KİTAP OKUMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ
Kalemi elinize almışsanız yazacağınız şiir, hikaye, makale, roman hangi tür olursa olsun, mülhem olduğunuz bir olay vardır. Bu yazının da kalkış noktası televizyonda izlediğim bir haber oldu. Otuz yılı aşkındır içinde bulunduğum eğitim camiası, geçmişte öğrenciye kitap okutma noktasında bu kadar çabaya rağmen, aciz kaldığı başka bir dönemi yaşadı mı bilmiyorum?
Şahsen yazdığım yazılara isim bulmakta zorlanan biriyim, bu sefer öyle olmadı. Haberde “Paraşüt Eşliğinde Kitap Okuma Etkinliği” diye söze başlayınca yazının başlığı hemen düşüverdi: “Kitap Okumanın Dayanılmaz Hafifliği.” Yazının başlığı için ilham noktası belli, Milan Kundera’nın kitabı (Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği). Sevdik bu ismi ve yazarını. Hatırımda kaldığı kadarı ile birçok yazıya kaynaklık ettiği gibi günlük hayatımızda da kendimizi ifade etmek için bu kitabın isminden faydalandık.
Haberin devamında paraşütle uçarken kitap okuyan öğrenci duygularını şöyle ifade ediyordu: Heyecandan okuduklarımdan bir şey anlamadım, farkındalık yaratmak adına güzel bir etkinlik oldu. Peki farkındalık adına ne oldu, kaç kişi haberden etkilenerek kitap okumanın gerekliliğine inandı ya da etkinliğe katılan öğrencilerin hayatında okuma adına olumlu yönde bir değişim oldu mu acaba? Etkinliği düzenleyenlerin iyi niyetine canı gönülden inanıyorum ve işin içinde biri olarak bir çaresizliğin ifadesi olduğunu da biliyorum.
Şöyle bandı geriye doğru sarıp biraz da nostalji yapmanın keyfine varalım. 1970 li yıllar İlkokul öğrencisiyim, Hürriyet gazetesinin iç sayfalarında yayımlanan Tarkan ve Karaoğlan çizgi romanlarını okumak için, memur olan bir yakınımızın evine her gün gittiğimi gayet iyi hatırlıyorum. Takip eden yıllarda Köy Enstitülü yazarların yanı sıra Necip Fazıl ve o cenahtan olan yazarları okuduk. Sadece okumakla kalmadık kendimizce bir şeyler üretme çabası içindeydik. Örneğin 74 Kıbrıs Barış Harekatı ile ilgili gazetelerde çıkan resimleri toplayıp büyük boy resim defterinin sayfalarına yapıştırmıştım. Ayrıca dünya klasiklerinden birine karton kapak yapmış içine de kendi vesikalık fotoğrafımı yerleştirmiştim.
Kitap okuma etkinliği adına hatırladığım hocalarımızın bize tavsiye ettiği kitaplar ve zaman zaman bu anlamda verdikleri desteklerdi. Liseli yıllarda okulumuz kütüphanesinin memuru vardı. Bir arkadaşım ile beraber iki üç güne bir kütüphaneye gider okuduğumuz kitabı iade eder yerine yenisini alırdık. Memurumuz bir gün dayanamayıp: “Siz benimle alay mı ediyorsunuz, kitabı alıp okumadan geri getiriyorsunuz.” diyerek iyi bir fırça atmıştı. O yıllarda kitap okuma etkinliği adına yapılan şey, kütüphanecilik haftasında kulübün duvar panosunu donatmaktan ibaretti.
Ne oldu da bu hallere gelindi. Evet hepimiz bilişim dünyasının olumsuz etkilerini biliyoruz. Ne olacak peki? Teknolojinin bilişim ürünlerinin olmadığı bir dünyayı şu günkü hali ile hayalini dahi kuramayız. Projeler geliştiriyoruz, etkinlikler düzenliyoruz… Bütün bunlara rağmen öğrencide kalıcı bir durum telifci bir zihniyet oluşturamıyoruz. Düşünebiliyor musunuz? Klasik unvanını almış, zaman ve mekan üstü eserler gençlerimizin dünyasına etki edemiyor.
Yapılan etkinliğin amacı “farkındalık” kelimesi ile anlatılmaya çalışılıyor. “Farkındalık” kelimesi etkinliğin ilginçliğini ifade etmek için değil, (etkinliğin gerçekleşme biçimi ilginçliğini ifade için yeterli) önemine, gerekliliğine ve faydasına vurgu yapmak için kullanılmıştır diye düşünmek gerekir. Arapça kökenli olan kelime aynı zamanda K. Kerim’in isimlerinden biri olduğu gibi bir surenin de adıdır. Kelime” Furkan” olarak surenin ilk ayetinde geçer. Sözlük anlamında iki şey arasındaki nitel ve nicel ayrımı yapabilme, terim olarak hak ile batılı birbirinden ayırabilme yetisidir. Bilinmesi gereken bir başka husus “Furkan” ı yani K. Kerim’i indirenin Allah lafzı (kelimesi) yerine “Tebareke” kelimesi kullanılmıştır. K.Kerim’de bu kelime Allah’ın aşkın varlık olduğunu ifade etmek için ve sadece Allah için kullanılır. Bu iki kelimenin bir ayette ifade bulması tesadüf değil vahyin icazının işaretidir.
Denilebilir ki nerden nereye, ne gereği var böyle bir bağlantı kurmaya? Şunun için var: Kelimelerin ifade ettiği anlamların derinliğini ve genişliğini bilirsek ifade için kullandığımız hal, eylem o kadar içi dolu ve etkili olur. Genel bir ifade ile günlük hayatımızda hemhal olduğumuz ürünlerin isimleri üzerinde anlam derinliği açısından bakıldığında derinlik göremediğimiz söyleyebiliriz. İnsan derinlemesine anlamını bildiği kelime sayısınca düşünebilir ve düşünce üretebilir.
