merhamet

Sözlükte “acımak, şefkat göstermek” anlamında masdar, “acıma duygusu, bu duygunun etkisiyle yapılan iyilik, lutuf” anlamında isim olarak kullanılan merhamet ve aynı mânadaki rahmet kelimeleri öncelikle Allah’ın bütün yaratılmışlara yönelik lutuf ve ihsanlarını ifade etmekte, bunun yanında insanlarda bulunan, onları hemcinslerinin ve diğer canlıların sıkıntıları karşısında duyarlı olmaya ve yardım etmeye sevkeden acıma duygusunu belirtmektedir. İslâmî kaynaklarda merhamet kavramı genellikle rahmet kelimesiyle ifade edilir. Ancak Türkçe’de merhamet hem Allah’a hem insanlara, rahmet ise özellikle Allah’a nisbet edilerek kullanılır. Kaynaklarda Allah’ın rahmân ve rahîm isimleri açıklanırken evrendeki bütün oluşlar gibi insanlardaki merhamet duygusunun da Allah’ın insanlığa lutfu olduğu belirtilir. Hemen bütün tariflerinde acıma, yufka yüreklilik (rikkatü’l-kalb), ilgi ve şefkat (teattuf, in‘itâf), elem duyma (teellüm) gibi kavramlarla psikolojik yönüne vurgu yapılan merhamet insanlar arasındaki duygu birliğinin, dayanışma ve paylaşmanın başta gelen âmillerinden sayılmaktadır. Evlât sevgisi, ana babaya saygı ve itaat, sıla-i rahim, yaşlılara, yoksullara, hastalara, sakatlara, yetimlere, kimsesizlere yardım etme gibi erdemlerin merhamet duygusunun yansımaları olduğu kabul edilmektedir. (DİA).

Kur’ân-ı Kerîm’de merhamet kelimesi bir âyette geçmektedir. (Beled 90/17). Rahmet kelimesi 114 defa tekrar edilmiştir. Aynı zamanda 260 âyette Allah’ın rahmân ve rahîm isimleriyle aynı kökten olan çeşitli fiil ve isimler yer almakta, bu âyetlerin büyük kısmında Cenâb-ı Hakk’ın müminlere, genel olarak insanlara ve diğer varlıklara yönelik lutuf ve ihsanlarından söz edilmektedir. Bazı âyetlerde merhamet kavramı insanlar arasındaki acıma duygusunu ve bu duygudan kaynaklanan iyiliği ifade etmektedir. Hz. Peygamber’in müminlere karşı çok şefkatli ve merhametli olduğu (Tevbe 9/128), Allah’ın karı-koca arasına sevgi ve merhamet koyduğu (Rûm 30/21) bildirilmekte,  Resûlullah’ın ve müminlerin birbirlerine karşı merhametli, inkârcılara karşı sert ve tavizsiz oldukları (Feth 48/29), evlâtlara yaşlı ana babalarının üzerine merhamet kanatlarını germeleri emredilmektedir (İsrâ 17/24). Hadislerde de rahmet ve merhamet hem Allah’ın kullarına lutuf ve ihsanı hem de insanların birbirlerine ve diğer canlılara karşı şefkat, ilgi ve yardımları için kullanılmaktadır. Ayrıca gerek Kur’an’da gerekse hadislerde başka ifadelerle de insanlar birbirlerine ve diğer canlılara şefkat ve merhamet göstermeye teşvik edilmiştir. Mekke döneminin ilk yıllarında zenginlik, asalet gibi maddî ve dünyevî imkânların en yüksek değer ölçüsü olarak kabul edildiği, âciz ve kimsesizlere karşı ilgisizlik ve acımasızlığın hüküm sürdüğü bir ortamda inen âyet ve sûrelerde ağırlıklı olarak Allah’ın birliği, kudreti ve lutufkârlığı ile âhiret konularının yanında nesep, servet ve sosyal statü farkı gözetmeden herkese karşı sevgi ve merhamet duygularıyla yaklaşmayı, bilhassa yoksulları ve kimsesizleri koruyup gözetmeyi, nihayet toplumda bir merhamet ve sevgi ahlâkı geliştirmeyi hedefleyen hükümler geniş yer tutar.

Tüm yaratılmışlara sevgi ile yaklaşma, onları kötülüklerden koruma ve kurtarma, zor durumlarında yardım etme, bağışta bulunma, affetme gibi iyi huy ve davranışların başlıca nedenidir. Merhametin kaynağı Allah’tır. İnsanlardaki merhamet, Allah’ın rahmet ve merhametinin bir tecellisi, bir yansımasıdır. Allah’ın en önemli özelliklerinden birisi merhametidir. Bu özellliğini ifade eden Rahman ve Rahim sıfatlarının Kur’an’da Allah ve Rab adlarından sonra en çok anılan adlar olması, Allah’ın merhamet özelliğinin önemini ve sonsuzluğunu gösterir. Allah bu özelliği nedeniyle besleyip büyütür, ödüllendirir, nimetler bağışlar, suçları affeder, peygamberler aracılığı ile insanlara doğru yolu gösterir. Hz. Peygamber (s.a.s)’in gönderilmesi, Kur’an’ın indirilmesi de Allah’ın merhametinin bir sonucudur. O’nun rahmeti herşeyi kuşatmıştır (A’raf, 7/156), merhametlilerin en merhametlisidir (A’raf, 7/151) ve merhamet edenlerin en hayırlısıdır (Mü’min, 23/109). “Allah merhametini yüz parçaya ayırdı, doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle yaratıklar birbirine merhamet eder. Hatta yavrulu hayvan, bir tarafını incitir endişesiyle ayağını yavrusundan sakınır” (Buhari, Edeb, 19, Müslim, Tevbe, 17). Hadisi şerifte Peygamberimiz Allah’ın rahmet ve merhametinin büyüklüğünü ve insanlardaki merhamet ve şefkatin kaynağı olduğunu belirtmektedir.

Allah’ın merhametinin  bir sonucu olarak insanlara gönderilen peygamberlerin en önemli özelliklerinden birisi de merhametli olmalarıdır. Kur’an, âlemlere rahmet olarak gönderildiğini (Enbiya, 21/107), Allah’ın rahmeti sayesinde insanlara yumuşak davrandığını (Âli İmran, 3/159) belirttiği Hz. Peygamber (s.a.s)’in bu özelliğini şöyle açıklar: “Ey mü’minler! And olsun ki, içinizden size sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, mü’minlere şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir” (Tevbe, 9/128). Merhamet mü’minlerin de temel özelliklerinden biridir. Bu nedenle Kur’an mü’minlerin birbirlerine karşı merhametli olduklarını belirtir (Fetih, 48/29). Başka bir ayette de kurtuluşa eren, ahirette kitapları sağ ellerinden verilen mü’minlerin özellikleri sayılırken “Sonra inanıp birbirlerine sabır tavsiye edenlerden, merhametli olmayı tavsiye edenlerden olmaktır” (Beled, 90/17) buyurulmaktadır. Kur’an’ın bu tutumuna uygun olarak Hz. Peygamber (s.a.s) de merhamet konusu üzerinde önemle durmuş, teşvik etmiş, zaman zaman katı ve acımasız davranan insanları uyarmıştır. Mesela bir hadislerinde: “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” (Buhârî, “Edeb”, 18; Müslim, “Feżâʾil”, 65) buyurmuş; diğer bir hadislerinde de insanın merhametinin Allahın kendisine göstereceği merhametin nedeni olduğunu şöyle belirtir: “İnsanlara merhamet etmeyen kimseye de Allah merhamet etmez” (Buhârî, “Tevḥîd”, 2, “Edeb”, 18; Müslim, “Feżâʾil”, 66). “Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler (Allah ve melekler) de size merhamet etsin” (Ebu Davud, Edeb, 58; Tirmizi, Birr, 16) hadisi de aynı durumu farklı biçimde yeniden vurgular.

Resûlullah müminleri birbirini sevmekte, birbirine acımakta, organlarından biri hastalandığında diğerlerinin de bu yüzden elem çekip uykusuz kaldığı vücuda benzetmiştir (Buhârî, “Edeb”, 27; Müslim, “Birr”, 66). Hiçbir zaman çocuklarını öpmediklerini söyleyenlere, “Allah kalplerinizden merhamet duygusunu çekip almışsa ben ne yapabilirim?” diyerek üzüntüsünü belirtmiş (Buhârî, “Edeb”, 18; Müslim, “Feżâʾil”, 64), müslümanların her alanda ilişkilerini sevgi, merhamet, yardımlaşma ve dayanışma yönünde geliştirmelerini, sıkıntılarını paylaşmalarını emretmiştir (bk. Buhârî, “Îmân”, 7, “Meẓâlim”, 3, “Edeb”, 57; Müslim, “Ẕikir”, 38, “Birr”, 32, 58; Tirmizî, “Birr”, 18). Aynı duyarlılığı hayvanlar konusunda da göstererek zor durumdaki bir hayvanı kurtaran kişinin bu sayede cenneti hak ettiğini (Müsned, II, 375; Buhârî, “Meẓâlim”, 23, “Enbiyâʾ”, 54; Müslim, “Selâm”, 153-155), bir hayvanı ölüme terkedenin de cehennemlik olduğunu (Müsned, II, 159, 261, 317; 54; Müslim, “Küsûf”, 9) bildirmiş, atış tâlimi yaparken canlı hayvanı hedef alanları lânetlemiştir (Buhârî, “Ẕebâʾiḥ”, 25; Müslim, “Ṣayd”, 58, 60). Hadis kitaplarında ve diğer ilgili kaynaklarda yüzlerce örneği bulunan bu tür hadisler İslâmiyet’in bir merhamet dini olduğunu gösteren belgeler olup bu ahlâk anlayışı sonraki İslâmî kaynaklara da yansımıştır.

Nevzat Tarhan; “Merhametli olabilmek için kendi konforundan fedakârlık edebilmek, kendi istek ve ihtiyaçlarından vazgeçebilmek gerekiyor. Merhametin olmadığı bir ortamda insanlar çok yalnızlaşıyorlar. Küresel yalnızlaşmanın arka planında merhamet azalması var.” demektedir. Kendi konforunda vazgeçemeyen, kendini herkesten ve herşeyden fazla önemseyen kimse merhametli olamaz ve bundan dolayı yalnızlaşır. Belki de günümüzdeki bireyselleşmenin en önemli nedenlerinden biri empati yoksunluğu,  dolayısıyla merhamet eksikliğidir. Başkasının da önemli ve değerli olduğunu kabul etmek gerekiyor. Herkesin insan olduğunu bilmek ve herkesin aynı haklara sahip olduğunu kabul etmek gerekiyor. Empati yoksunlugunun en önemli nedeni ben merkezciliktir. Yani narsizmdir. Ben önemliyim, diğerleri beni ilgilendirmez şeklinde bencil düşüncedir. Bu tür kimseler başkasına yardım ederken bile çıkarı, menfaatı olup olmadığını düşünür; menfaatı yoksa yardım etmez. Önemli olan kendisidir. Bu nedenle merhamet duygusunun çocukluk döneminde verilmesi çok önem arzetmektedir. Aynı zamanda merhamet duygusu geliştirilebilecek bir duygudur.

Merhamet sadece bir empati de değildir; örneğin sığınmacı bir ailenin çocuğunun soğuk deniz suyunda boğulması, Filistinli bir çocuğun İsrail bombardımanında ölmesi karşısında bunun acısını sadece kalbinde hissetmek değildir. Tersine, o çocuğun ölmemesi için uğraşmaktır. Daha iyisi ve önemlisi, o çocuğun mülteci durumuna düşmemesini sağlamak veya savaşın sona ermesi için mücadele etmektir. Merhamet, karşı taraftaki kişinin kimliği ve kişiliğini dikkate almadan herkese eşit dağıtılan ve geliştirilmesi gereken bir duygudur. Merhamet duygusunun gelişmesi çocukluk dönemine dayanıyor. Çocukluk döneminde bilinçli veya bilinçsiz bir biçimde yetişkinlerin davranışlarını taklit ve tekrar ederek çeşitli davranışlar kazanan bireyler, merhameti de çevresindekilerden öğrenir. Çünkü taklit yalnızca davranışlarda değil, aynı zamanda duygular, acıma hissi ve sevinme tepkilerinde de kendini gösterir. Çocuklar taklit yoluyla öğrendiklerinden öncelikle yetişkinlerin model olması gerekiyor. Bakım verenlerin çevresindeki ihtiyacı olan kişi veya canlılara yönelik gösterdikleri merhamete çocukları da ortak etmeleri merhametin gelişiminde fayda sağlar. Çocukların ev işlerinde yardım etmesi, komşunun küçük bir poşetini taşıması da başkalarına karşı merhametin bir göstergesidir. Çocukların bu tür davranışları gerçekleştirmeleri konusunda teşvik edilmesi, olumlu söz ve ifadelerle bu davranışlarının pekiştirilmesi çocukta bu tür eylemlerin artmasını sağlar.

Prof. Dr. Tarhan, merhamet yorgunluğuna işaret ederek, “İnsanoğlunun kontrol edemeyeceği ve gücünün yetmediği konularda oturup üzülüp ağlarsa, kendi gücünü aştığı için merhameti ona zarar vermiş oluyor. Halk arasında bir söz var; ‘Merhametten maraz doğar’ diye. Yanlış kişiye merhamet etmek de zarar verir. Bazı kişiler kendilerini acındırırlar, yardım edersin ona, aslında tembelliğe, aç gözlülüğe teşvik etmiş olursun. Onun için merhamet edilecek nesneyi de iyi seçmek gerekiyor. ‘Merhameti hak ediyor mu bu?’ diye düşünmek gerekiyor. Hak ediyorsa yapmak gerekir? Merhametli akıl yürütme diye geçiyor. Bu da merhametli akıl yürütme. Merhamet duygusu başıboş bırakılması gereken bir duygu değil, güzel bir duygudur.” demektedir.

Merhametli insanlar çok kolay kullanılabilir. Onların iyi niyetlerini suistimal etmek çok zor değildir. Ancak kişinin kendi gücünün sınırlarını iyi bilmesi gerekir. Kendi haddini bilen kişi kendine karşı da haksızlık yapmamayı başarır. Kendine karşı haksızlık yapmıyorsa bir insan merhameti doğru amaçla, doğru biçimde, doğru şekilde ve doğru yerde kullanmayı da başarabilir. Demek ki merhametin de yönetilmesi gerekiyor. Yanlış merhamet sorun çıkarabilir. Adâletin gözetilmesi, yapılacak her şeyin adâlet ölçülerine uyularak yapılması art niyetli insanlara fırsat vermeyecektir. Suçluyu cezalandırmamak merhamet değildir. Böyle bir durumda hakkı yenilen kimseye zulmetmiş, suçluyu da korumuş oluruz. Bu hukuka olan güveni zedeler, hatta yok eder. Güzel bir söz vardır; “İlacı ilaç yapan, zehri zehir yapan dozudur” diye.

Merhameti değer yapan, bireye ve topluma faydalı hâle getiren, onun yerini, nesnesini, dozunu, süresini iyi ayarlayabilmektir. Yani hak eden kişilere merhametli olmak gerekir. Onun için evrensel bir değerdir merhametli olmak. Evrensel bir değer olduğu için bu evrensel değerleri önce kendimize, sonra çocuklarımıza, yakınlarımıza öğretip bir değer yargısı olarak kullanmamız gerekiyor. Ayrıca  merhamet zarar veriyor diye düşünmemek gerekir. Sürüye giren kurtlara merhamet edilmez, merhamet ederseniz yanlış yapmış olursunuz. Merhamet kavramı doğru ama oradaki kurda merhamet etmek yanlıştır. Eğer merhamet ederseniz kötülük yapmış olursunuz. Merhameti yerinde ve zamanında kullanabilmek önemlidir.

Merhametli olabilmek için yanlış yapan çocuğu uyarmamak, hatta çocuğun o eylemi yapmasını teşvik etmek yanlıştır. Yine aile içerisinde alınan kurallara çocuklar, özellikle küçük olanlar uymadığı zaman önemsememek, görmezlikten gelmek doğru değil, yanlış bir merhamet anlayışından kaynaklanmaktadır. Hâlbuki çocuk ilk ve en önemli bilgilerini aileden ögrenmektedir. Çocuk ailede merhameti öğrendiği gibi adaleti, dürüstlüğü, cömertliği, yardimseverliği ve bir çok ahlaki erdem ve duyguyu burada ögrenmektedir. Bir konuda aşırı veya gevşek davranmak bir çok konunun eksik ve yanlış öğrenilmesine neden olabilir. Bireyi her konuda bütün olarak değerlendirmek gerekir. Bir tarafına veya bir yönüne fazla değer verip bir yönünü ihmal etmek bireyin yanlış eğitilmesini sağlayacaktır. Bundan dolayı bireyi her konuda bir bütün halinde değerlendirmek ve eğitimini bu şekilde vermek daha doğru, daha tutarlı olacaktır. Bireyin bütün ahlâkî özelliklere sahip olmasını sağlayacak şekilde eğitilmesi bireyin iyi bir insan olmasında katkısı daha fazla olacaktır.

Bir yanıt yazın