371261-kaplanlar-unlu-sirk-terbiyecisini-parcalara-ayirip-5d205c784d3d7_large

Ormandan yakalanarak bir kafesin içine hapsedilmiş kaplan ormanı hiç unutmamıştı… Ormandan çok uzak olsa da …Etrafında toplanmış adamlara öfkeyle baktı; gözleri onları merakla, korkusuzca inceliyordu. İçlerinden biri, emredici bir tonla ama sakin bir sesle konuştu:

“Gerçekten mesleğim olan terbiyeciliği öğrenmek istiyorsanız, hiçbir an midenin düşmanınızın birinci hedefi olduğunu unutmayın. Göreceksiniz ki bu hem zor hem kolay bir meslektir. Şimdi bu kaplana bakın. O, özgürlüğüyle, gücüyle ve yırtıcılığıyla gurur duyan kibirli ve vahşi bir kaplandır. Ama değişecek. Uysal, sevecen ve itaatkâr bir çocuk gibi olacak. Şimdi yiyeceği olanla olmayan arasında neler olacağını izleyin ve öğrenin.”

Adamlar hemen, terbiyecilik mesleğine sadık öğrenciler olacaklarına dair söz verdiler. Terbiyeci keyifle gülümsedi ve kaplana alaycı bir dille seslendi:

“Nasıl gidiyor değerli konuğumuz?”

Kaplan, “Bana yiyecek getir. Yemek vaktim geldi,” dedi.

Terbiyeci yapmacık bir şaşkınlıkla cevapladı: “Emir mi veriyorsun? Sen bir mahkûmsun! Ne komik bir kaplansın! Bil ki burada emir verme hakkı yalnızca bana aittir.”

Kaplan, “Kaplanlara kimse emir veremez,” dedi.

Terbiyeci, “Ama artık kaplan değilsin. Ormanda kaplandın. Ama şimdi kafestesin. Artık sadece emirlere uyan, dilediğimizi yapan bir kölesin,” dedi.

Kaplan öfkeyle, “Ben kimsenin kölesi olmayacağım.” 

Terbiyeci, “Ben yiyeceğe sahibim, bu yüzden bana itaat etmek zorundasın.” 

Kaplan, “Yemeğini istemiyorum,” dedi.

Terbiyeci, “O zaman aç kal. Zorla sana istemediğin bir şeyi yaptıramam.”

Sonra öğrencilerine döndü: “Bakın nasıl değişecek. Dik duran bir baş, aç bir mideyi doyurmaz.”

Kaplan acıktı. Özgürce avlarını kovaladığı günleri hüzünle hatırladı.

İkinci gün, terbiyeci ve öğrencileri kafesin etrafında toplandı. Terbiyeci sordu:

“Aç değil misin? Eminim ki dayanılmaz bir açlık içindesin. ‘Açım’ de ve istediğin eti al.”

Kaplan sessiz kaldı.

Terbiyeci, “Aptal olma. Söylediğimi yap. Aç olduğunu kabul et, hemen doyarsın,” dedi.

Kaplan, “Açım,” dedi.

Terbiyeci güldü ve öğrencilerine döndü: “İşte, artık tuzağa düştü, kurtuluşu yok.”

Sonra emir verdi ve kaplan bolca etle ödüllendirildi.

Üçüncü gün, terbiyeci kaplana şöyle dedi: “Bugün yemek istiyorsan, senden bir şey yapmanı isteyeceğim.”

Kaplan, “Sana itaat etmeyeceğim,” dedi.

Terbiyeci: “Acele etme. Çok basit bir şey isteyeceğim. Kafesinin içinde dolaşıyorsun. Sana ‘Dur’ dediğimde, duracaksın.”

Kaplan içinden şöyle dedi: “Gerçekten de önemsiz bir istek. İnat edip aç kalmama değmez.”

Terbiyeci sert bir emirle bağırdı: “Dur!”

Kaplan hemen durdu. Terbiyeci neşeyle, “Aferin,” dedi.

Kaplan sevindi ve iştahla yedi. Terbiyeci öğrencilerine dedi ki: “Birkaç gün içinde kâğıttan bir kaplana dönüşecek.”

Dördüncü gün kaplan, terbiyeciye dedi ki: “Açım. Lütfen bana ‘Dur’ de.”

Terbiyeci öğrencilerine dönerek, “İşte emirlerimi sevmeye başladı,” dedi.

Sonra kaplana döndü: “Bugün sadece kedi miyavlamasını taklit edersen yemek alacaksın.”

Kaplan öfkesini bastırdı ve içinden şöyle dedi: “Kedi miyavlamasını taklit ederek eğlenebilirim.”

Miyavlamayı taklit etti. Terbiyeci kaşlarını çattı ve şöyle dedi: “Taklidin başarısız. Kükremeni miyavlama mı sandın?”

Kaplan tekrar miyavladı. Terbiyeci yüzünü asarak: “Sus! Hâlâ başaramadın. Bugün miyavlamayı çalış. Yarın sınava çekeceğim. Başarırsan yersin, başaramazsan yemezsin.”

Terbiyeci ağır adımlarla kafesten uzaklaştı. Öğrencileri fısıldaşarak güldüler. Kaplan, uzaklardaki ormana yalvardı, ama sesini duyan olmadı.

Beşinci Gün

Terbiyeci kaplana dedi ki:
“Hadi bakalım! Eğer kedi miyavlamasını güzel taklit edersen, sana taze etten büyük bir parça vereceğim.”

Kaplan miyavladı. Terbiyeci alkışladı ve sevinçle dedi:
“Harika! Şubat ayında miyavlayan bir kedi gibisin.”

Ona büyük bir parça et fırlattı.

Altıncı Gün

Terbiyeci kaplana yaklaşır yaklaşmaz, kaplan hemen miyavlamaya başladı. Ama terbiyecinin yüzü donuktu, kaşları çatılmıştı.
Kaplan dedi ki:
“İşte kedi gibi miyavladım.”

Terbiyeci:
“Şimdi de eşek gibi anır.”

Kaplan, öfkeyle:
“Ben ormanların korkulan kaplanıyım. Eşek taklidi mi yapacağım? Ölürüm de emrini yerine getirmem!”

Terbiyeci tek kelime etmeden kafesten uzaklaştı.

Yedinci Gün

Terbiyeci yumuşak yüzlü, uysal bir şekilde kafese geldi ve dedi ki:
“Yemek istemiyor musun?”

Kaplan:
“Yemek istiyorum.”

Kaplan ormanı hatırlamaya çalıştı ama başaramadı. Gözlerini kapatarak anırdı.
Terbiyeci:
“Anırman başarılı değil, ama acıdığım için sana biraz et vereceğim.”

Sekizinci Gün

Terbiyeci kaplana dedi ki:
“Şimdi bir konuşma yapacağım. Bitirince hayranlıkla alkışlayacaksın.”

Kaplan:
“Alkışlayacağım.”

Terbiyeci konuşmaya başladı:
“Ey vatandaşlar! Birçok vesileyle, kaderimizi belirleyen tüm konulara dair tavrımızı açıkça ortaya koyduk. Bu net ve kararlı tavır, düşman güçlerin tüm komplolarına rağmen değişmeyecek. İnançla kazanacağız.”

Kaplan:
“Ne dediğini anlamadım.”

Terbiyeci:
“Söylediğim her şeye hayran kalman, alkışlaman gerek.”

Kaplan:
“Bağışla beni. Ben cahil biriyim. Konuşman harika. Dediğin gibi alkışlayacağım.”

Kaplan alkışladı.
Terbiyeci:
“Ben dalkavukluk ve dalkavukları sevmem. Bugün yemek yok, bu sana ceza.”

Dokuzuncu Gün

Terbiyeci elinde bir demet otla geldi. Kafese fırlattı:
“Ye!”

Kaplan:
“Bu da ne? Ben etoburum!”

Terbiyeci:
“Bundan sonra sadece ot yiyeceksin.”

Kaplanın açlığı şiddetlenince, otu yemeye çalıştı. Tadı onu irkiltti ve tiksintiyle geri çekildi. Ama tekrar döndü.
Yavaş yavaş tadına alışmaya başladı.

Onuncu Gün

Terbiyeci, öğrencileri, kaplan ve kafes ortadan kaybolmuştu.
Kaplan artık bir vatandaş olmuştu.
Kafes ise bir ülkeye dönüşmüştü.

_________________________

(arapçadan, posttruthdergi)

Bir yanıt yazın