ÖZÜN TRAVMASI VEYA ROTASIZ ACI
Tarihin bir başka kesitinde insanlar, özelde de çocuklar günümüzdeki kadar travma yaşadılar mı acaba? Yaşanmışsa bile bugünkü hale mazeret olamayacağı aklı selimin gereğidir. Günümüz toplumsal hayatın gerçeklerinden biri de sorunlar iğneden ipliğe incelemeye alınır, çözüm önerileri sunulur, alternatifler getirilir ama sonuç değişmez. Sanki öneriler, alternatifler bir süre sonra sorunu olağan hale getirmenin aracı haline gelir.
Amerikalı Psikiyatrist Bessel A.Vonder Kolk ‘Hiçbir ilaç, kötü geçmiş bir çocukluğu düzeltmiyor’ demektedir. Tartışmaya değer olan devası olmayan bu ‘kötü geçmiş çocukluğun’ mahiyeti nedir, onu anlamaktır. Bilinmesi gereken, ‘düzeltilemeyen çocukluk’ gelecekte beraberinde nasıl bir hayat felsefesi geliştirecektir. Çocuklukta yaşananların mahiyeti, gelecekteki hayat anlayışının belirleyici normu olacaktır, yazarımızın tezini esas alırsak. Buradan hareketle yaşanan hayatın belirleyicisi, geçmişte yaşanılan ve dinamizmini kaybetmeyen, acısı sürekli olan bir geçmişin varlığı ile karşı karşıyayız. Bu türden travmaların mahiyeti toplumdan topluma farklılık göstereceği ve toplumların sosyal, ekonomik kültürel ve değerler sistemi ile yakın ilişki içinde olacağı kaçınılmazdır.
Örneğin Kafka’nın Babaya Mektup adlı eserindeki, baskısının hayata bakışının her cephesine yansıyan baba tiplemesine Doğu toplumlarında rastlamak mümkün değildir denilse yeridir. Doğu toplumlarının genel baba tiplemesi olması ise muhaldir. Öyle ki Dava adlı kitabındaki sistem, devlet ve yaptığı her eleştirinin altında babasına duyduğu nefretin yattığı bazı eleştirmenler tarafından dile getirilmiştir.
Toplumsal düzeyde yaşanan ve etkileri genele yansıyan savaş, afet, salgın gibi travmaların sonuçları paylaşımcı nitelik gösterdiğinden ve de spesifik olarak onur kırıcı olmadığından geleceği belirlemede etkili oldukları da söylenemez. Bu türden toplumsal travmalarda birey için dramatik boyut ne kadar büyük olursa olsun istatistiki bir bilgi olmayı aşamaz. Ancak bazı travmalar Suriyeli Aylan bebek olayı gibi, acısı tarif edilemez olduğu gerçeğinin yanında geleceği belirlemede tetikleyici, bileyici olumlu bir etkiye sahip olabileceği gerçeğini de görmek lazım. Aylan bebek olayı maşeri vicdanı kahreden özelliğe sahip bir olaydır.
Bir de bireyde başlayıp etkisi bireyde süregelen, yansımaları yakın çevresi ile sınırlı olan, kişiyi çaresizi bırakan aşağılayıcı acısı bilinçaltında kalıcı olan travmalar vardır. Kişiyi kahreden bu mahiyetteki travmalardır. Sapkın ahlaki değerlerden yoksun kişilerin, savunmasız güvenlik zafiyeti yaşayan ve çoğunlukla yakın çevre içinde meydana gelen şantaj, tehdit ve taciz niteliğindeki olaylardır. Günümüzde böylesi hadiselere karşı sosyal politika olarak kurumsal yapılanmalarla çareler arama yoluna gidilmektedir.
Kurumsal yapılanmalar ancak mağduru koruma altına alabilmektedir. Sonuçta yaşananlar kurumsal yapıların arşivlerine istatistiki bilgi olarak kayda geçer. Oysa bu türden vakalara karşı toplumsal bariyerler oluşturarak ve yanında da caydırıcı hukuki düzenlemeler yapmak sorunu çözecek ve minimize edecektir. En önemlisi de toplumsal duyarlılığı baskın hale getirmektir. O zaman Şeyh Galibin şiirinde anlamlandırdığı manada insanlar birbirilerine değer vermiş düzeye gelirler.
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
(Kendine dikkatlice bir bak; sen âlemin özüsün. S
Sen varlıkların gözbebeği olan insansın.)
