DÜŞÜNCENİN İSTİSMARI AKLIN UKALALIĞI
Hakikat araştırılarak bulunur, hakikatin temelinde bilgi olur. “Ezmanın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz” kuralı, zamanın değişmesiyle aslında şartların değişmesi demek daha doğru olur, hüküm de değişir; hakikat için geçerli bir kural olamaz. Hakikatin varlığı için şüphe söz konusu olmadığından ancak inkarından söz edilebilir, bu da hakikatin var olma gerçekliğini değiştirmez. İnkâr, fiziki alem ve nesnelerin mahiyeti için bir değer ifade etmediğinden inkâr edenin ruh hali ile ilgili bir durumdur; bilgi ile ulaşılan bir sonuç değildir. Akıl salt kendi içindeki devinim ile ulaştığı sonuçlar için ukalalık yapabilir, fazlası gülünç olur. Aklın ukalalığı varlığı bir başka kaynağa bağlı olan gerçekliği inkâr etmesi durumunda söz konusudur. Değilse aklın kıstas oluşu, mihenk taşı olma özelliği, ölçüt olma durumu bilimin ve ilahi kaynakların da kabul ettiği bir gerçektir. Bu ukalalığın sosyal ve psikolojik gerekçeleri olabilir mi, olur. Görünürde bir sebebe bağlanamasa da asıl sebebi öğrenmek mümkündür. Akıl ukalalığını düşüncenin istismarına borçludur adeta. Her zemin ve zamanda bir fikri istismar edecek kişi veya kişiler ve bu istismarı hakikat kabul edecek birileri bulunur.
Hakikatten kastımız, akıl sahibi her insanın kendi varlığını anlamlandırmak için içe doğru yaptığı yolculuk ve arayıştır. İstisnası yoktur bu arayışın ve her insan, uzun veya kısa, bu yolculuğa çıkar.
Düşünceler, gerçek sınavlarını bu düşünceleri sahiplenenlerin iktidarı ellerinde bulundurdukları zaman verirler. Bunun dışında kalan düşüncelerin ve sahiplenenlerin muhalif duruşlarını anlayabiliriz. Karşı duruşun gerekçesi, yaşam biçimimizde yaptığımız değişikliği meşrulaştırmak ise inandırıcılığımızı kaybederiz. Sözgelimi inandığımız düşüncenin istismarını yapanları eleştirme hakkımız olur fakat bu gerekçeyle düşünceyi eleştirme hakkına sahip olamayız. Daha doğrusu hiçbir düşünceyi istismar edenlerin davranışlarına bakarak mahkûm edemeyiz. Eğer bir eleştiri yapılacaksa o fikrin ilkelerine ve ileri sürdüğü tezlere yapılmalıdır. Hakikat dediğimiz şey öyle bir insanın ömrünü alacak kadar ulaşılması güç bir olay değil, yeter ki aklıselimin önündeki engeller, prangalar yok edilsin. Çünkü hakikat insanın özünde karşılığı olan sahip olabileceği en değerli şeydir.
İnsan nesneler alemi içine doğar, onların var olması üzerinde bir etkiye sahip değildir. Yapabildiği şey var olan nesneler üzerinde sentez ve analizler yapmak ve sonuçlarını kullanmaktır. Düşüncenin istismarı da bu sonuçlar üzerinden yapılabilecek en uygun zemindir. Kıymetli olan bilgi, aklın nesneler üzerinden elde ettiği sonuçları nasıl değerlendirdiği bilgisidir. Son zamanlarda akli verileri kullanmadan günümüzde yaygın iletişim araçlarını kullanarak hiçbir değere dayanmayan ve hakaretamiz bir üslubun hâkim olduğu eleştirilere şahit olmaktayız. Geçmişten günümüze bu durumun hep olageldiğini söyleyebiliriz ancak bu günkü iletişim araçları işi daha da kolaylaştırıyor. Sosyoloji ve psikolojinin bileşeni izlenimi veren bu eleştiriler, yöntem teknikleri ve mantığı itibarı istisnasız istismara yöneliktir. Algı yaratmak ve yönetmek de bu çabaların vazgeçilmezlerindendir. Bütün bu dediklerimizin üretim merkezi ise ukala akıldır.
Değişmeyen tek şey değişimdir, genellemesine söyleyecek sözümüz yoktur. Ancak değişimin aldığı yol ve vardığı sonuçlarla ilgili her zaman söylenecek bir şeyler olur. Hayat dediğimiz şey bu değil midir? Diğer taraftan düşünsel değişimin ciddiyetini ve dayandığı gerekçeleri öğrenmek adına, yaşanan sürecin siyak ve sibakını iyi bilmek gerekir. Değişim daha çok dini düşüncenin modern hayatı tercih etmeye doğru evrilmesi yöndedir. Bu yeni durum aslında dini düşüncenin araçlar karşısındaki yenilgisidir. Savunanlara baktığımızda insan, tabiat ve varlık alemi adına hiçbir kaygı taşımadıklarını görebiliriz. Belki buna evrilme dememiz de doğru değil, evrilme doğal bir sürecin sonunda meydana gelir. Dini düşünceyi tercih yerine modern bir hayat tarzını benimsek olarak ifade etmek daha doğru olur.
Günümüzde dini düşünceye getirilen eleştiriler ne bir deruni felsefi düşünceye ne de bilimsel verilere dayanmaktadır. Eleştirilerini daha çok dini düşünceyi istismar edenlerin yapıp ettiklerine bakarak alaycı bir yaklaşımı içinde yapmaktadırlar. Hatta bu üstten bakış kendilerine müstağni sorgulanamaz korumacı imkânı vermektedir. Bu alaycı bakış ve yaklaşım yapanları haklı kılmaz. Fakat istismarcıların tutumunun dini düşüncenin yozlaşmasına sebep olduğu gerçeğini de unutmamak gerekir. Tarihten tevarüs eden kaynaklığını vahyin ve aklıselimin yapmadığı sentezci, İslam’ın tez olma özelliğinin ötelenmesi akla haklı olarak ukalalık yapma fırsatı ve imkânı vermiştir. Dikkat edilirse istismarcıların aslında dini düşünceyi muktedir olma yetilerini korumak için asıl inandıkları dinamikleri diri tutmak adına aksesuar gibi kullandıkları görülür. Ki bunu dahi İslam’ın öngördüğü ve örneklerine rastladığımız maslahat ilkesine dayandırırlar. Oysa maslahat dini düşünceyi yani İslam’ı korumak adına başka bir alternatifinin olmadığı daha da ötesi insanın korunması adına olmazsa olmazları korumak için var olan hukuki bir kuraldır.
Elhasıl aklın ukalalığının önüne ancak düşüncenin istismarını önlemekle geçilebilir ancak. Bataklık var olduğu müddetçe; yani istismarın önüne geçilmedikçe akıl da haklı olarak ukalalığına devam edecektir.
…
