GÜCÜN DİLİ DİLİN GÜCÜ
Tavuk yumurta meselesi mi güç ile dil arasındaki ilişki, yoksa başka bir şey mi? Doğru gibi genel kabul görmüş yanlışlar ile insan ilişkisinde iki duruş görülür. İnandığı ilkeler gereği direnenler, hedefine ulaşmak için genel kabul görmüş yanlışlar üzerinden hareket edenler. Öyle ki genel kabul görmüş yanlışlar doğru olarak kabul edildiğinden dışarıdan bir baskıya maruz kalmazlar, kalsalar da müeyyidesi olmayan söylemlerden öteye geçmez.
Genel yanlışların doğru gibi kabul gördüğü alanların başında siyaset alanı gelir. Dışarıdan bakan biri için yanlış görülen, içerden bakan biri için siyasetin geliştirdiği dil üzerinden gayet makul ve hatta elzem görülebilir. Zaruretten kaynaklanan mazereti vardır kabul gören genel yanlışların, bir teamüle dönüşmüştür! Aynı yanlış davranışı yapan vatandaşa, siyasetçi için gösterilen hoşgörü gösterilmez. Örneğin bayramlarda, önemli gün ve gecelerde siyasetçinin size gönderdiği kutlama mesajına, nezaket gereği cevap verme şansınız yok çünkü gelen mesajda telefon numarası yoktur.
Uluslararası ilişkilerde gücün dilinin geçerli olduğu daha net bir şekilde görülebilir. Dostane ilişkiler için ihtiyaç duyulan zemin, hasmane ilişkilerde de gereklidir… Düşmanlığınızı üzerine oturtmanız gereken bir gerekçe olmalıdır! İşinizi kolaylaştırmak için sahte bir algı da yaratabilirsiniz. Demokrasi havariliği yapan Amerika kendi çıkarları için demokrasinin mesamesinin bile okunmadığı Arabistan ile (Trump dönemi) anlaşmalar yaparken, bazı ülkelerin seçimle başa gelmiş yönetim kadrolarını istemedikleri (Mısır örneği) için müdahalede bulunulmuştur. Batıda, geçmişinde sömürgeci geleneği olan bütün ülkelerin tutumlarında bu izlere rastlamak mümkündür. Yaptıklarının haklı ve pratik bir karşılığı olamaz çünkü hareket dayanakları güçtür. Güç, hakkın, hukukun ve adaletin gerçekleşmesine hizmet edecekse sorun yok, değilse kendine sahte zeminler oluşturur hatta buna dahi ihtiyaç duymayabilir.
Özal rahmetli ölümünden önce son yurt dışı gezisini Azerbaycan’a yapmıştı. O günlerde Ermenistan, sınıra yakın bir yerde askeri tatbikat yaparken bir top mermisi Türkiye topraklarına düşmüştü. Açıklamada Ermenistan, bunun kasıtlı değil sehven meydana gelen bir durum olduğunu açıklamıştı. Uçakta gazeteciler açıklama ile ilgili Özal’ın görüşünü sorduklarında, O da cevaben “Biz de bir tatbikat yaparız, birkaç top mermimiz Ermenistan topraklarına düşer! “demişti. Ardından Süleyman Demirel cumhurbaşkanı olmuş Azerbaycan’a giderken gazeteciler Özal’ın açıklamasını hatırlatarak görüşünü sormuşlardı Demirel, “Öyle bir şey yaparsak Rus ordusunu karşımızda buluruz.” şeklinde açıklamada bulunmuştu. İki zaviye, aynı ülkeyi yöneten iki siyasi kişiliğin bakış açısı ve kullandıkları diplomatik dil.
Malum uluslararası ilişkilerin diplomatik bir dili vardır, bu dilin satranç oyunu gibi hamleleri olan bir söylem özelliği taşıması yadırganacak bir durum değildir. Yadırganması gereken uluslararası her türlü ilişkide belirsiz, anlaşılmaz, anlaşılması daha çok niyet okumalara bağlı, güce dayalı bir dilin kullanılmasıdır. Bu dili daha çok, güç sahibi ve normal bir arz talep dengesi dışında, diğer ülkeler üzerinde siyasi ve ekonomik emelleri olan ülkelerin kullandığı diplomatik dildir. Yaklaşık iki yüzyıldır uluslararası ilişiklerde kullanılan bu dilin oluşmasında ulusal yapılanmalar, kaygan bir zemin oluşturan demokratik söylem ve iletişim araçlarının algı yaratmadaki yetkinlikleri etkili olmuştur.
Ulus yapılanmasından bahsediliyorsa ulusların yaptığı örgütlenmelerin birlikteliğini oluşturan bağların neler olduğundan söz etmek gerekir. Bu bağların ne olduğu konusunda örgütlenmeler için seçilen coğrafi mekanlar bir ipucu olarak değerlendirilebilir. En başta gelen ilişki bağının ülkelerin karşılıklı çıkarları olması beklenir, durum pek de öyle değildir çünkü karşılıklı çıkarlar ancak güç dengelerinin olduğu yerde mümkündür. Orantısız gücün en fazla etkili olduğu yer Birleşmiş Milletler, bütün dünya ülkeleri bir yana, beş tane veto hakkı olan ülke diğer yana. Bu ülkelerin birlikteliğini sağlayan şey karşılıklı güç dengelerini ve çıkarlarını korumaktır. Arada bir karşılıklı kullandıkları tehdit dili sahte diploması dilinin gereğidir.
Dil, gücünü hakikati ifade etmekten alır, yabana atılacak ya da görmezlikten gelinecek bir güç değildir. Ekonomik gücünü az gelişmiş ülkeler üzerinde tehdit unsuru olarak kullanan ülkelerin karşısında, az gelişmiş ülkelerin elinde, kala kala hakikati söylemenin aracı olarak dilin gücü kalır. Bu gücü kullanmak diplomatik kültür ve cesaret ister. Diplomatik dil tarihi tecrübe, diplomatik cesaret içeride kaşınacak yaranızın olmamasını gerektirir. Kaşınacak yarası olan ülkenin emperyalist emelleri olan güçlü ülkeden merhamet dilenmesinin bir anlamı olamaz. Direnebilmenin yollarından biri, tarihsel birikimin sağladığı diplomatik dilin hamleleri aracılığı ile stratejik olanakları kullanmaktan geçer. Mevcut siyasal, ekonomik ve kültürel yapılanmalara bakıldığında diploması için strateji geliştirme imkanlarından yoksun bir durumdan bahsedilemez. Yok diyebileceğimiz şey, bu imkanları bulup çıkaracak ve de kullanabilecek iradedir.
İnsana salt insan olması hasebiyle kıymet veren bir değere sahip olmayan güçlere karşı kullanılabilecek belki de tek silah, haklı olmanın gücü ve bu gücü ortaya çıkarabilecek diplomatik dil geliştirebilme iradesidir. Alaycı, üstten bakan, hor gören meşruiyetini hakikatten ve adaletten değil gücün diğer unsurlarından alan güçlere karşı, miadı dolmayacak olan hakkın ve adaletin diplomatik dilidir.
Son yirmi yılda yaşadığımız coğrafyada içte ve dışta yaşananlar, hakim paradigmanın diplomatik dilinden başka bir dilin de olabileceği iradesinin dillendirilmesidir. Bu dilin tezahürlerini içerideki gelişmelerde görmekle beraber, bölgesel ve küresel okumaların yansımalarında daha iyi görebiliriz. Kaşınabilecek yaraların iyileştirilmesi ancak toplumun bilinçaltını oluşturan değerlerin yeniden ve güncellenerek gündeme alınmasıyla olur. Bu şekilde oluşturulan gündem, dilin gücüne güç katmanın yanında toplumdaki huzursuzluk sendromunun da önüne geçer.
