DEĞER YAZGISI YA DA HER İNSAN KAHRAMAN DOĞAR
İNSANIN DERDİ
Dostoyevski’nin Ecinniler kitabında sürekli polis kovuşturmasına uğradığı iması ile saygın bir yer edinmek isteyen bir tip anlatılır. Kendini önemli biri göstermek için sürekli polis kovuşturmasına uğramaktan ve bütün gözlerin kendisini üzerinde olduğunu vurgulamaktan ayrı bir haz almaktadır. O, devletin bile ciddiye aldığı kadar önemli biridir.
***
Herkes bilir ki bizler insanız ve eksiğiz. Ama eksikliğimizi fark etmemizi sağlayan mükemmellik yönelimimiz. Mükemmellik istencimiz olmasaydı eksikliğimizi farketmeyecek ve ömür boyu kendimizi bir üst duruma taşımaya uğraşmayacaktık. Mükemmel bir yerden eksik bir yere gönderildiğimizin göstergesi de sanırım bu. Varlığımız eksikliğe layık olmadığımızı haykırıyor her zaman. Eksikliği tamamlama sürecinin adı da yaşamak oluyor.
“Biz buradayız” demek istiyoruz. “Benim de farkıma varın” demek istiyoruz. Kendimizi önemsememiz varoluşsal bir durum. Kendini önemsemeden yaşamın sürdürülmesi çok zor.
İnsan hep kendini değerli sayıyor. İnsan hep kendini önemli sayıyor. Bütün başarıların ve kavgaların temelinde bu değerli sayış var. Bu da bizim bir üst ve alt gibi kategorilere sahip olduğumuzu gösteriyor. Bu olmasaydı “biz değerliyiz” “biz buradayız” diye bir ömür çaba gösterme gibi bir duruşumuz olmayacaktı. Bizi sıradan maddi dünyadan ayıran da bu.
İnsan başkasına değer verirken de aslında kendine saygı duyar. Kimileri insanın başkasına değer verişini FAYDA olarak anlayarak çok büyük yanılgıya düşmüşlerdir. İnsanın başkasına değer verişi sadece fayda ile açıklanamaz. Çünkü bireysel faydayı esas alan her değer veriş yöneliminde sahte bir yan da bulunabilir. İlk anda buradan elde edilecek kazanç düşünülebileceğinden, karşımızdakine verdiğimiz değer elde ettiğimiz kazançtan sonra sona erer.
Fayda temelli yönelimler günlük hayatta geçici ve uçucudur. Dostluk ilişkilerinin üzerine kurulacağı sağlam bir zemin değildir fayda. Haz için de aynı şeyi söylemek mümkün. Çünkü haz da fayda da hem görece hem de çoğu kere anlıktır. Fayda çoğu kere faydalı görünendir. Bu yüzden her ikisi de mutlak değildir.
İnsan ilişkilerinde de biz ontik olarak değeri bunlar üzerine kurmayız. İnsansal önemi bunlara bağlamayız. Hiç kimse faydadan ya da hazdan dolayı kendisine değer verilmesini kabullenemez. İnsan ilişkilerindeki büyük hayalkırıkları insanın kendisine değer verilmesinin altında haz ya da fayda yönelimi olduğunu anlamasıyla ortaya çıkar. Kendisi hiç kimseye değer vermese de insan kendine değer verilmesini ister. İşte en büyük çelişki buradadır. Bu bir değer sapmasıdır. Kişinin kendisi ile ters düşmesidir. Çünkü değerli biliş ötekinin değerini teslim etme ile alakalıdır. Ötekini değerli bilmemek kişinin kendisini de unutmasını getirecek önemli bir sapmadır.
İnsan bu değer verişi unutabilir. Başkasını unutmanın kökeninde aslında kendini unutmak vardır. İnsan ilişkilerinde Fayda ve haz yönelimi bir kendini unutuştur zira. Bir kendiyle çelişmedir. Hangi insan fayda için sevilmeyi içine sindirebilir. Eğer sindiremiyorsa fayda için sevme(seviyor görünme demeliyim) bir içsel çelişki değil midir? O halde insanın kendine ait olanın bir tür değerli oluş ve bir alt/üst algısına sahip olması olduğu söylenebilir. İnsanın kendine ait olan acıkması susaması değildir. İnsanın kendine ait olan kendinin evrende varoluşunun herkes tarafından kabul edilip saygı duyulmasıdır.
Kahraman olma; şöhret olma yönelimleri de ontik olarak değerli oluşunu ifade etme yönelimidir. İnsanın derdi budur..
Saçma sapan eylemler yapan her insan aslında “ben buradayım” “ben de varım” demek istiyordur. İnsanın yazgısıdır bu. Hayvan avına yönelirken tek amacı karnını doyurmaktır. Oysa insan yemese de öldürebilir. Öldürmeye yönelirken de aslında hep kendine ait olanın; varoluşsal değerinin peşindedir. Şiddet ve katliamlar(canavarlığı dışta tutarsak) da hep bu değeri ifade edişin sapmış biçimleridir. İnsanın ötekine düşmanca yönelmesi ötekinin bu değerli bilişi yok saydığını düşünmesindendir büyük ölçüde.
Dostoyevski’nin Yeraltından notlarındaki kahramanın bütün iç çelişkileri bunun üzerine kuruludur.
Dünyanın birçok yerinde karşılaştığınız heykeller bunu anlatır. Yolda yürürken yemek yiyen insanlar bunu anlatır..sizin selamınıza karşılık ters ters bakan insan bunu anlatır. Tramvayda kulaklık takıp hiç kimseyle ilgisi yokmuş süsü veren genç bunu anlatır. “Siz bana değer vermezseniz ben sizi önemsemem” demektir o.
Bu değer yazgısı insanın çelişkilerinin de, başarılarının da ihanetlerinin de kaynağıdır.
İnsanın varoluşsal değerini teslim etme yönelimi olmadan insanlığın öteki meseleleriyle uğraşmanın çıkmaz sokaklara götüreceği unutulmamalıdır.
