af29402b427d8f11c38d0db13f0549c7-1.jpg

Cehennemin (cehennâm, cihinnâm) “derin kuyu; hayırsız, uğursuz” anlamına gelen Arapça asıllı bir kelime olduğunu ileri süren İslâm bilginleri olmuşsa da dil âlimleri bu konuda tereddüt etmişlerdir (bk. Lisânü’l-ʿArab, “cehennem” md.). Grekçe’de geenna, Latince’de gehenna olarak kullanılan kelimenin aslı, büyük ihtimalle İbrânîce gé-Hinnom’dan (Hinnom vadisi) gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’in yetmiş yedi âyetinde yer alan cehennem, herhangi bir sözlük anlamı taşımaktan çok kâfirlerin, münafıkların, zalimlerin, gerçeğe boyun eğmeyenlerin azap görecekleri yer olarak tasvir edilir. Nitekim söz konusu âyetlerin birçoğunda cehennem “mesvâ, me’vâ” (mekân) kelimeleri veya “azâbü cehennem, nârü cehennem” terkipleriyle kullanılmıştır. (DİA).

İslâm literatüründe genel olarak cehennem için, azap türlerini veya onun bölümlerinden birini ifade etmek üzere çeşitli kelimeler kullanılmıştır. “Onun yedi kapısı vardır, her kapıdan girmek üzere de onlardan birer grup belirlenmiştir.” (Hicr 15/44).

Cehennemin yedi kapısı olduğunu beyan eden bu âyet sebebiyle bunlardan yedisi özellikle önem kazanmıştır.

1). Cehennem. Cehennem tabakalarından azabı en hafif olan en üst tabakadır. Kur’an’da yetmiş yedi yerde geçmektedir.

2). Cahîm. “Kat kat yanan, alevi ve ısı derecesi yüksek ateş” (Bakara 2/119) anlamında olup yirmi altı âyette ve bazı hadislerde geçer.

3). Hâviye. “Yukarıdan aşağıya düşmek” anlamındaki hüviy kökünden isim olan hâviye “uçurum, derin çukur” mânasına gelir. Kur’an’da sadece bir yerde (Kāria 101/8-11) zikredilmiş ve aynı yerde “harareti yüksek ateş” diye de tefsir edilmiştir. Hâviye cehennemin adı olarak bir hadiste de geçmektedir (Nesâî, “Cenâʾiz”, 9).

4). Hutame. “Kırmak, ufalayıp tahrip etmek” anlamındaki hatm kökünden mübalağa ifade eden bir sıfat olup Kur’an’da yer aldığı bir tek sûrede, “Allah’ın yüreklere kadar tırmanan tutuşturulmuş ateşi” (Hutame 104/4-9) diye açıklanmıştır.

5). Lezâ. “Hâlis ateş” anlamına gelen Leza kelimesi Kur’an-ı Kerîm’de bir yerde (Meâric 70/15-16), Telezza şeklinde de bir yerde geçmekte ve “bedenin uç organlarını söküp koparan” diye nitelendirilmektedir.

6). Saîr. “Tutuşturmak, alevlendirmek” anlamındaki sa‘r kökünden sıfat olup Kur’ân-ı Kerîm’de biri fiil şeklinde olmak üzere on yedi âyette yer alır (Nisâ 4/10). Aynı kullanılış hadislerde de mevcuttur.

7). Sakar. “Şiddetli bir ısı ile yakıp kavurmak” anlamındaki sakr kökünden isimdir. Dört âyette cehennem kelimesi yerine kullanılmış, bunlardan Müddessir sûresinde, “yaktığı şeyi tüketircesine tahrip etmekle birlikte sönmeyip yakmaya devam eden ve insanın derisini kavuran” şeklinde açıklanmıştır (Müddessir 74/28-29).

Kur’an-ı Kerîm’de cehennem azabını ve oradaki halleri anlatmak için doğrudan ya da dolaylı olarak çeşitli kavramlar da kullanılmıştır. Nâr “Ateş”: (Bakara, 2/39). Azâb “Azap”: (Bakara 2/7). Esfel-i sâfilîn “Aşağıların en aşağısı”: (Tîn Suresi, 95/5). Ğayy “Sapıklık ve ceza yeri”: (Meryem, 19/59). Veyl “Yazıklar olsun”, “Helak”: (Mûtâfifîn, 83/1). Sü’ü’l-mesîr “Kötü dönüş”: (Nisâ 4/97). Suü’d-dâr “Kötü yurt”: (Gâfir 40/52). Azâbü’l-harîk: (Enfâl 8/50). Hamîm, Kaynar Su: (Vâkıa 56/42-44). Semûm: (Tûr 52/27). Dârü’l-bevâr, Helâk yurdu: (İbrâhîm 14/28-29).

Hicr 15/44’te geçen “yedi kapı” (seb‘atü ebvâb) ifadesinden gerçek anlamdaki kapı mefhumunun anlaşıldığı gibi cehenneme gireceklerin sayısının çok olması sebebiyle kapıların da çoğaltıldığı söylenebilir.

“Gerçekleri inkâr etmiş olanlar gruplar halinde cehenneme sevkedileceklerdir.” (Zümer 39/71).

İnkârcıların cehenneme grup grup sevkedileceği ve yanına vardıklarında kapılarının açılacağı beyan edilir. Yedi kapının, cehenneme gireceklerin dinî hayat durumuna göre azap açısından farklı nitelikler taşıması ve girenleri farklı mekânlara götürmesi de mümkündür. Bazı âlimler yedi kapının cehennemin yedi tabakasına işaret ettiğini kabul etmişlerdir. Üst üste katlar şeklinde düşünülen tabakaların en üstte bulunan birincisinin cehennem, en altta bulunan yedincisinin hâviye olduğu bu âlimlerce benimsenmiştir. Cehennem azabı en hafif, hâviye ise en şiddetli olanıdır. (Diyanet İslâm Ansiklopedisi, Cehennem md.).

Kur’an-ı Kerîm’e göre cehenneme girecek olanlar, Allah’a iman etmeyenler, O’nun emirlerine uymayanlar ve ahirette hesap vereceklerini inkâr edenlerdir. Cehenneme girecek kişiler bazı temel gruplarda toplanmıştır. İşte Kur’an’a göre cehenneme girecek olanlardan bazıları:

1). İnkârcılar (Kâfirler): Allah’a, peygamberlere, Kur’an’a ve ahirete inanmayanlar. (Enfâl 8/36).

2). Müşrikler (Allah’a ortak koşanlar): Allah’tan başkasına ilahlık yakıştıranlar. (Mâide 5/72).

3). Münafıklar: Kalben inanmadan, görünüşte Müslüman gibi davrananlar. (Nisâ 4/145).

4). Zalimler ve Günahkârlar: Başkalarının hakkına tecavüz edenler, zulmedenler, büyük günahları ısrarla işleyenler. (Nisâ 4/14).

5). Yalanlayanlar ve Alay Edenler: Dinî gerçeklerle alay edenler, Allah’ın âyetlerini yalanlayanlar. (Mâûn 107/1-4).

6). Kibirli Olanlar: Hakkı kabul etmeyen, kendini üstün görenler. (Zümer 39/60).

7). İyiliği engelleyen ve cimrilik yapanlar: Sadaka vermeyen, toplumu bozanlar. (Hümeze 104/2-4).

Cehenneme girmek, genellikle kişinin imanı reddetmesi, küfür ve şirkte ısrar etmesi, büyük günahları tevbe etmeden işlemesi veya ahlâkî olarak yozlaşması gibi nedenlere bağlıdır.

“Cehennem ebedî değil, sadece uzun sürecek” diyenler, İslâm düşünce tarihinde azınlıkta kalan bazı âlim ve fırkalar arasında yer alır. Bu görüş, cehennem azabının bir gün sona ereceği ve nihayetinde Allah’ın rahmetinin galip geleceği anlayışına dayanır.

Aşağıda bu görüşü savunan bazı isimler ve yaklaşımlar yer alıyor:

1). İbn Teymiyye (ö. 1328). Selefî çizgide yer alan bu âlim, bazı eserlerinde cehennemin ebedîliğini sorgular. Bazı günahkârların ebedî kalmayacağını, azabın sona ereceğini söylemiştir. Ancak bu onun tüm eserlerinde açık ve net bir görüş değildir; farklı yorumlara açıktır.

2). Talebesi İbn Kayyim el-Cevziyye (ö. 1350). Hocası İbn Teymiyye’nin görüşlerini geliştirerek savunmuştur. Özellikle Allah’ın rahmetinin gazabını geçeceğini, bu yüzden cehennemin ebedî olmayacağını ileri sürer. “Hâdis-i nefs” (iç konuşma, düşünce, dile dökülmeyen söz, günah-sevap açısından bağlayıcı değildir) ve “azabın hikmetle sınırlı olduğu” gibi felsefî gerekçeler de kullanır.

3). Bazı Sûfîler. Özellikle İbn Arabî’nin bazı yorumlarında, cehennemin sonunda bir tür ilâhî tecelli ile dönüştürülebileceği fikrine rastlanır.

4). Bazı çağdaş İslâm düşünürleri. Reşid Rıza, Muhammed Esed, Fazlurrahman, Hasan Turabi vb. tarafından dile getirilmiştir. Ama bu mecazî ve işarî yorumlardır, fıkhî bir hüküm değildir.

Ehl-i Sünnet’in büyük çoğunluğu, cehennemin ebedî olduğu inancındadır ve bu, akidevî bir esas olarak kabul edilmiştir.

Bu tür yorumların dayandıkları deliller:

1). Rahmet vurgusu içeren âyetler.

“Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.” (A‘râf 7/156).

Allah’ın rahmetinin adaletini aşacağı görüşü ileri sürülmüştür.

2). Cehennemden bahseden âyetlerin çoğunda “ebedî” kelimesinin geçmemesi.

Bazı cehennem tanımlarında “fîhâ ebeden” (orada ebedî kalacaklar) ifadesi yer almaz. Bu da onların azabının süreli olabileceği fikrini destekler.

3). Ebedîliğin izâfî anlamda kullanılması.

Kur’an’da bazen “kavmî hafıza” açısından uzun süreler için “ebedî” ifadesinin kullanılabileceği ileri sürülmüştür. Cehennemliklerin ebedîliği de bu anlamda değerlendirilebilir.

Bu Görüşe Karşı Eleştiriler:

Cumhur (çoğunluk) ulema şöyle demiştir:

Cennet ve cehennem yaratılmış ve ebedîdir. Cehennemde kâfirler ebedî kalacaktır (Nisâ 4/169, Ahzâb 33/64-65, Cin 72/23).

“Ebedîlik” açıkça pek çok âyette geçer; bu mecaz olarak yorumlanamaz.

İcmâ (âlimlerin oy birliği) ile bu konuda sabit hükümler vardır.

Naslarda (Kur’an ve Sünnet) hâkim olan anlayışa göre insanla Allah arasındaki aslî münasebet sevgi ve rahmete dayanır. Esmâ-i hüsnâ içinde kâinata ve özellikle insana yönelik olanlardan sadece iki veya üçü kahır ve gazap ifade etmekte, diğerleri karşılıklı rızâ ve muhabbet anlamını içermektedir.

İslâm’da aslolan kulun itaat etmesi, Allah’ın dünya ve âhirette mükâfatlandırmasıdır. Ceza aslî unsur olmayıp kötülüklerin önlenmesi için bir tedbirdir.

Mükâfat ve ceza ile ilgili çeşitli naslardan elde edilen sonuç şudur ki en büyük mükâfat saadet, mutluluk içinde ebediyet; en büyük ceza da ıstırap ve yok oluştur.

İslâm kelâmcıları, âhiret hayatıyla ilgili nasların müteşâbih grubuna girdiğini ve asıl anlamları dışında mecazî mânalar da taşıyabileceklerini kabul etmişlerdir. Çünkü âhiret âlemi duyularla algılanamadığı gibi duyuların verilerine dayanan akıl yoluyla da tek başına idrak edilemez.

Bu sebeple diğer âhiret halleri konusunda olduğu gibi cehennem konusunda da nassa ve delillere bağlı kalmanın en doğru yol olduğu anlaşılmaktadır.