızlık” görüntüsü altında yıllar boyunca dolaşıma sokulan kavramları yeniden tartışmaya açıyor. Hangi kelime kimin adına konuşuyor? Hangi kavram hangi hakikati örtüyor? Hangi tarihsel olay, hangi propaganda diliyle görünmez kılınıyor? Hangi insanlık suçu, hangi diplomatik cümlelerin arkasına saklanıyor? Sözlük, bu soruların etrafında yalnızca bilgi vermiyor; okuru düşünmeye, sorgulamaya, alışılmış kalıpların dışına çıkmaya davet ediyor.

Bu davetin en güçlü tarafı, eserin disiplinler arası yapısında kendisini gösteriyor. Hukuktan ekonomiye, tarihten siyasete, şehirden sanata, medyadan psikolojiye, ilahiyattan edebiyata uzanan geniş bir alanda kurulan maddeler, bir bütünün parçaları olarak okunuyor. Böylece okur, Filistin’i bir medeniyet coğrafyası olarak görmeye başlıyor. Taşın, evin, mahallenin, pazarın, çiçeğin, çizginin, şarkının, duanın ve direnişin birbirine değdiği bir dünya açılıyor önünde.

Bu bakımdan sözlük, modern zamanların hızla tüketen okuma alışkanlığına da sessiz bir itirazdır. Çünkü bazı hakikatler hızlı okunmaz. Bazı acılar başlıklarla geçiştirilmez. Bazı kavramlar, ancak sabırla, kaynakla, karşılaştırmayla, tarihsel bağlamıyla birlikte anlaşılabilir. Filistin Sözlüğü, okurundan bu sabrı istiyor; fakat karşılığında ona sağlam, güvenilir ve hakkaniyetli bir zemin sunuyor.

Eserde madde ve göndermelerin Arapça, İngilizce, Almanca ve Fransızca karşılıklarına yer verilmesi, çalışmanın uluslararası literatüre açılma iradesini de gösteriyor. Bu tercih, eseri yalnızca Türkiye’deki okura değil, daha geniş bir entelektüel dünyaya seslenme çizgisine taşıyor. Çünkü mesele yerel değildir; insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren bir imtihandır. Gazze’de, Kudüs’te, Batı Şeria’da olup bitenler bütün dünyanın aynasıdır.

Sözlüğün en önemli taraflarından biri de okuma grupları, öğrenciler, araştırmacılar ve konuya nereden başlayacağını bilemeyen okurlar için bir rehber niteliği taşımasıdır. Üç farklı okuma kılavuzu, maddeler arası ilişkilendirmeler ve yönlendirici soru başlıkları, eseri akademik bir kaynak olmanın yanında canlı bir okuma zemini hâline getiriyor. Yani bu sözlük, içine girilecek, içinde dolaşılacak, maddeden maddeye geçildikçe yeni kapılar açacak bir eser olarak duruyor karşımızda.

Burada asıl mesele, bir kelimenin doğru tanımını bulmaktan ibaret değildir. Asıl mesele, kelimenin ardındaki dünyayı görmek, kavramın taşıdığı yükü fark etmek, tarihin hangi cümlelerle tahrif edildiğini anlamaktır. Zira zulüm çoğu zaman önce kelimeleri işgal eder. Toprak işgalinden önce hafıza, hafıza işgalinden önce de dil kuşatılır. Bu yüzden kavramları yerli yerine koymak, ahlaki bir sorumluluktur.

Filistin Sözlüğü, bu sorumluluğun ciddiyetiyle hazırlanmış anıtsal bir çalışma olarak karşımızda duruyor. İçinde arşiv var, tanıklık var, kavram var, tarih var, sanat var, hukuk var, şehir var, insan var. Fakat bütün bunların üstünde bir şey daha var: Hakikatin, ne kadar örtülürse örtülsün, bir gün mutlaka kendi kelimesini bulacağına dair derin bir inanç.

Filistin’i anlamak isteyen herkes için bir vicdan yoklaması gibi gördüğüm Filistin Sözlüğü, kelimeleri tükenmiş dünyaya kendi kelimelerini sunuyor.

Ve belki de bu eserin bize söylediği en temel şey şudur: Bir halkın evi yıkılabilir, şehri kuşatılabilir, toprağı gasp edilebilir; fakat hafızası diri kaldıkça, dili susturulmadıkça, hakikati kayda geçirildikçe o halk tarihten silinemez.

Bu yüzden Filistin Sözlüğü, yalnızca Filistin hakkında bir kitap değildir. Hakikatin, hafızanın ve insanlık onurunun sözlüğüdür.