resized_3c8a6-fd1f59682334232344234324

Üstat Sezai Karakoç ile ruhumuzun limanlarından birini daha kaybettik. Üstat gerçekten ruhlarımızı dinlendirebildiğimiz bir liman hüviyetindeydi. Yük almaya, yük boşaltmaya ya da bir nebze olsun hayatın sıkıntılarına karşı dinlenmek için sığınanlara adeta dalgakıran hükmündeydi. Onu önemli ve farklı kılan tarihin bir kesitini ya da bir ekolü temsilden öteye topyekun İslam medeniyetinin evrensel yapısından beslenmiş olmasıdır. 

 Cumhuriyet dönemi aydınları nezdinde duruşuyla şiir, düşünce, öykü ve tiyatro eserlerinde ortaya koyduğu sanatı kullandığı dil ve üslup ile istemeyerek de olsa kabul gördü. Çiçeği burnunda yüzü batıya dönük Cumhuriyet aydınlarının Üstadın, “Seni yok sayacaklar. Sen daha çok var olacaksın” yok sayma gayretleri üstadın varlığını ve ağırlığını hissettirmesine mani olamadı. Uzun yıllar edebiyat literatürüne alınmaması yaşadığı toplum nazarında bir şeyler kaybettirmekten çok sahiplendiği düşünce dünyasını daha da güçlendirdi. 

Hayat serüvenine bakıldığında Üstat Karakoç’un “Göklerden gelen bir karar vardır” mısrasında ifade edildiği gibi “yedi güzel adam” ile önce yolları Maraş’ta ortaokul yıllarında daha sonraları Ankara ve İstanbul’da birleşmiştir. Adeta “Kaderin üstünde bir kader vardır” hükmü tecelli etmiş uzun yıllar aynı yolun yoldaşlığını yapmışlardır. 

Kişisel hayatında vefanın ve ahlak sahibi olmanın örnekliğini bir derviş edası ile yaşadı Sezai Karakoç. Unutturulmaya çalışılan Şeyh Galib’i, Fuzuli’yi, Yunus’u, Mehmet Akif’i, İkbal’i biyografi çalışmalarıyla ya da şiirlerinde ve denemelerinde anarak vefa örneği gösterdi. Beşer olmanın duygularını en estetik biçimi ile Mona Roza şiirinde terennüm eden Üstat, Taha’nın Kitabı’nda fizikötesine ve kemale doğru gidişin zorlu yolculuğunu, Gül Muştusu ile birleştirerek zorluk sonrasının müjdesini verir. Hızırla Kırk Saat’te peygamberlerin mücadelesi ile adeta insanlık tarihini denkleştirerek anlatır bize. Balkon şiirinde olduğu gibi gelişmişlik adına insanın özüne kasteden anlayışların eleştirisini yapar birçok şiirinde. 

Eserlerinde öncelikli olarak İslam medeniyeti ile ilgili görüşlerini açıklarken diğer taraftan modern batı düşüncesine ve temsilcilerine ciddi eleştiriler getirir. Özellikle 19. yy modern Batı düşüncesi din karşıtlığı üzerinden yeni bir sosyal hayat tarzı geliştirmiş, İslam coğrafyasında da etkili olmuştur. Bu etkilere karşı İslam medeniyet tarihinden hatırlatmalar yaparak modern Batı medeniyetine olan üstünlüğünü anlatma gayreti içinde olmuştur. İslam coğrafyasının bugün içinde bulunduğu durumun sebebinin toplumsal hayat ile İslam’ın değerleri arasındaki mesafe olduğu düşüncesindedir. Sosyal hayatta yaşama şansı verilmeyen bir değerin kıymetinin bilinme şansı olmadığı inancındadır.  

İnsanlık serüveninin temel kavramlarından, vahiy dilindeki karşılığı “Diriliş” olan ekseni üzerinden düşünce dünyasını kurmuştur Üstat Karakoç. Genelde diriliş denince “Basü badel mevt- ölümden sonra diriliş” olarak anlaşılsa da Üstat, dünya hayatını da katarak medeniyet bilincini bu kavram üzerinden temellendirir. İslam’ın dirilişinin Diriliş erlerinin gayretine, insanlığın dirilişinin de İslam’ın dirilişine bağlı olduğu düşüncesindedir.  

Üstadı özgün kılan düşünce dünyasının referanslarının İslam olmasıdır. İslam adeta onun fikirlerinde maya mesabesindedir. Her söylediğinde vahiy tabanlı bir zemine rastlarız. Fikirlerindeki İslam’a yapılan göndermeler direkt söylemlerden öte bilinç düzeyindeki göndermeler şeklindedir. İslam’ın kavramsal ifadeleri olsun, emir ve yasaklarına ait ifadeler olsun hep bilinç düzeyinde bir yaklaşımla ortaya konulmuştur. Zekat ile ilgili yaklaşımı buna güzel bir örnektir” Zekattan maksat, zekat alanın zekat verir hale gelmesidir” şeklinde bir izah getirir Üstat. Bu bakış, devleti sosyal devlet haline getirirken toplumu da sosyal toplum haline getiren bir anlayıştır. İnsanın yaratılışındaki cesaret İslam’ın terbiyesinde Hz. Ömerde olduğu gibi vahşetten şecaate dönüştürür.  

Sezai Karakoç’un düşünce dünyasında mekanların ayrı bir yeri ayrı bir değeri vardır. 19.yy dünya savaşları sonrasında daha önceleri İslam’ın ruhunun yansıdığı ve İslam medeniyetinin bütünlüğü içinde parça durumunda olan mekanlar, şehirler parçalanmanın başkentleri oldular. Üstada göre İslam’ın ruhunun yansıdığı her yer İslam coğrafyasıdır, onun dışında kalan her yer de insanlığın dirilişi için Müslüman için gönül coğrafyasıdır. 

Evet, Üstat İslam tarihini ve medeniyetini tümden sahiplenir, sevabıyla günahıyla, doğrusuyla yanlışıyla, tarih de medeniyet de Müslümanlarındır. Müslümanların tarihini ve medeniyetini eleştirebilecek değerlere sahip bir başka tarih ve bir başka medeniyet yoktur. Bu gün olduğu gibi dün de İslam medeniyetine karşı Batı medeniyeti, İslam düşüncesine karşı modern Batı düşüncesi alternatif haline getirilmek istenmiştir. Sezai Karakoç geliştirdiği “Diriliş Düşüncesi” ile İslam’a alternatif bir düşünce ve medeniyet tasavvurunu asla kabul etmedi. Ona göre İslam insanın fıtratı demekti, düşen insanın yeniden ayağa kalkması için düşüncede yapılacak olan revizyon ile değil, fıtratının yeniden diriltilmesi ile mümkündür. Fıtratın revizesi olmaz, doğru olan aslına döndürülmesidir. 

Hani bir serzeniş vardır “İyi insanların değeri öldükten sonra anlaşılır “diye, Sezai Karakoç için böyle olmadığını düşünüyorum. Yaşarken de kadir kıymeti bilinen biriydi, yeterince karşılığını buldu mu tartışılabilir. Onlarca akademik çalışmaya kaynaklık etmiş, şiirleri ve düşünceleri ile ilgili önemli eserler yazılmış, vefakarlığın güzel örnekleri verilmiştir.  

Zaman zaman Üstat için yapılan ‘yalnızdı’ nitelemesinin doğru olduğu fikrinde değilim. Popüler kültürün gölgesinde kalmayan, duruşunu bozmayan insanlarla hep beraber oldu. Polemiğe girmekten, görünür olmaktan hazzetmediğini yazdıklarından zaten biliyoruz. 

Şehzadebaşı’nda toplanan binler Allah’ın rızası dışında kendilerine vaat edilecek hiçbir şeyin olmadığının bilincindeydiler. Bu da Üstad’ın sevenlerinin gönlünde ne kadar derin bir yere sahip olduğunun fotoğrafıdır. Allah rahmet eylesin. 

Bir yanıt yazın