“Daha Adil Bir Dünya Mümkün”

0
image

KİTAP ÖZETİ

Kitap Adı: Daha Adil Bir Dünya Mümkün
Konu: Birleşmiş Milletler Reformu İçin Bir Model Önerisi
Yazar: Recep Tayyip Erdoğan

Giriş

Bugün dünya genelinde en fazla ihtiyaç duyulan kavramların başında adalet geliyor. Küresel adaleti tesis etmekle yükümlü kurumlar ise ne yazık ki büyük bir atalet içerisindedir.

Müstakil olarak kaleme alınan bu eserde, Türkiye’nin tüm insanlık için ortaya koyduğu adalet arayışı ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır. Yeryüzündeki adaletsizlik, ayrımcılık ve çifte standart uygulamaları, Birleşmiş Milletler (BM) örneği üzerinden gözler önüne serilmektedir. Özellikle “sadece veto hakkına sahip beş ülkenin çıkarlarına hizmet eden” BM Güvenlik Konseyi yapısına dikkat çekilmekte ve kapsamlı bir reform ihtiyacı vurgulanmaktadır.

Eser, küresel adaletsizlik, mülteci krizi, uluslararası terörizm ve İslam karşıtlığı başlıkları altında küresel siyasetin açmazlarını irdelemektedir. BM’nin meşruiyet, işlevsellik, etkinlik, temsilde adalet, kapsayıcılık ve yönetişim sorunlarına değinilmekte; adaletin tesis edildiği, veto imtiyazının kaldırıldığı, ilkeli ve stratejik bir Birleşmiş Milletler Reformu önerisiyle daha adil bir dünyanın mümkün olduğu savunulmaktadır.

İslam karşıtlığı uygulamalarının kimi ülkelerde devlet eliyle himaye edilmesi ve kanunlarla meşrulaştırılmaya çalışılması, insanlığın karşı karşıya bulunduğu tehdidin boyutlarını göstermektedir. Dünya barışı ve insanlığın huzuru için BM’nin bu konuda da adımlar atması, tedbirler geliştirmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Türkiye, başta Güvenlik Konseyi olmak üzere BM’nin yapısında ve işleyişinde kapsamlı reform yapılması çağrısını her platformda yinelemektedir.

“Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu bir sistem kurulana dek ‘Dünya beşten büyüktür’ demeye devam edeceğiz.”
(Recep Tayyip Erdoğan, 2021)

BM’nin Reform İhtiyacı ve Tarihî Arka Plan

Kitapta BM’nin, giderek otoritesi azalan, meşruiyeti sorgulanan ve etkisiz bir örgüte dönüştüğü vurgulanır. Bu zafiyet yalnızca günümüze özgü değildir. 1990’lı yıllarda Bosna Savaşı’nda yaşanan soykırım karşısındaki duyarsızlık ve Ruanda Katliamı’ndaki yetersizlik, örgütün tarihine birer utanç vesikası olarak kaydolmuştur.

Benzer biçimde, Filistin, Suriye, Irak, Ukrayna gibi ülkelerde yaşanan trajediler, mevcut uluslararası yapının adalet ve çözüm üretmekte başarısız olduğunu göstermektedir.

Yazar, BM Güvenlik Konseyi’nin yeniden yapılandırılmasını ve daha adil bir temsil sistemine kavuşturulmasını teklif eder.
“Nasıl ki Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Milletler Cemiyeti üzerine düşen görevi yerine getirememiş ve İkinci Dünya Savaşı’na giden sürece yalnızca seyirci kalmışsa, BM Güvenlik Konseyi’nin mevcut yapısının sürmesi de insanlığı yeni felaketlere sürükleyecektir.”

BM, kuruluş ilkelerinde “adalet, güvenlik, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitlik” vaat etmiş olsa da, bunları yerine getirmekte etkisiz kalmıştır. Mevcut durumda Konsey, beş daimî üyenin politik çıkarlarına hizmet eden bir yapıya dönüşmüştür.

Kıtalar ve inanç grupları açısından bakıldığında, Asya, Avrupa ve Amerika ağırlıklı temsil, Afrika ve İslam dünyası açısından ciddi bir dışlanma yaratmaktadır. Dünya nüfusunun üçte birini oluşturan 57 üyeli İslam İşbirliği Teşkilatı BM karar mekanizmalarında temsil edilmemektedir.

Bu bağlamda Türkiye, “Dünya beşten büyüktür” ilkesini merkezine alan, Genel Kurul’un güçlendirildiği, veto yetkisinin kaldırıldığı ve üyelik sayısının 5’ten 20’ye çıkarıldığı bir model önermektedir.

Küresel Siyasetin Açmazları

Dünya siyasetinde yaşanan adaletsizlikler, Suriye iç savaşı, terörizm, mülteci akınları, İslamofobi ve ekonomik eşitsizlikler üzerinden örneklenmektedir.

  1. yüzyılda milliyetçilik, “vatanseverlik” değil, dışlayıcı yabancı düşmanlığı biçiminde tezahür etmektedir. Avrupa, mültecileri geri göndermeye çalışırken aynı zamanda terör örgütlerine sığınma hakkı tanımaktadır.

Yazar, küresel siyasetteki çifte standardı şu örneklerle eleştirir:

15 Temmuz darbe girişiminde yer alan teröristlerin Batı ülkelerinde korunması,

Filistin’de süren işgal ve şiddetin karşısında sessiz kalınması,

Suriye’de yüz binlerce insanın ölmesine rağmen uluslararası toplumun ilgisizliği,

Bosna ve Ruanda’da yaşanan insanlık suçlarına zamanında müdahale edilmemesi.

BM’nin Meşruiyet, İşlevsellik ve Temsil Sorunu

BM’nin en temel krizi meşruiyet sorunudur. 193 üye ülkenin yalnızca beşinin daimî temsil hakkına sahip olması, uluslararası eşitliğe aykırıdır. BM karar mekanizması, “haklının değil güçlünün sesi” hâline gelmiştir.

Ayrıca işlevsellik ve etkinlik sorunları, örgütün krizleri önleme kapasitesini neredeyse ortadan kaldırmıştır. Filistin, Irak, Libya, Arakan, Suriye gibi alanlarda Konsey’in çıkar çatışmaları nedeniyle geciken kararlar yüz binlerce insanın hayatına mal olmuştur.

BM yapısı günümüz gerçekliğini yansıtmamaktadır. Nüfus, din, kültür ve kıta temsili açısından adaletli bir dağılım yoktur. Avrupa, dünya nüfusunun yalnızca %5’ini oluşturmasına rağmen Konsey’de iki koltukla temsil edilirken, Afrika ve Güney Amerika hiçbir daimî üyeye sahip değildir.

İslam dünyası (1,5 milyar nüfus) da tamamen temsil dışıdır. Bu nedenle “temsilde adalet” ilkesi, reformun en temel dayanağı olmalıdır.

Veto Yetkisi ve Reform İhtiyacı

Kitapta BM reformunun “olmazsa olmaz” koşulu olarak veto yetkisinin kaldırılması öne çıkar.
Beş devletin elinde bulundurduğu bu imtiyaz, dünya nüfusunun %74’ünü karar süreçlerinin dışına itmektedir.

1945’te dünya nüfusunun %60’ını temsil eden bu beş ülke, bugün yalnızca %26’sını temsil etmektedir. Buna rağmen veto hakkı sayesinde küresel siyasetin yönünü belirlemeye devam etmektedirler.

Veto hakkı yalnızca kararları engellemekle kalmaz; çoğu zaman “veto tehdidi” nedeniyle birçok öneri gündeme bile getirilememektedir. Bu durum BM’yi işlevsiz hâle getirmekte ve kurumun ahlaki meşruiyetini zedelemektedir.

Yazar, Genel Kurul’un yetkilerinin genişletilmesini, Güvenlik Konseyi üyelerinin süreli ve dönüşümlü olarak seçilmesini ve daimî üyelik sisteminin kaldırılmasını önerir. Böylece hiçbir ülke süresiz imtiyaz sahibi olmayacak, “eşit oy hakkı” ilkesi hayata geçirilecektir.

Sonuç: Haklının Gücü

Eser, sonuç bölümünde şu temel çağrıyı yineler:
“Haklının güçlü olduğu bir dünya düzeni kurulmadıkça, barış kalıcı olamaz.”

Türkiye’nin “Dünya beşten büyüktür” yaklaşımı, yalnızca ulusal bir söylem değil, küresel vicdanın ortak çağrısıdır. Veto yetkisinin kaldırılması, Genel Kurul’un güçlendirilmesi ve temsilde adaletin sağlanması, insanlığın daha adil bir dünya düzenine ulaşması için kaçınılmaz adımlardır.

Hazırlayan; Zeynep Gülmez

Bir yanıt yazın