KUTSAL METİNLERİN TARİHSELLİĞİ ÜZERİNE
Giriş
Hayat insan için bir anlam verme ve anlam bulma çabasını içinde barındırır.. Anlam arayışı bu bağlamda sadece insana hastır. Zaman tasavvuru da bir tür anlam verme durumudur.. İnsan bir anlam varlığı olduğu için aynı zamanda bir tarih varlığıdır. Geçmiş, şimdi ve gelecek olmadan ne anlamdan ne de insandan söz edebiliriz..
Zamandan söz ettiğimizde anlamın zaman üstü ve zaman dışılığını da ifade etmiş oluruz. Çünkü biz şimdide yaşıyor olsak bile geçmişi şimdiye katar ve geleceği de geçmişten çıkardığımız anlam ile kurmaya çalışırız..Zaman tasavvurumuz bile zamandışı ve zaman üstüdür. Bu durumda biz aslında zaman içerisinde yaşarken zaman üstü ve zaman ötesi bir yan taşırız..
Anlam verme aslında bir hakikat arayışı olarak öne çıkar. Felsefe, sanat, ahlak alanında ortaya konulan bütün yaklaşımlar belli zaman diliminde ortaya çıkmış olsa bile içinde daima geçmişi ve geleceği barındırır..
Hakikat bu yüzden metinlerde bile olsa -ki metnin kendisi zaten yazıdan sonra ortaya çıkan bir durum olduğu için- yazılı olan her metin tarihin belli döneminde ortaya çıkmış olması hasebiyle tarihseldir. Ancak metnin söylediklerinin doğruluğu yanlışlığı ile, metnin tarihselliği ayrı konulardır. Bu yüzden bir metnin tarihsel olması onun hakiki olup olmaması ile ilgili değildir. Bir metnin bin yıl önceye ait olması onun doğru ya da yanlışlığı noktasında hüküm vermemizi gerektirmez. Bu çok ciddi bir mantık hatasıdır. İlerlemeci pozitivist anlayışın bir uzantısıdır.
Bu anlayış insanlığın son yüzyılda yaşadıkları ile anlamını ve değerini de yitirmiştir.
Bu yüzden metinlerin hakikate uygun olup olmadığı açısından ele alınması gereklidir yoksa eski ya da yeni gibi görece kavramlarla değerlendirilmesi doğru değildir.
Sokrates’in müdafaasını okumuşsunuzdur. Orada birçok isim, birçok deyim, birçok kavram geçer ki bunlara birçoğunuz yabancıyızdır. Orada konuşanlar Atina toplumunun o dönemdeki kendilerine ait kavramlarıyla konuşur. Orada ismi geçenlerin hepsi yani Sokratesi yargılayanlar, Sokrates’in talebeleri, Sokrates’in kendisi, tarihin belli döneminde yaşamış insanlardır. Ancak Sokrates’in savunmasını değerli ve anlamlı kılan Atina toplumunun o dönemde kullandığı kavramlar deyimler ve ismi geçenler değildir. Sokrates’in mahkemesinde insanın hakikat noktasındaki kavgasını ve bu konudaki fedakârlığını ve ayak diremesini görürüz.
Sokrates’in müdafaası tarihsel bir metin olmakla birlikte bugüne de ışık tutan önemli bir metindir. Kaldı ki Sokrates’in yazdığı hiçbir eser olmamakla birlikte Platon kanalıyla bize gelen eserleri yaklaşık ikibinbeşyüz yıldanberi hakikatleri bugüne taşımaktadır..
Sanat eserleri de böyledir. Yazılı olsun olmasın en primitif toplulukların söylediği kulaktan kulağa aktarılan metinsel olmayan sanatsal eserlerde yani bütün ilahilerde, şarkılarda, şiirlerde, ayrıca resim ve heykellerde de biz günümüzün koşullarına dönük hakikat ifadelerini bulabiliriz. Bunların örneklerini de daha sonra aktarmaya çalışacağım.
Daha somut örnekler verecek olursam, mesela Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”sında (1866 ) belli isimler, belli olaylar geçer. Orada yazarın kendi toplumunun o dönemde kullandığı kavramlara rastlayabilirsiniz. Orada romanın başkahramanı Raskolnikovdur. Romanda bir çok isim geçer, bir çok olay anlatılır. O dönemin bürokrasisi, insan ilişkileri vesaire betimlenir. Bunlar aslında tarihin belli dönemlerinde belli bir tarih kesitini dile getiriyor olsa bile dünyada en uzun süre ve en çok basılan eserler içinde olması tarihin o kesitini aşan hakikatleri içinde barındırıyor olmasından dolayıdır. Dolayısıyla Dostoyevski’nin eserlerini geçmişte yazıldı diye modası geçmiş(!);zamanı geçmiş eserler olarak görmek mümkün değildir. Bu ancak ilerlemeci-pozitivist anlayışın kısır bir tarih tasavvurunun uzantısıdır.…
(inşallah sonraki yazı Kitap ve Metin)
