İnsanı Konumlandırmak: Ruhun Yerini Belirlemek
İnsanın Üçlü Yapısı
“Psikoloji” kelimesi, kelime anlamıyla “ruhun bilimi” demektir. O halde “ruh” metafizik olarak nasıl konumlandırılır?
Geleneksel metafiziğe göre (ister Vedantik, ister Antik Yunan, Orta Çağ, İslami ya da başka gelenekler olsun), insanın yapısı üçlüdür: Ruh (ya da Akıl/Entellekt), nefs (psişe), ve beden.
Entellekt (ya da Ruh), insanın Mutlak olanı kavrayabilmesini mümkün kılan yetidir. Nesnellik kapasitesinin kaynağıdır ve hayvanlardan farklı olarak insanın öznellik hapishanesinden kurtulabilmesini sağlar; bu, insan olmanın esas tanımıdır. Frithjof Schuon’un birden çok kez dile getirdiği gibi: “Entellekt, bilinebilir olan her şeyi bilebilir.” Bunun sebebi, Kalp-Bilgisi ya da gnosis’in içimizde doğuştan bulunması ve potansiyel olarak tam biçimde mevcut olmasıdır. Bu potansiyelin gerçekleştirilmesi gerekir ve bu süreç, Platon’un “anımsama” (anamnesis) öğretisiyle örtüşür; bu da en nihayetinde, Hristiyanlığın “Tanrı’yı anma” (memoria Dei) pratiğiyle aynıdır. “Göklerin Krallığı içinizdedir.”
Entellekt ile Ruh, aynı madalyonun iki yüzü gibidir: İlki teorik ya da zihinsel boyuta, ikincisi ise pratik ya da tinsel boyuta aittir. İlki nesnel (ya da ayrıştırıcı), ikincisi öznel (ya da tefekküre dayalı) bilme kipleriyle ilgilidir.
İnsanın yapısındaki bu üç öğe ya da “düzey”, aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:
| İngilizce | Latince | Yunanca | Arapça |
|---|---|---|---|
| Spirit (Intellect) | Spiritus (Intellectus) | Pneuma (Nous) | Rûh (‘Aql) |
| Soul | Anima | Psychē | Nefs |
| Body | Corpus | Sōma | Cism |
Ruh ya da Entellekt, “yaratılmış” ve “yaratılmamış” olmak üzere iki “yüzü” olan bir gerçekliktir ve biçim-üstüdür (süprara-formel); evrenseldir ve doğrudan İlahi olanla temastadır. İnsanın yapısındaki tek birey-ötesi, “arketipsel” ya da nesnel unsur budur. Buna karşın nefs ya da ruh, biçimlidir ve bireyseldir. Bu nedenle Entellekt, nefsin ölçüsüdür; nefs hiçbir zaman Entellekt’in ölçüsü olamaz.
Nefs ve Ruh Arasındaki Ayırım
Burada en çok kafa karıştıran mesele, “nefs” (psişe) ile “ruh” (spirit) arasındaki ayrımdır. Modern Batı düşüncesinde bu ayrım tamamen ortadan kalkmıştır. Hâlbuki geleneksel öğretiler için bu fark esastır. Aralarındaki fark, nitelik bakımındandır: Ruh aşkındır, evrenseldir, biçim-ötesidir ve ilahi olanla doğrudan bağlantılıdır. Buna karşılık, nefs bireyseldir, biçimlidir ve dolayısıyla şartlıdır. Klasik geleneklerde “ruh” dediğimizde, ilahi “Rûh” ya da Yaratıcı Kudret kastedilir — örneğin İbranice’deki ruach, Yunanca’daki pneuma, Arapça’daki rûh. Bu anlamda ruh, insanın Allah ile ilişki kuran yönüdür. Hristiyan geleneklerinde de “soul” (nefs) ile “spirit” (ruh) net biçimde ayrılır.
Modern dünyada ise bu ayrım ya tamamen göz ardı edilmekte ya da “ruh” kelimesi, aslında “nefs” anlamında kullanılmaktadır. Örneğin modern psikoloji, insanın “psikolojisi”ni inceler ama aslında bununla insanın nefsini, yani bireysel, değişken, sınırlı ve karmaşık psişik boyutunu inceler. Oysa bu, “ruhun bilimi” olmak şöyle dursun, ruhu tümüyle dışlayan bir yaklaşımdır. Bu, hakikatte ruhsuz bir “psikoloji”dir.
**
Geleneksel dünya görüşüne göre, insanın ortasında yer alan “nefs” (ya da psişe), yukarıdan gelen “ruhsal etkiler” ile aşağıdan gelen “bedensel ve dünyevi etkiler” arasında bir çatışma alanıdır. Ruh yukarı çeker, beden aşağı çeker; nefs ise arada kalır. Bu arada kalma hali insanı sınayan ve özgürlüğe götüren bir alan sağlar: kişi yukarıya yönelerek hakikate yönelebilir veya aşağıya kapılarak dünyevîleşir. İşte bu anlamda nefs, ahlaki mücadele alanıdır.
Nefsin bu arada oluşu ve çatışmaya açık yapısı, hem onun zaaflarını hem de yücelme potansiyelini içerir. Bu nedenle geleneksel ruh bilimleri, nefsi “arındırılması gereken” bir alan olarak ele alır. İslami gelenekte nefsin mertebeleri vardır: emmare (emreden), levvame (kınayan), mutmainne (tatmin olmuş) gibi. Her mertebe, bir ahlaki dönüşüm sürecine işaret eder. Bu sürecin nihai amacı, ruhla tam bir özdeşlik kazanmak, yani nefsin ruh tarafından şekillendirilmesidir.
**
Bu açıklamalar ışığında, “psikolojiyi konumlandırmak”, yani ruhu yerine oturtmak, onu ne “bedenle özdeş” görerek indirgemek, ne de onu “ruh” zannederek yüceltmek anlamına gelir. Bilakis, ruhun, nefsin ve bedenin kendi yerlerine konulması ve her birinin işlevinin doğru kavranması gerekir. Aksi hâlde ya materyalizme ya da spiritüalizm adı altında yeni bir hayalperestliğe düşülür. Geleneksel öğretiler, ruhun metafizik gerçeğiyle temasa geçen bir psikoloji anlayışını, yani gerçek anlamda “ruhun bilimi”ni mümkün kılar.


William Stoddart