NİFÂK VE MÜNAFIKLARI TANIMANIN YOLLARI VE BUNLARA KARŞI TAKINILACAK TAVIR
Münafıklığın amelî yansıması muhatabı aldatma, kandırma olduğundan ikiyüzlü, riyakâr davranışlarla karşılaşmak kaçınılmazdır. Ancak Kur’an ve hadiste geçen her ikiyüzlü davranışı, münafıklık olarak nitelemek doğru olmaz. Zira bazen, kişi inandığı gibi davranmayabilir. Nifak olgusu üzerinden insanlar hakkında kesin yargıda bulunma imkânı olmadığı için dogru tutum, münafıkların davranışı olarak ortaya çıkan ikiyüzlü ameller, davranışlar üzerinde durmak, bu gibi davranışların bulunduğu kişilere karşı dikkatli olmak, bunlara güvenmemek ve bir müslüman olarak bu tip hareket, söz ve davranışlardan kaçınmaktır. “Münafığın alameti üçtür; konuştuğunda yalan söyler, vaat ettiğinde vaadinden döner ve kendisine bir şey emanet edildiğinde emanete hıyanet eder.” (Buhari, Şehade, 28; Müslim, İman, 107, 109.). Hadiste geçen sıfatların bulunduğu kişilerin münafık olduklarına hükmetmek yerine, böyle kişilere karşı dikkatli olmak ve bu özellikler bizdede varsa kendimizi düzeltmek, öncelikli tutumumuz olmalıdır. Hem Kur’an, hem de hadisler bize münafıkların amellerinden birçok örnekler sunarlar. Bu tür fiil ve davranışlardan uzaklaşmak gerekir.
Münafıklar her zaman kendilerini gizleme ve gerçek kimliklerini zorunlu olarak gözlerden uzak tutmaya çalışmışlardır. Bu gizleme münafıklığın, yapanlar tarafından da kötü ve çirkin olarak görüldüğünü göstermektedir. Bu nedenle İslâm’ın ve Müslümanların güçlü oldukları dönemlerde çıkar ve menfaat elde etmek için yoğun faaliyet içinde olabildiklerini görmekteyiz. İslam, insanın başkasını kandırmasına, olduğundan farklı görünmesine, yalan söylemesine, riyakârlık yapmasına izin vermez. Bu ikiyüzlü davranışlar nifakın alametlerindendir. Tarihin her safhasında bu tip insanlarla, gruplarla karşılaşıyoruz. Özü itibarıyla olduğundan farklı görünerek insanları kandırmak, onları yanıltmak, doğrudan nifak olarak tanımlanamasa da nifaka benzer bir durumdur. Dinî değerleri tahrif ederek insanları kandırmak, din üzerinden bir yanıltma tutumu içinde olmak, gerçekte dindar olmadığı hâlde dindar görünmek, özel hayatında namaz kılmadığı hâlde insanları kandırmak amacıyla başkalarının önünde namaz kılmak yerilmesi gereken tutumlardır. Aynı zamanda kişinin namazını, ibadetlerini hiç bir neden yokken gizlemesi, gerçek düşüncesini gizleyerek insanları yanıltması, makul bir gerekçesi olmadığı hâlde ismini değiştirmesi, müstear isim kullanması, sürekli bir şeyler saklaması hastalıklı, marazi bir durumdur. Bu hal nifakın farklı bir türüdür. Devamlı bu şekilde yaşayan insanların tavırlarında çelişkiler, ilkesizlik, başkalarına göre kendisini konumlandırma, bulunduğu ortama göre şekil alma gibi bazı sorunlar ortaya çıkar. Hatta bu durumdaki insanların, zamanla psikolojik bazı sorunlar da yaşamaları kuvvetle muhtemeldir.
Bilerek, isteyerek inandığı gibi yaşamamak kişinin şahsiyetini, kimligini bozar ve kisiyi şahsiyetsiz, kimliksiz, kişiliksiz bir yapıya dönüştürür. Zaten inandığı gibi yaşamayan veya yaşamak istemeyenler, yaşadığı gibi inanmaya başlarlar. İnsanda yaptığını, yaşadığını meşrulaştırma özelliği vardır. İnanmasa bile yaptığı ve yaşadığı hayatı kendince meşrulaştırma yoluna gidecektir. Bu nedenle iman ve inançlar yaşandığı zaman güçlenir, yerleşir ve sağlamlaşması. Yaşanmayan inançlar zamanla zayıflar veya tamamen yok olurlar. Nifâk ve münafıklık bilinçli bir tercih olduğu için kişi mutlaka çıkarı ve menfaatine göre şekil alacaktır. Menfaatin de belli bir şahsiyet ve kişiliği olmadığı için bu kişi kimliksiz, kişiliksiz bir varlığa dönecektir. Bulunduğu yere, zamana hattâ karşıdaki kişiye göre şekillenecektir. İnsanın en güzel bir biçimde yaratılmıştır. Bu güzellik sâdece fizikî güzellikler değildir. İnsan ruhî, psikolojik, düşünsel yönden de en üstün varlıktır.
Toplumsal yapıda yaratılacak büyük bir dönüşüm için dünyevi hayata karşı tamahkar olmamak, züht hayatı tercih ediyormuş gibi görünmek, kapalı örgütlerin en çok tercih ettikleri yaşam biçimidir. Bu tür anlayışlara sahip örgütler bireyi daha ahlâkî ve kâmil bir olgunluğa ulaştırmaktan çok kendi anlayış ve düşüncelerinin dünyevi saltanatı için toplumsal değişimi sağlamak amacını taşımaktadır. Bu yüzden tarihte çıkmış büyük kapalı, gizli akımlar, masonik örgütler gibi ya dünyevi bir saltanatı kurmaya ya da dünyevi bir saltanatı ele geçirmeye çalışmışlardır. İslam dünyasında ortaya çıkan Hasan Sabbah’ın Nizarilik hareketi bu türden bir örnektir. Bu tür hareketler legal görünümlü yapıların arkasına gizli organizasyonları gömmeyi başarırlar. Bu legal yapılar çeşitli sivil organizasyonlardan oluşabilir. Örgütün toplumun kılcal damarlarına kadar sızması için gerekli eleman temini bu legal yapılar aracılığıyla sağlanır. Irak’taki, KESNEZANİ örgütü kendini gizleyerek, Saddam Hüseyin’in her tarafını kaplamıştır. Bu örgüt Amerika için çalışan bir örgüttür ve Körfez savaşında etkisini ortaya koymuş ve Irak askerlerinin, hatta Saddam’ın özel kuvvetlerinin bile direnmeden teslim olmalarını sağlamıştır. Bu olaydan sonra Irak, özgürlüğünü kaybetti, bölündü ve Amerikan sömürgesi haline gelmiştir. Ülkemizde de FETÖ örgütü bireyin ve toplumun ahlakileşmesini, dindarlık ile modern hayatının uyumunu esas alan bir cemaat algısı verse de böyle olmadığı farklı emel ve düşüncelere sahip olduğu 15 temmuz girişimiyle ortaya çıkmıştır. FETÖ lideri, birtakım olağanüstü olaylar, büyü, cin, rüyalar ile herkes tarafından anlaşılmadığı iddia edilen, sözde aşkın, metafizik bir kaynaktan bilgi aldığı varsayılan ezoterik bir kişiliğe büründürülmüştür. İşte bu tür farklı hesap ve ajandaları olan örgütlerin ikiyüzlü, münafıklık yapmaları zorunludur. Çünkü amaç ve hedeflerini gerçekleştirmek için gerçek yüzlerini gizlemeleri şarttır.
Münafıklar, dışı ile içi bir olmayan, ortamına göre hareket eden, kolayına, çıkarına uygun davranan, kendi menfaatini her şeyin merkezine alarak yaşayan kişilerdir. Münafıklar, İslam’ın hâkim olduğu toplumsal atmosferde Müslüman olmadığı hâlde Müslüman olarak görünerek Müslümanların yararlandığı imkânlardan yararlanmayı amaçlarlar. Münafıkların işi nifaktır, münafıklıktır; yani samimiyetsizlik, ikiyüzlülük, tutarsızlık, yalancılık, çok yemin etme, sözünde durmama, ahde vefasızlık, emanete ihanet etmektir. (Münafikun, 63/1-3.). Münafıklar, kendilerini topluma kabul ettirmek adına dış görünüşe önem verirler, gösteriş yaparlar. Söylemleri ve bedensel görüntüleri insanları etkiler. Fakat bu dış görünüşe önem vermeleri, aslında onları ele verir. Zor zamanlarda aşırı tepki vererek nasıl da göründükleri gibi olmadıklarını gösterirler. (Münafikun, 63/4.). Kendilerini akıllı zannederler, ama aslında hiç de öyle değildirler, olanları, olması gerekeni kavramaktan uzaktırlar. (Münafıkun, 63/3.). Münafıklar, olmadık zamanlarda alınan genel kararlara itirazda bulunur veya aykırı hareket eder; fitne, fesat ve tefrika çıkarmayı hedeflerler. Müslümanları sevmezler ve toplumda meydana gelen kargaşa ve zaafiyetlerden yararlanmanın hesabını yaparlar (Münafikun, 63/5, 8). Münafıklar; gerçekte amelsiz, gayretsiz, kötü işler peşinde olan, ama menfaatleri gereği toplumda görülecek yerde kendilerini iyi göstermeye çalışan samimiyetsiz, gösterişçi, fasık kimselerdir. (Münafikun, 63/6.). Münafıklar, toplumun iyiliğine değil, kendi iyiliklerine, kendi menfaatlerine çalışır, ihtiyaç sahiplerine yardım etmeye, sadaka vermeye, cömert davranmaya yanaşmazlar, bu tur eylemlere olumlu da bakmazlar. (Münafikun, 63/7.). Münafık ikiyüzlü gösterişçiler, konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiğinde tutmaz ve emanete hıyanet ederler. (Buhari, Müslim.) Onların bu üç özelliği, kolaycılıkları, bencillikleri, çıkarcılıkları, fırsatçılıkları, göstericilikleri ile doğrudan ilişkili, hatta bunları içine alan özelliklerdir. Münafıklar, tutarsız, çelişkili kişiliklere sahiptirler. Tereddüt içinde olup kararsızdırlar. (Nisa, 4/143.)
