“ÇOĞALMAK NEYSE NE, AZALMAK ZOR”

0
suca-istirak-yuruyen-golge-1280x720

Hamdolsun, çevremdekiler azalıyor. Bir ömür kutsal kitap okuyan, sohbetlerde boy gösteren, “dava , dava” diye bas bas bağırırken hatırladığım adamların para, makam ve kadın karşısında kolayca eridiklerini gördükçe “acaba bütün kavga verdiğimiz değerler bir yanılsama mıydı..?” diye soruyorum kendi kendime.Bütün bizden, bizden olmayan, ikbal, istikbal, kurtuluş, din, iman, cemaat, örgüt, devrim,  gibi kavramlar anlamını yitiriyor.

Anlık gaflet ve ayaksürçmelerinden bahsetmiyorum.. Bunun her zaman, herkeste olabileceğini elbette biliyorum. Benim kastettiğim büsbütün kendini yitirme; odağını kaybetme durumu..
Bu ruh hali ile dinden imandan çıkan insanları da görüyorum. İnanan (bilinen) insanlara inanç sarsıldıkça bütün değerlere de mi inanç sarsılıyor.? Aslında öyle olduğunu düşünmüyorum.. Belli değerler ekseninde dünyayı değiştirmeye ilişkin mega anlatılara sahip çarkeden bu insanların önceden de aslında herhangi bir inanç taşımadığını düşünüyorum. 

Bende aksi oluyor..İnsanlara inancım sarsıldıkça Allah’a inancım artıyor.
Çevremden düşenlerin bir kısmı türedi mürtedler iken bir kısmı da hiçbir şeye temelli bir bağlılığı kalmadığı için irtidatını ilan etmenin kimi menfaatlerini tehlikeye atacağından korkan bayağı kimseler. Bunların daha tehlikeli olduğunu biliyorum ve Allaha bunların gerçek yüzünü bana gösterdiğinden dolayı hamdediyorum..
Biri bunu itiraf ediyor diğeri hala maske ile geziyor. Ben bu maskelilerden kurtuldum diye seviniyorum.

budala
                                                                                                                                                  “vevecedeke dallaen feheda”
İnsanlık tarihinin hep iyinin gerçekleşmesi uğrundaki çabalarla dolu olduğunu öğrendik her zaman..En sahtekar insanın bile dürüst olanı alkışladığına inandık..
Peki, o halde bize anlatılan herşey masal mıydı? Kahramanlar, Veliler, bilgeler. varını yoğunu başkasının mutluluğu için feda edenler aslında yok muydu? Hepsi birilerinin uydurduğu efsane miydi?
Neden böyle efsaneler uydurulur sorusu bir yana, insanlığın tarih boyunca uydurmalarla hayata değer biçtiği sorusu ne derece haklı?
Yapılan iyiliklerin sağlam değerlendirilemeyişi İnsana inancımızın sarsılışıyla ilgili.. insana inancımızın sarsılması hayata ilkelerle değil dünyevi unsurlarla bakışımızın sonucu..Bu durum bizim temel ilkelerden kopuşumuzu gösterdiği gibi İnsana inancımızın sarsılışını da gösteriyor..İnsana inancımız sarsılınca yapılan eylemleri değerlendirecek bir kriter de bulamıyoruz. İyilik ya da kötülük arasında fark kalmıyor..Tam bir Dalalet durumu..Dalalet yani şaşkınlık, kritersizlik, ilkesizlik…
Dünya ve dünyevi olana bağlı bakışaçısı insana olan inancımızı sarsıyor. Çünkü bu bakışaçısı dünyevi olanın değişkenliğinden nasip alıyor, ne sabit, ne de sağlam bir duruş sergileyemiyor. Anlık duygulanmalar anlık menfaatler anlık hazlar ekseninde dolaşanın İnsan ve İnsansal  değerler konusundaki yaklaşımı da ilkesizce ve güdük oluyor. İnsan algısı bozuluyor. Niyetler bozuluyor.
Niyetler bozulunca hava da su da toprak da bozuluyor..Bozulan insan, insan algımızı da bozuyor..
Karen Horney  bu yüzden çağın insanını Nevrotik olarak niteliyor.

**
Annem bir gün toz biber almış..Biraz espri ile karışık “anne” dedim “kırmızı toz bibere kiremit tozu katıyorlarmış..neden aldın bunu” .Annem yüzüme biraz şaşkın biraz kızgın bakarak “yavrum dedi neden böyle düşünüyorsun..Adam neden helal malına haram katsın” 
“Helal malına haram katma gibi bir ahmaklığı neden yapsın” demekti son cümlesi..
İşte böyle..
Kimi kere namuslu olan insanlar namuslu olmaları sebebiyle aldatılıyor. Nietzchenin ahlakın güçsüzlerin ürettiğine dair yaklaşımı ile kastettiği bu olsa gerek. Çünkü ahlak bir güç kazanma istencine aracı kılınıyor. Ahlaki duruşu olan insanlar ahlaksız için çok kolay kullanılabilecek bir nesneye dönüşüyor..

 

Bir yanıt yazın