Perspektif-245_Seite-38

Ne yollar aşındırmış insan, nice asırlar geçmiş.

Ne iyiler ve kötüler hayata dokunmuş, her bir sevincin ve inlemenin, tüm asırlar boyunca dile getirilmiş sebepleri var.

Ne yalnızlıklar çekmiş insan, bir olmanın, iyilik yolunda birlikte yol almanın adı “Allah’ın ipi” konmuş… Bu bir çağrıya dönüşmüş, saygın bir yol olmuş, saygınlığı ve çekiciliği karşısında, insan ellerini kavuşturmuş.

Birliğin adı “cemaat” konmuş.

Sonra değişmiş bu ve adeta her ayrılığın, parçalanmışlığın, başkasını ötekileştiren gruplaşmaların adı “cemaat” konmuş.

Belki hiç biri “içinizden bir topluluk bulunsun, iyiliği diri tutacak, kötülüğü kovacak, bir araya gelmiş insanların yanlışa düşmesine mani olacak bir topluluk bulunsun” denmesinin kendilerini ilgilendiren mühim bir noktayı vurguladığını anlamak istememiş.  Ve bu “uyarıcı” topluluklar oluşturulmadığı içindir, kimse çıkıp, yapılan yanlışlara ses çıkarmamış. Hatalar zinciri; birilerinin ulaşılmaz, kimileyin cemallerini, kimileyin bilgilerini, kimileyin makamlarını “tanrılaştırabilen” gölgesine dokunmanın “kutsalı çiğnemek” olarak nitelenecek liderlerini/kişilerini doğurmuş. Böyle olduğu içindir ki, bugün cemaat denildiğinde, gölgelerine bulaşmanın kutsalı ihlal sayıldığı liderlerini koruyan, onların ağzından her çıkanı ilahi buyrukmuş gibi gören, kesin inançlı, gölgesi olmayan bağlılarını türetmiş.

Dün sokaklarda, bizler “uyanışın” bıyığı yeni terlemiş gençleri olarak, hakkı üstün tutan anlayıştan bahsederken, dudak büküp bizleri sağa sola “bunlar var ya yeni bir din getiriyorlar” diye jurnalleyenlere şahit oluyorduk. Biz de “cemaat” diyorduk, bizleri sokakların girdabına gömüp sahayı kendilerine tapulamak isteyenler de ve diğerleri de cemaat diyordu… Anlaşılan biz doğarken, kulaklarımıza “adını cemaat koyduk” diye seslenmişlerdi. Ne de çoktuk… Birbirine şaşı gözlerle bakmayı “rızayı ilahi” sayfası içinde değerlendirenler olarak, ne de garip bir adanmışlar kitlesiydik… Her birinin adı “cemaat” olan adanmışlar kitlesi; özgür ve özgün düşünme sorunlu, doğruyu tekellerinde gören, kendilerine benzemeyene “zavallılar “nazarıyla bakabilen…

Öyle söylemler türedi ki…

Her topluluk fırka-ı Naciye yani “kurtulan topluluk” olarak kendisini öne çıkarıp ötekine tepeden bakardı. “Hey yavrum hey, benim üstadımın eteklerine sarılmadan cenneti çok görürsün” diyen her bir “adanmışın” gözünde, ötekiler acınacak, sakıncalı insanlardı.

Birileri çıkıp “kardeşim, kimse etrafında halka, halkasında bir zincir olduğu topluluk ile değil, ancak fert olarak “kurtulan iyi” veya “kaybeden kötü” olacaktır, kendinize gelin. Tek başına kimse gerçeğin mutlak sesi değildir” dediğinde, taşlanırdı. Alay edilirdi. Bu akımlara göre “Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin” dendiğinde, anlatılmak istenen de aslında hayali bir cemiyetti veya ayet müşriklerden bahsediyordu oysa her birimiz cemaat olduğumuz için kitaptaki uyarılar bize değildi.

Bu hastalıklı bakış açısına karşı, kendisini “ehli farz vel fert” olarak tanımlayanlar oluyordu ve bu söylem sahipleri aslında ders alınması gereken bir ironi yapıyordu ama onlara da bıyık altından gülünüp geçiliyordu.

Şimdi “ne yani cemaat olmaya karşı mısın” diyen çıkabilir. Hayır, değilim! Lakin demem o ki, aslında her bir grup ‘özel kümeleri, kümeleşmeleriyle’ ortada olabilir ama “cemaat” değildir. Her bir topluluk cemaat olmak için yola çıkan insanlardır ve bunların içinden, gerçekten cemaati anlayanlar olduğu gibi, yolda “cemaati” kaybedip, ötekine şaşı bakan bir topluluğa dönüşenler de vardır. Ayrıca “onların işleri aralarında şura iledir” ifadesi de, dar ve ötekine kapalı, kendini aşırı sevip, ötekine bıyık altından bakan kişilerin, kendi aralarında yaptıkları eksik söyleşiler değildir. İstişare;  her biri kendi sahasında, belli özellikler geliştirmiş toplulukların birbirini fikren beslemeleri olsa gerek… Şura; ulaşılacak “ortak aklı” besleyen bir süreçtir diye düşünüyorum. Birbirini sevmekten veya kendini sevmekten, ötekine vakit ayırmayanların, yaptıkları belki istişareden bir parçacık olarak görülebilir. Bir topluluğun dışında olan ama iyi niyetle onlara yanlışlarını göstermek isteyen kişileri dinlemeyi zül sayan, biz düşünür yaparız, iyilik yapmak istiyorsanız ya alkışlayın ya da susun diyenler hep var.

Yusuf’un, kendi aralarında tutkun, dışlamak veya yalnızlaştırmak istedikleri kişilere karşı gerili bir yay gibi duran kardeşleri misali, kardeşlik ilkesini ihlal için yardımlaşan nice insanlar görüyoruz. Birilerini yalnızlaştırıp kendilerine alan açmaya çalışan hiç kimse aslında cemaat olmayı anlamamıştır. Aynileşen davranışlarıyla istişare yaptıklarını zannedenler de hep aldanacaktır. Zira cemaat; farklılıkları ünsiyet içinde bir araya getiren, farklı düşünce melekelerine sahip insanların ortak akıl oluşturmalarını sağlamaya yönelik çalışmalarıyla, insanlığın umudu olabilecek ve bir araya gelişlerini “Allah’ın ipi” olarak önemseyen, bu ipi koparmanın sonuçlarını iyi bilen kardeş, eşit, özgür ve adil birlikteliktir. Bunu sağlayamamışlarsa, sadece cemaat denemesi yapıyorlar demektir. Denemede başarılı olabilecekleri gibi, başarısız da olabilirler. Bu deneme gruplarının içinde cemaat olmayı gerçekten anlayan kişiler çıkacağı gibi anlamayanlar da çıkar.

Ben cemaat kavramına baktığımda, orada, insan algısı, değer algısı, çevre ve şehir algısı, sömürüden uzak kardeşlik algısı, eşit ve özgür fertlerin ünsiyet ve fikre değer verişini, adil, üretken ve insanlığa faydayı amaçlayan icraat yürüyüşünü görüyorum. Mesela şehir projesi olmayan bana yavan gelir. Şehirde bir makama gelen kişilerin, şehrin kapılarından tevazu ile geçmeyişi bana ötekini aldatan bir ruh hali hissettirir. Mütevazı, fedakâr insanları sömürmek için, her topluluğu bir av partisine dönüştürmek isteyen kurnazların yürüyüşünü cemaat yürüyüşü olarak görmem.

Bana göre bir “Medine projesi olmayanlar” eksik bir cemaat algısı taşıyorlar demektir. Kardeşliği sorunlu olanlar veya eşit ve özgür kardeşlik yürüyüşü ile yola koyulmayanlar cemaat olmayı anlamamış demektir.

Bana göre kurtuluş ferdidir, cemaat; kurtulmak isteyen fertlerin tutunacağı sağlam tutamaklar oluşturmak için vardır. Her bir fert, yalnız kendisinin değil, başkasının kurtuluşu için rahmet yürüyüşüne katkıda bulunduğu oranda cemaat olmayı anlamıştır.

Kardeşlik dili gelişmemiş bir kimse cemaatten bahsetmesin.

Bugün karşılaştığımız sorunların elbette bir tek sebebi yoktur ancak sebeplerden arasında cemaat olmayı anlamamış olmak, istişareyi; aynileşmiş zihinlerin, birbirini onaylama oyunu şeklinde algılamak vardır.

Yol aslında bellidir; hiçbir grup kurtulan fırka değildir. Hepsi kurtuluş arayışındadır. Her grubun iş tutuşu farklıdır. Hepsi yolunu gerçeğe arz eder, her biri ötekine kurtuluşta rakip değil kurtuluş arayışında destek olarak baksa, çözümsüz sorunlar giderek azalır. Bugün “cemaat” ifadesi değil “sivil toplum” ifadesi öne çıkarılıyor. Yazıda “cemaat” kelimesinin geçtiği yerlere “sivil toplum” yazalım, sonuç değişmez.

Adını cemaat koydum demekle cemaat, sivil toplum koydum demekle sivil toplum olunmuyor. Adına Salih konan nice insan asi çıkıyor. Adı Bahtiyar olan kaç bahtiyar, adı Adil olan kaç adil tanıyoruz acaba? İsimde suç olmadığına göre yolunda gitmeyen şeyler var demektir. Yolunda gitmeyen şeyleri bulmak, yeniden düşünmek, insanlığa fayda yürüyüşü yani hiçbir şey için geç değil ve isimlerin gölgesinde büyülenmemek gerekir.

Bir yanıt yazın