HİZAYA GETİRME KÜLTÜRÜ VE ÖZGÜRLÜĞÜN İMKANI

0
453236-1906375661

Toplumların kültürlerinin birikim ve inceliklerine üretip bıraktıkları eserlerden ulaşabiliriz. İhtiyaca binaen meydana getirilmiş eserlerden çok toplumsal birikimin, estetiğin ve deruniliğin yansıtılmış olduğu eserler uzun ömürlü ve kalıcı olabilmiştir. Bir de gücü ve iktidarı temsil eden eserler kalıcı olmuş ve günümüze kadar gelmiştir.  
Günümüz toplumlarının genel karakteristik özelliği tüketim toplumları olmalarıdır. Özelliği tüketim olan toplumların tarihe miras olarak ne bırakabileceği üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. Tüketim toplumunda en etkili eleman insan kendisidir, evrende olanı ve kendisinin ürettiklerini tüketirken aslında kendi geleceğini tüketmektedir.   
Kötülüğe yanlışa tepki, bireyleri irade sahibi olan toplumdan beklenir ancak. İradeleri baskılanmış veya bir şekilde tüketim aracının dişlisi haline getirilmiş olan toplumun bireylerinden herhalde beklenmez. İnsanların iradeleri bazen toplumsal değerler marifeti ile baskı altına alınır, yani ölüm gösterilip sıtmaya razı edilir hale getirilir. Kurgulanmış yaşanılası bir hayat ve ifa edilmesi gereken roller verilir. Zihinsel kısırlaşmanın yoğunluğunu, doğru söylemlerin ötekileştirilmesinden, baskılanmasından anlarız. Böylesi toplumlarda özgün çıktılar beklemek beyhudedir.  
Çağdaş sektörlerin kendisi ile beraber getirdiği geliştirdiği, kültürel anlamda günümüz insanına yaşaması için sunduğu paket programlar vardır. Hizmet sektörü çok çeşitlilik arz etse de inisiyatif kullanma bir şekilde sınırlandırılmıştır. Çünkü asıl olan bireylerin kişisel tercihlerinden çok, baskın kültürün hizmet ettiği kesimlerin çıkarlarıdır. Bireyler hemen hangi konuda olursa olsun, tercihlerinde, almış oldukları danışmalık hizmetleri etkili olmaktadır. Çağdaş bir sektör olan danışmanlık hizmeti ile kişi özne olmaktan çıkarılıp nesne haline getirilmektedir. Nesneleşen bu insana bakıldığında, kendini müstağni görme gafletine düşürülerek kişisel sorgulama yetisinin elinden alındığını fark edememektedir. Reklam sektörünün bireylerin tercihleri üzerinde yaptığı etki günlük hayatın her alanında bariz bir şekilde görülmektedir.  
Bir de olaya şu tarafından bakalım, irade sahibi olmak demek kişinin maddi manevi şahsına karşı yapılacak haksızlıklar karşısında tavır alabilmesidir. Günümüzde yiyecekten içeceğe, giyecekten her türlü malın etiket fiyatlarına bakıldığında dokuz rakamlarının aldatmaya yönelik nasıl kullanıldığını görebiliyoruz. Bu insanın zekasıyla alay etmek, akıl güvenliği ile oynamaktır. Ama bunun adına da serbest piyasa denilmektedir. Oysa, kuruş eksiltmekle birçok hilenin üstü örtülmektedir. Ticaretteki bu ahlaki yozlaşmaya toplumsal tepki konulamamaktadır.    
Sosyal hayatı kolaylaştıran, insanın yaşamına rahatlık açısından katkısı olan kurallar manzumesi tabi ki, insanları hizaya getirme faaliyetleri değildir. Şehirde yaşayan insanların yolun sağından gitmesi hizaya getirilme değil, trafik açısından hayatının güvenceye alınması eylemi anlamını ifade etmektedir. Hizaya getirilme olayı kişinin özel bir dünya olmaktan çıkarılması olayıdır.  
Vahiy geleneğinde bir rehber (Peygamber) aracılığı ile eğitilme esastır. İslam’da irşat için en geniş anlamı ile bir mürşide ihtiyaç vardır. Ne zaman ki doğru ile yanlış birbirine karıştı daha doğrusu zulüm hakka, adalete galip geldi, toplumun irşadı için rehberler, uyarıcılar gönderildi. Bu uyarıcılar hak ile batılın (rüşt) ayrımını hatırlatma görevini yaptılar. Son Peygamber ile beraber uyarıcılık görevi Müslümanım diyen bireylere ve topluma yüklendi. Kur’an ahlakını kazanan bir kişi donanım itibarı ile bu görevi yapabilme irfanına sahip kabul edilir. Öyle ki sahip olduğu irfan, Müslüman kişinin en başta eşya ile olan ilişkisi, belli normları olmakla beraber onun iradesine bırakılmıştır. Zekat ibadetinin bir formu vardır ve zarureti beyan edilmiştir, bunun yanında infakın ne zorunluluğu ne de formu vardır, ancak Müslümanın kemal vasıflarındandır. İrfan vasfına sahip kişi irade kullanma özgürlüğüne erişmiş kişidir.   
Müminin hesabı bu dünya ile sınırlı değildir. Dolayısı ile mümini diğer insanlardan ayıran en başat tarafı daha uzun vadeli bir hesap içerisinde olmasıdır. Diğer insanlar tüketim kültürünün bir parçası olurken o, sahip olduğu değerler ile bu girdabın içine düşmez. Olması gereken bu. Yaşanan, hayattaki gerçek durum bu mu? Bu soruya evet deme şansımız yok maalesef.   
Evrendeki hiçbir şey, Müslümanın sahip olduğu hiçbir özellik Müslümanlığının önüne geçemez geçmemeli. Çünkü ‘hak ile batıl (rüşd) birbirinden ayrılmıştır’. Mümin de beşerdir ve eksikleri olacaktır. Bir başkasına ‘hizaya getirme anlamında ‘teklifte bulunamaz, müminin iradesinin sınırlarını ancak Allah belirler.  

Bir yanıt yazın