Felsefenin Meşruiyetine Dair Bir Sorgulama: Kadim Bilgelik Işığında Felsefe Adlı Eserin Giriş Bölümü Üzerine Bir Değerlendirme

0
mih_200

Prof. Dr. Bülent Sönmez’in Kadim Bilgelik Işığında Felsefe adlı eseri, felsefenin modern dünyadaki konumunu yalnızca tarihsel bir süreç içinde değil, aynı zamanda zihinsel bir bilinç katmanında tartışmaya açar. Kitabın “Giriş” bölümü, felsefeyi anlamaya yöneltilen önyargıların kökenine inen bir çözümleme niteliğindedir. Bu kısımda Sönmez, felsefenin niçin “sakıncalı” veya “tehlikeli” bir alan olarak görüldüğünü, bu algının hangi tarihsel ve ideolojik dayanaklardan beslendiğini sorgular.

Yazar, felsefenin toplumsal algısına yerleşmiş olumsuz yargıları doğrudan hedef alır. Felsefeyi “inançsızlık” veya “aykırılık” ile özdeşleştiren bakış açılarının, aslında düşünmenin ilkesinin kavranmasına duyulan korkudan beslendiğini ortaya koyar. Bu noktada Sönmez’in yaklaşımı, felsefenin karşısına din ya da siyaset gibi dış güçleri koyan yaygın anlayışın ötesine geçer. Onun için felsefe, ne muhalefetin dili ne de bir inançsızlık göstergesidir; tam tersine, insanın kendi varlığını ve evrenle ilişkisini anlamlandırma çabasıdır.

Metnin temel sorusu, felsefenin yaşadığı varsayılan “meşruiyet krizi”dir. Sönmez’e göre bu kriz, felsefenin doğasından değil, tarihsel yorum biçimlerinden kaynaklanmaktadır. Tarihi ilerlemeci veya çatışmacı bir mantıkla okuyan ideolojik yaklaşımlar, filozofu sürekli olarak “iktidar karşıtı” veya “din düşmanı” olarak kurgular. Bu tutum, felsefeyi bir hikmet alanı olmaktan çıkarıp siyasal bir söylem düzeyine indirger. Sönmez bu noktada, felsefeye yöneltilen önyargıların bizzat ideolojik kurgular tarafından üretildiğini vurgular.

Sönmez’in düşüncesinde dikkat çeken yön, felsefenin kadim hikmetle kurduğu sürekliliktir. Sokrates, Platon ve Aristoteles örnekleri üzerinden, felsefenin inançla ve ahlakla bağını gösterir. “Sokrates’e İlahi Sokrat denmesi anlamlıdır” ifadesi, bu bağlantının merkezindedir. Filozofun varlıkla kurduğu ilişki, Tanrı’yla bir çatışma değil, bir anlama ortaklığı olarak sunulur. Bu yaklaşım, felsefeyi aklın sınırlarıyla sınırlamayan, onu kalp ve sezgiyle tamamlayan bir hikmet alanı olarak yorumlar.

“Giriş” bölümünün dikkate değer bir özelliği, Sönmez’in diyalojik ve retorik üslubudur. “Acaba böyle midir?” gibi sorular, okuyucuyu edilgen bir konumdan çıkararak düşünme sürecine katılmaya davet eder. Bu yöntem, Sokratik bir sorgulama biçimini çağrıştırır ve felsefeyi yalnızca bir disiplin değil, bir varlık tutumu hâline getirir. Metin, retorik ile kavramsal derinliği ustalıkla birleştirir.

Kadim Bilgelik Işığında Felsefe’nin “Giriş” bölümü, klasik bir önsözün ötesinde, felsefenin çağımızdaki konumuna dair bir savunma manifestosu olarak okunabilir. Sönmez, felsefeyi modern aklın ürünü olmaktan çıkarıp kadim hikmetle yeniden buluşturur. Onun bakışında felsefe, çatışmanın değil, uyumun; şüphenin değil, anlam arayışının dilidir.
Bu yönüyle söz konusu metin, yalnızca bir giriş değil, bir felsefeye çağrı niteliğindedir. Felsefeyi yeniden meşrulaştırmaya değil, aslında onun özündeki meşruiyeti hatırlatmaya yöneliktir.

Sonuç olarak, Kadim Bilgelik Işığında Felsefe kitabının “Giriş” bölümü, klasik bir önsöz olmanın ötesinde, felsefeye dair bir savunma nutku niteliği taşır. Yazar, felsefeyi savunurken onu modern aklın ürünü olarak değil, kadim hikmetin mirası içinde yeniden anlamlandırır. Bu yönüyle metin, yalnızca bir felsefe kitabının başlangıcı değil, aynı zamanda çağdaş zihin için bir felsefe manifestosudur.

Bu yazı, Prof. Dr. Bülent Sönmez’in “Kadim Bilgelik Işığında Felsefe” adlı eserinin giriş bölümü üzerine yapılan bir değerlendirmedir. (Orhan Adil)

Bir yanıt yazın