ucak_bileti-31

Hallshtatt Salzburg/Tanca Ceuta’dan Çağrışımlar 

Coronalı bu günlerde, evde zorunlu çalışma, bir yandan yol eziyetinden kurtarırken diğer yandan da günlerce evden (balkon-pencere ve arada bir bahçe turu bariç) dışarı çıkmadan durmaksızın çalışma temposuna soktu. 

Bu yönüyle iyi de oldu… Akademik çalışmalar daha verimli olacağa benziyor. Yine şiir ve nesir yazılar da fena değil…

Tabii bu arada zihinde turlara çıkıyorum.  Aslında ben çıkmıyorum. Geçmişte gezip gördüğüm, gönlümü çelen mekânlar gah birer birer gah birlikte zihin ve gönül dünyama konuyorlar… hafif ve minik bir serçe gibi bir muhabbet kuşu olup muhabbet derip muhabbet veriyorlar…

Çağrışımlardan tadımlık duyuşlarımı , hissiyatımı sizinle de paylaşayım…

Budapeşte-Prag, Bratislava sonrasında  Viyanaya yeniden bir fetih hareketi yapmak üzere iki siyah midibüs ile Salzburga ikindi-akşam arası bir vakitte vardık. Apar topar dağ -orman ve nehir-göl manzaralı harika havası olan bir otele yerleştik. 

Ardından şehir turuna çıktık.Bildiğiniz gibi kiliseler, katedraller, saraylar vs. yanında burada Mozart’ın doğduğu yeri, meydanını, çarşı ve şehrin içinden akan nehri gördükten sonra döndük. 

Sabahleyin atom karınca dediğimiz on parmağında yüz marifet olan organizatörümüz aynı zamanda rehberimiz bizi dünyanın incilerinden sayılabilecek bir köye götüreceğini söyledi …

Salzburgtan bir-bir buçuk saat mesafede bulunan Halsttat köyüne vardık. Muhteşem bir manzara… Etrafı sarp ve yüksek dağlarla çevrili muhteşem mavi-yeşil arası rengiyle berrak mı berrak bir gölü çevrelemiş olan ve adını bu gölden alan köy gerçekten muhteşemdi…

Bir diğer gönül çelen mekân ya da mekânlar serisi ise Afrikanın Akdeniz sahillerinde yerleşik bulunan Ceuta-Sebte’den Tanca-Tanger’e gidip gelirken dolmuş takside seyrettiğim tek kelimeyle mest eden sahil boyu yerleşik manzaralardı… Aman Allah’ım ne muhteşem sanat eserlerin var. Sen ne güzel sanatkarsın ki bize bu ihtişamın zirvesindeki eserleri lütfediyorsun,temaşa etme fırsatı bahşediyorsun! Sanatın ve sanatkârlığın huzurunda en derin hayranlığımla arz-ı hürmet ediyorum…

Yer adlarını burada saymam güç ama Kasr es-Sağir … Kasr el-Kebir, Paulo Coelho’nun Simyacı’sında mı, Kalbinin Götürdüğü Yere Git isimli eserinde miydi… geçen Cebel Musa (Musa Dağı) tabelasını görünce nasıl heyecanlandığımı bilmem tahmin edebilir misiniz?!…

Tanca, benim için önemli bir yer. İbn Batutta’nın yani seyyahların pirinin doğduğu ve gençliğini yaşadığı mekân… Burada Mağrib kahvesini Cafe Lola’da içtikten sonra Sebteye dönmüştüm. Tancadayken burada bulunmaktan olağan üstü keyif almıştım…

Sebteye dokunmadan Afrika Akdenizinden ayrılmak olmaz… 

Osmanlı belgelerinde sıkça adı geçen bu beldeyi hep merak etmiştim. Tıpkı Sevakin adası gibi…  Dubrovnik gibi…

Sebtede insanlar Türkiyeden olduğunuzu, Istanbuldan geldiğinizi işitince derin bir hasretle iç çekerler… Reise binbir dualar ederler… “Eğik başımızı doğrulttu, yitik özgüvenimizi yüreğimize iade etti, onurumuzun farkına vardırdı…” Bunlar Sebtede karşılaştığım ve sohbet ettiğim bir kaç adamın dile getirdiği ifadelerdi… 

Sahilinde Sebtede yetişmiş ilim ve sanatkârların büstleri vardı. İkinci gidişimde aynı açık sergi sahiline vardım… acaba Şifa-i Şerif müellifi Kâdı İyaz’ın büstü de var mı diye… 

Tabiî ki yoktu…

El-Cezire/al-Geciras’tan bindiğim dev Baleriya feribotu Cebel-i Tarık’tan geçerken İngiliz hakimiyetinde olan boğaza hakim Cibraltar’da bulunan Cebel-i Tarikı (Tarık b. Ziyad dağını) selâmlayarak Akdenize, oradan Sebteye varması bir başka heyecan verici olay olur. 

Yine Akdenizde seyri de oldukça çoşkulu ve hayat bahşedici haller yaşatır… “Sebte”ye vardığında insan kendi yurduna varmış hissediyor kendini… 

Buradan ilk dönüşümde bir turizm firmasının duvarında devasa Sultanahmet Camii’nin posterini Kâbe ve Mescid-i Nebevî ile yan yana görünce ne kadar duygulandığımı bilmem tahmin edebilir misiniz!?…

Evet, şu Coronalı günler bir bitse de bu dost diyarlarla hasret gidermeye bir yol çıkıverse…

Allah büyük gönül, Allah büyük …

Gün doğmadan neler doğar…

 و هو علی كل شيء قدير! 

“Ve O’nun gücü her şeye yeter.”

Bir yanıt yazın