ORTA ÇAĞ BATI FELSEFESİNİ ‘KARANLIK ÇAĞ’ MİTİ’NDEN KURTARMAK: SKOLASTİK DÜŞÜNCEYİ BİR ÜST ADLANDIRMA OLARAK OKUMAK

0
1706785933355

Giriş

Batı düşünce tarihinin dönemlendirilmesi genellikle ideolojik ve mitolojik izler taşır. “Karanlık Çağ”, “Rönesans” veya “Aydınlanma” gibi adlandırmalar, tarihsel sürekliliği değil, daha çok sonraki çağların kendi kimliklerini kurma çabasını yansıtır. Bu nedenle, özellikle Orta Çağ’a yönelik “karanlık” nitelemesi, felsefi ve teolojik üretimin doğasını perdeleyen bir klişedir. Bu yüzden bilimsel tutum söz konusu klişeyi sorgulamak ve Orta Çağ Batı düşüncesini “Skolastik” kavramı altında, bir dogmatizm biçimi olarak değil, Tanrı merkezli bilgi arayışının sistematik bir ifadesi olarak yeniden değerlendirmeyi gerektirir.

1. Tarihsel Adlandırmaların Mitik Doğası

Tarihsel dönemlerin adlandırılması, çoğu kez nesnel bir sınıflama değil, sonraki dönemlerin kendi meşruiyetini kurma stratejisidir. “Orta Çağ karanlıktı” yargısı, Aydınlanma’nın kendisini “ışık” olarak konumlandırma ihtiyacından doğmuştur. Oysa tarihsel gerçeklik, böylesi karşıtlıkların ötesinde, farklı düşünsel akımların bir aradalığını gösterir. Bu bakımdan dönemleri tek bir nitelemeye indirgemek, felsefi çeşitliliği ve entelektüel sürekliliği görmezden gelen bir tarih anlayışıdır.

“Modern dönem” ve “postmodern dönem” kavramları da böyledir. Böyle dönemler yoktur oysa ..Modern anlayış ve postmodern tutumlar vardır. Hiçbir çağ bir zihniyetle anılmayı hak etmez. Bu bağlamda zihniyetler ele almak daha bilimsel ve daha doğru bir tutumdur.

2. Skolastik Zihniyetin Doğası

Skolastik düşünce, çoğu zaman “dogmatik” veya “inancı akla dikte ettiren” bir sistem olarak tanımlanır. Oysa bu yaklaşım tek boyutludur. Skolastik zihniyetin özünde, hakikatin Tanrı merkezli olduğu ve aklın bu hakikati anlama çabasının yer aldığı bir epistemolojik yönelim vardır. Bu yönelim üç ilkeye dayanır:

İman önceliklidir, ama akılla çelişmez.

Aklın görevi, önsel kabul edilmiş ilahi hakikati açıklamak ve sistemleştirmektir.

Hakikat birliği ilkesine göre Tanrı, aklın da nihai kaynağıdır.

Bu yönüyle skolastik düşünce, modern anlamda özgür araştırma arayışı değil, rasyonel teolojinin kurucu disiplini olarak değerlendirilmelidir.

3. Skolastiğin Çeşitlenen Yorumları

Orta Çağ boyunca skolastik zihniyet, tek biçimli bir yapı sergilemez. Tam tersine, farklı eğilimler bu zihniyetin çeşitli yorumları olarak ortaya çıkar. Augustinus’ta skolastik yön, Tanrı’yı içkin bir ışık olarak gören Platoncu mistisizm biçimindedir. Anselmus’ta akıl, inancı anlamanın aracıdır (fides quaerens intellectum). Thomas Aquinas, Aristoteles metafiziği ile Hristiyan teolojisini uzlaştırarak skolastiğin sistematik doruğunu oluşturur. Meister Eckhart, skolastik çerçeveyi mistik tecrübeye taşır. Ockham ise nominalizmle skolastiğin sınırlarını genişletir ve modern düşünceye geçişi hazırlar. Bu örnekler, skolastiğin tek bir dogmatik yapı değil, Tanrı merkezli düşüncenin farklı biçimlerdeki yorumları olduğunu gösterir.

Felsefe tarihinde İslam felsfesi de Ortaçağ felsefesi içinde ele alındığından, Ortaçağ felsefesine yönelirken düşünsel yaklaşımları esas almak son derece önemlidir. Bu bağlamda Batı felsfesinin Ortaçağına yaklaşırken Skolastik düşünceyi bir üst kavramsal çerçeve olarak okumalı ;  Orta Çağ Batı felsefesinin bütününü kapsayan bir üst adlandırma olarak kabul edilmelidir.

Çünkü bu kavram, Hristiyan teolojisinin yön verdiği tüm düşünce biçimlerini —mistik, realist, nominalist veya Aristotelesçi fark etmeksizin— birleştiren temel zihniyeti temsil eder: Hakikatin kaynağını Tanrı’da, bilginin ölçüsünü akılda, anlamın yönünü ise imanda bulma çabası. Bu çerçevede skolastik düşünce, Orta Çağ Batı felsefesini karanlık değil, kendi iç tutarlılığı içinde anlamayı sağlar..

Sonuç

Orta Çağ Batı felsefesini “karanlık çağ” klişesinden kurtarmak, tarihsel önyargılardan arınmış bir bakış gerektirir. Bu dönemi skolastik düşünce ekseninde yeniden okumak, hem teolojinin felsefeyle kurduğu derin ilişkiyi görünür kılar hem de aklın inançla çatışmak yerine onunla birlikte düşünme kapasitesini ortaya çıkarır. Dolayısıyla, Orta Çağ Batı düşüncesi bir karanlık değil, hakikati anlamlandırma çabasının akılla birleştiği bir dönüştür. Bu bağlamda “Skolastik düşünce”, yalnızca bir yöntem değil, bir çağın ruhunu ifade eden üst kavramsal çerçevedir.

Bir yanıt yazın