guc-nedir-ve-ortalama-guc-nedir-konu-anlatimi

Bazı kavramlar vardır ki içeriğine göre uygun sosyal grupta ilgi ile karşılanır ve kabul görür. Bu kabul görmeler her zaman bilinçli bir tercihin sonucu değildir. Aynı şey bazı sosyal gruplar içinde söylenebilir, oluşumları her zaman bilinçli bir tercihin sonucu olmaz. Aynı yaş grubu insanların ortak paydası sadece akran olmak olabilir. Bankamatik kuyruğunda olan insanların, ortak paydası sadece parasal işlem yapmaktır…  

İnanç, amaç, hedef birlikteliği olan insan gruplarından sosyal grup diye söz edilebilir. Ahenk içinde aynı istikamette yürüme, birliktelik, paylaşım olduğu gibi ihanetler, şantajlar, arkadan vurmalar da bu tür sosyal gruplarda olur. Daha anlaşılır bir ifade ile inanç ve ideolojik birlikteliğin olduğu sosyal gruptan söz ediyoruz. Zihinsel birlikteliğimizin zemini ile hayatımızı düzenleyen ilkeler farklıysa, birlikteliğimiz uzun sürmeyecektir..  Kişisel hırslarımız yol arkadaşlarımızdan ayırıyorsa bizi, yoldaşlarımızı başkalarına mecbur etme sonuçlarını doğurabilir. Böylesi durumlarda doğru kişinin kim olduğunu toplumun teveccühü belirler.  Hayatta yol ayrımlarının olduğu da bir gerçektir. Hatadan ari ve ortağı olmayan sadece Allahtır.   

Yaşadığımız toplumda ilgiyle karşılanan ve kabul gören kavramlardan bir diğeri de ‘Bizim Mahalle’ kavramıdır. Bu toplumun geçmişinde ve de şimdiki zamanda kayda değer bir yere sahiptir mahalle kültürü. Mahallenin oluşmasında farklı faktörler etkili olur. Metropollerde mahallenin ortak paydası aynı şehirden göç edenler olduğu gibi, aynı mezhepten olan insanların oluşturduğu bir mahalle veya azınlık diye adlandırılan özellikte de olabilir. Ya da ekonomik güç belirleyici olur. Coğrafi güzelliklerin hakim olduğu metropolün semtlerinde fakirin ne işi olabilir ki! Onun olduğu yere de mahallesine niteleyici isim olarak varoş denir. Bizim mahalle nitelemesi son zamanlarda daha çok aynı inanç, siyası görüşte olan sosyal gruplar için kullanılmaktadır.  

Siyasi görüş sebebi ile oluşan mahalle kültürü, bizim toplumlarda arka planında inanç ve tarihi derinlikler olduğu için mahalleler arasında derin uçurumlar olabilir.   

Şikayetler her zaman mahalleler arasında olmaz, bazen mahalle içinden de çıkabilir. Son on yıllarda mahalle içi şikayetler en çok muhafazakar mahallede seslendirilmektedir. Ola ki mahalleye yakınlığımızdan daha çok İslamcıların şikayet seslerini işitmekteyiz. Mahalleden birileri diğerlerine karşı sahip oldukları değerleri bir tarafa bırakarak, pratikleri teorik düşüncelerine uymadığından seslerin yükselmesine sebep olmaktadır. İslami yaşam tarzı ile seküler hayat tarzı arasında net ve belirgin çizgiler vardır. Müslüman insanın hayat tarzı olarak seküler yaşam tarzını seçmesi onu görünür hale getirir ve bu çelişki feveranlara sebep olur. Hani ayette der ya: “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri s söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” (Saf, 2-3) 

Düne kadar eyleme dönüştürmesek de söylemlerimizden dolayı birbirimiz anlıyorduk, çünkü pratize etme imkanı yoktu. Ancak şimdi susma erdemini bile göstermiyoruz. Diğer mahallelere bakmadığımızı da söyleyebiliriz; çünkü baksak bu kadar katı olmayacağımız ortada. Evet, bakmayacağız diğer mahalledekilerin yapıp ettiklerine, yok böyle bir ölçü. Kıyas nerede olur: İyilikte yarışta olur bir, iki yaratılıştan gelen eksikliklerde şükretmek için olur. Bize düşen kemale doğru yol almaktır.  

Toplumda yüksek sesle dile getirilen bu durum ayette de belirtildiği gibi insanlar yapmadıklarını söylüyor olmalarıdır. Bu da insanlar arası güven duygusunu zedelemektedir. Burada önemli bir hatırlatma yapılabilir. Peygamberin yaşadığı toplumda bıraktığı ilk izlenim nübüvvet öncesi ve sonrası güven duygusudur. Nübüvvet öncesi, Hacerü’l  Esved’in yerine konulmasındaki hakemliği ve nübüvvet sonrası Safa tepesine çıkıp Mekkelilere hitaben sorduğu, “Şu dağın arkasında bir ordu var size saldıracak desem inanır mısınız?” sorusuna, “Evet, çünkü bugüne kadar hiç yalan söylediğine şahit olmadık” cevabıdır. Bilgi güçtür, doğru, güven duygusu hem güçtür hem de gücün ölçüsüdür. 

Ülkeyi ekonomik olarak, alt ve üst yapı açısından dönüştürmek iktidar mensupları için toplumu kültürel açıdan arzuladıkları gibi dönüştürmekten daha kolaydır. Nesneleri şekillendirmek kolay, zor olan insanı dönüştürmektir. Soğuk suyu sıcak suya dönüştürmek için az bir zaman ve ateşe ihtiyacınız vardır. İnsanın dünyaya bakışını değiştirmek ise kolay değildir. Sosyal hayatta kırmızı çizgileri olan bir alana insanları çekmek için sadece aklına hitap etmeniz yetmiyor, duygusal açıdan da dönüştürmeniz gerekiyor.

“Kişinin önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır. Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz.” (Ra’d 11.)

Evren, Allah’ın kevni (tabiat kanunları) sünnetine tabii olduğu gibi bu ayet bize sosyal hayatın da Allah’ın sünnetine bağlı olduğunu haber vermektedir. Sadece bu ayeti konu edinen Cevdet Said’in harika bir eseri vardır: “Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları.” Ayetin izahı ve anlaşılması üzerine kitaba eklenecek bir şey yok. Yasa açık ve net sosyal hayat tamamen insan iradesine bırakılmıştır. “Koruma ve kayıt altına alınması” ileride insanların hesaba çekilmesinde inkarın önüne geçilmesi içindir. İnsan yapıp ettiklerinde, eylemlerinde tamamen özgürdür. Bireysel ve toplumsal tercihlerimizdir sonucu belirleyen. “Allah’ın bir toplumun başına kötülüğün gelmesini dilemesi” sosyal sünnetlerin ısrarlı bir şekilde ihlal edilmesinin doğurduğu sonuçlardır. Bireyin ve toplumun yapıp ettiklerinden sorumlu tutulmaması Allah’ın vadine aykırı bir durumdur.   

Günümüzde sorun daha çok insanın ürettiği nesneler ile olan ilişkisidir. Nesnelerin yapısı insanların değerleri ile çatışıyorsa belirleyici olan nesneler oluyor, değerler değil. Hızlı yaşamanın insanın yapısı ile ters düştüğüne inanan bir insan, zorunlu olarak ucu ucuna yetiştirmek zorunda olduğu bir hayatı yaşamaktadır, hem de saatte yedi yüz sekiz yüz km hızla giden araçların olduğu bir dünyada. Böyle inanmak, düşünmek hiçbir şeyi değiştirmeyecektir, değiştirecek güç birey ve toplum olarak kolektif bir çaba ve anlayışla ortak bir tercihte bulunmaktır. Yoksa biz nostaljik özlem hayalleri kurarken gücünün ayarı olmayanlar toplumu ifsat etmeye devam edeceklerdir.  

Kendi değerlerini hayatına hakim kılmaya çalışan insanımızın bazen (Müslümanın) o hayatın altında kaldığına şahit olmaktayız. “Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar. ( Şura, 30) Altında kaldığımız, başarısız olduğumuz hayat kendi elimizle yapıp ettiklerimizin sonucudur. Sonuçtan bireysel olarak bir biz etkileniyorsak ucuz bir akıbettir. Yok bize tevdi edilen güçten kaynaklanan ve deprem etkisi yaratıp başkalarına zarar veriyorsak vay halimize! Ola ki, yükselen sesler ve feveranlar sebep olduğumuz depremin artçılarıdır.   

Gücümüzün ayarı yok ise özgür bir ortam yok demektir. Özgür ortamın almadığı yerde değişimler, tabii değişimin sonunda oluşan toplumsal ruhun derinliklerinden gelen talepten çok birilerinin toplumu dönüştürme arzuları ile olan değişimlerdir. Bu değişimlerin ömrü kelebeklerin ömrü kadar olur. Nerede bu türden değişimler derseniz, son otuz kırık yılı ve uzantılarını paranteze alın, sanat, edebiyat ve müzik alanındaki ürünlere bakın derim. Üretip gömdüklerimiz hayatını devam edenlerden kat be kat fazladır. Oysa doğum ile ölüm arasında bile bir denge vardır. Bütün söylediklerimiz bizim mahalle için geçerli.   

Kamusal hayatta, devletten devşirilen gücün doğru kullanımının tek kriteri liyakattir. “Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert olmayı emreder; hayasızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar. İşte Allah, aklınızı başınıza alasınız diye size böyle öğüt veriyor.” (Nahl, 90.) Gücün tasarruf alanlarını, sınırlarını, birey ve toplum adına nasıl kullanacağımızı ayet gayet güzel açıklıyor. Kamusal hayatta tasarrufta bulunurken liyakati esas alıp adil olmak gerekir. Bireysel olarak varsa gücünüz akrabanıza karşı cömert olmak ahlaki bir davranış ve ihsandır. Gücün en lazım olduğu yerlerden biri de toplumun sosyal ve ruhsal yapısını hayasızlığa, kötülüğe ve zorbalığa karşı korumaktır. Toplumun sağlıklı değişimi, suyun mecrasında akmasını sağlamak için ayetin söz konusu ettiği değerler olmazsa olmazlardır. Bu gücü koruma çabası içinde olmak ihsanı hak etmektir.  

Güven duyulmayan gücün doğuracağı sonuç ancak zulüm olur. 

Bir yanıt yazın