Hayat böyledir. Dün sever bugün nefret edersin, dün över bugün yere batırırsın. İnsan böyledir….Bir gün öyledir bir gün böyle.. Zaman içinde beklentiler, ilgiler ve alışkanlıklar değişir..Böyle olmasaydı..İhanet, nifak, küslük, nefret gibi kelimeler olmayacaktı dilimizde.
Kalb değişken demek…kalbin değişken olması akan hayat karşısındaki duruşlarımızla ilgili ve doğal…
Bir de kalbin hastalanması var ki; bu, tercihlerle ilgili. Kalbin değişken yapısının seyrine kalb dışı unsurları katmakla ilgili. Kalbin orjinalitesini bozmakla ilgili…
Kalbin menfaat ve ilkesizlikle örtülmesinin sonucu, insanı unutmak, sevmeyi unutmak, ve kendini unutmak; yani anlamın yitişi.
Yalanın, iftiranın, insanlık dışı ilişkilerin kökeninde kalbin hastalıklı olmasının payı büyük. Konuşan ağız, düşünen zihin Kalb ile bağını yitirdiğinde anlamsızlığın koyu karanlığında kalmak kaçınılmaz.
“Kutsal kitabı kalbinle oku” derken büyük Hıristiyan Azizi kalbin anlamanın merkezi olduğunu söylemek istiyordu.
**
Bazı şeyleri anlamamızı engel olan bazı zihinsel kalıplar vardır. Bunlardan bir tanesi bir insanın dün dediğini bugün de savunuyor olması gerektiği biçimindeki yaklaşımdır. Oysa böyle bir gereklilik yoktur. İnsan dün öyle düşünür, bugün böyle düşünür. Dün sevmediğini bugün sevebilir. Bugün nefret ettiğiyle yarın arkadaş olabilir. Bu yüzden “Dün bunu savunuyordun bugün bunu savunuyorsun” gibi bir suçlama biçimi son derece yanlıştır. Dün ve bugün arasındaki köklü değişiklikler kişinin her dönemde bu zikzaklardan fayda devşirmesi ile kınanan bir durum olur. Burada fikir değişmesi yok sadece pozisyon değişimi vardır. Onun kalbi her zaman aynı amaç için atmaktadır. Bu kişi ağzı değişse bile kalbi değişmeyen insandır. Farklı şey söylemek ontolojik bir eksen değişimi değildir. Bu yüzden “dün dünde kaldı artık yeni şeyler söylemek lazım” demiştir üstad.. Samimi insanın dilinden farklı şeyler duyanlar bunu bir eksen kaybı olarak anlıyorlarsa kendi hayatlarında ne tür kalıplara girdiklerine dönüp bakmalarını önermek lazım.. Samimi bir insan elbette bugün doğru dediğine yeri geldiğinde yanlış diyebilen insandır.
Hayat her an yeni hamlelerle yeni mecralar bularak akışını sürdürür. Geçmişin algısıyla bugünü değerlendirmek statik, dar ve kolayıcı bir bakış açısına sahip olmaktır. Değişmeye “ah vah” etmek değil, her değişimin ürettiği problemlere cevaplar bulabilmek her değişimin insansal zeminini keşfederek yürümek gerekmektedir
Sürekli hareket ve değişimin olduğu bir dünyada insan davranışları ve algıları da değişir. Özgürlük; özgür irade sabit bir yerde kalmanın imkanı olmadığını bize söyler.
İnsanı ahlaklı ve hukuk sahibi yapan değişim ve hareket yasalarının üstünde olmayı başarmasıdır. Kemalat öyle bir şeydir. Kemalat insanın anlam dünyası ile maddi olmayan metafizik bağıyla alakalıdır.
Kemalatın olduğu yerde hukuk olur, ahlak olur, Adalet olur…
Hz.Ömer (r.a)Twitter Kullansaydı
Müslüman olmadan önce attığı twitler yüzünden linç edilir belki de adam yerine konulmazdı..
Hepimiz değişiyoruz. Dün o halde idik bugün bu halde..Ama nedense herkesi ve herşeyi kendi kısır algıları ile eleştirenler asla değişmiyor..(!!!) Özellikle gözönündeki insanların karizması altında ezilenler onu gözünde büyüterek kendini silik zannedenler bu eziklikten kurtulmak için sanırım “bu adam da böyle, bak dün şunu söylüyordu bugün bunu” diyerek ayrı bir rahatlama yaşıyorlar..
Dostlar insanların geçmişlerine bugünün gözüyle bakarsanız hem haksız, hem tutarsız olursunuz..
İnsanların neyi niçin sevdiğine, neyi niçin sevmediğine bakmalısınız. Samimi insanın algıları değişir ama ilkeleri değişmez..
Olaylar karşısında ilkeli olup olmadığımızı sorgulamalıyız. Yoksa “dün böyle yaptın bugün böyle yapıyorsun” eleştirisinin haklı bir tarafı yok..