Sorunu Doğuran Zemin Çözüm Üretemez: Marx ve Maddeci Paradoks
İnsanın Derdi
İnsanın bütün ilişkilerinin temelinde, kendi bilinciyle nasıl bir yönelim kurduğu yatar. İnsan bilinçlidir; üretir, tasarlar, dönüştürür. Fakat bilinç tek başına ne iyidir ne kötüdür. Değerini belirleyen, onun hangi ölçüye bağlandığıdır. Bir insanın bilinci aşkın bir ilkeye yönelmediğinde, kendi üzerine kapanır. Bu kapanma, insanın en zayıf tarafıdır. İnsan kendi üzerine kapandığında, güç ister, sahip olmak ister, tahakküm kurmak ister.
Bu nedenle sömürü, insanın bilinç yapısının doğal bir sonucu değildir; bilincin ilkesizliğinin, ölçüsüzlüğünün, iç bütünlüğünü kaybetmiş olmasının bir sonucudur. Ötekiyle kurulan ilişki de tam burada bozulur. Öteki araç hâline gelir; birinin arzularını tatmin edeceği kadar değer kazanır. Böyle bir zeminde ne adalet mümkün olur ne özgürlük. Çünkü adalet ve özgürlük ancak bir ilkenin ışığında anlam kazanır.
Sömürünün kaynağı maddede değil, insanda; daha doğrusu insanın kendine yöneliş biçimindedir. İnsan ilkesiz kaldığında, maddi dünyayı kendisinin ölçüsü yapar. Maddi güç kimdeyse, hak onda görünür. Böyle bir düşünce, sonuçta “güçlü haklıdır” anlayışını doğurur. İşte burada insan kendi özüne yabancılaşır. Çünkü insanın özü, sadece kendini korumak değil; ötekiyle uyumlu, ilkesel, erdemli bir ilişki kurabilme kapasitesidir.
Maddeci Yaklaşımın Çıkmazı: Marx’ın Kör Noktası
İnsanı sadece madde üzerinden açıklamaya çalışan bir yaklaşım, sorunun kaynağını yanlış belirlemiş olur. Çünkü madde, herhangi bir ortak değer olamaz. Maddi dünya bölünebilir, el değiştirebilir ama anlam üretmez. Faydayı da ortak zemin hâline getirmek mümkün değildir; çünkü fayda kişiden kişiye, zamandan zamana değişir. Bana göre faydalı olan ötekine göre zararlı olabilir. Dün yararlı olan bugün yıkıcı olabilir.
Bu nedenle sömürüye karşı çıkmak için maddi zemini esas almak, insanı zaten sömürüyü mümkün kılan yerde tutmak demektir. Marx’ın yanılgısı tam olarak burada ortaya çıkar. Sömürüye karşıdır, tahakküme karşıdır; fakat çözümü yine maddi ilişkilerde arar. Sanki insanın doğasını bozan şey maddeymiş gibi, maddi düzeni değiştirince insanın da düzeleceğini sanır.
Üretim araçlarını sahiplerden alıp başka sahiplerin eline vermek…
Peki bu “başka sahipler” kimdir? Lenin mi? Stalin mi? Troçki mi? Mao mu?
Eğer maddi güç insanı bozuyorsa, bu gücü devlete, partiye veya bir lidere vermek o kişiyi de bozacaktır. Sömürüye neden olan şey üretim araçlarının mülkiyeti değil, insanın içindeki ölçüsüzlükse, o zaman bu araçları kim kontrol ederse etsin sonuç değişmeyecektir. Paradoks burada başlar: Sorunu doğuran zemini koruyarak sorunun çözülememesidir bu.
Marx’ın önerdiği çözüm, sömürünün nedenini yanlış yerde arayan bir çözüm olduğu için, sömürüyü ortadan kaldıramaz; sadece el değiştirir. Böylece yeni bir tahakküm başlar. Sömürüye karşı çıkarken, sömürünün başka bir biçimi yaratılır. Çünkü madde, ortak değer olamaz; maddeye dayalı bir çözüm de insanı iyileştiremez. Maddeci çözüm, sorunun aynısını başka bir yüzle yeniden üretir.
Ortak Zemin Arayışı: Aşkın İlke Olmadan Çözüm Yoktur
İnsanın hem kendisiyle hem de ötekiyle sağlıklı bir ilişki kurabilmesi için ortak bir zemine ihtiyaç vardır. Bu ortak zemin maddi dünyada bulunamaz. Çünkü madde bölüşülür ama anlam vermez; fayda paylaşılır ama değer üretmez. İnsanlığın ortak paydasını oluşturacak olan şey maddedeki ortaklık değil, ilkedeki ortaklıktır.
Maddenin bağlayıcılığı yoktur; yalnızca dağıtımı vardır. Bir insanın diğerini gerçekten görmesini, tanımasını, kabul etmesini sağlayacak olan şey maddi bir çıkar değil, aşkın bir ilkedir. Adalet dediğimiz şey de zaten maddi dünyadan daha yukarılarda bir ölçüye dayanır. Eğer bu ölçü yoksa güçlünün sesi yükselir, güçsüzün sesi kısılır. Böyle bir düzende sömürü sadece yer değiştirir.
Aşkın bir ilke, ortak bir vicdan, insanı kendi dar varlığından çıkarıp daha geniş bir bütünlüğe bağlar. Maneviyat dediğimiz şey, insanın kendisini ve ötekini aynı değerin kıymetli bir parçası olarak görmesini sağlar. Böyle bir zemin kurulduğunda, sömürü yalnızca kınanmaz; sömürüyü doğuran bilinç biçimi kökünden değişir.
Asıl çözüm, maddi dünyanın sınırları içinde değildir. İnsan, maddeyi aşmadan kendisini aşamaz; kendisini aşmadan ötekine ulaşamaz; ötekine ulaşmadan adaleti kuramaz. Bu nedenle insanın kurtuluşu, maddi ilişkilerin değişiminde değil, bilincin bağlandığı ilkenin değişmesindedir. Sömürüye karşı durmak, ancak bir ilkeye dayanıyorsa anlamlıdır. Çünkü ancak ilke, herkesi bağlar ve herkese aynı mesafeden bakar.
Ezcümle
Sorunu neyin ürettiğini önce doğru tespit etmek gerekir. Çünkü sorunu üreten zemin çözümü üretemez. Sorunu üreten anlayışa bağlı kalarak çözümü bulma çabası en trajik yanlıgıdır. Sorunu doğuran zemine saplanıp kaldığın sürece çözüm üretemezsin; sadece sorunun içinde debelenirsin. Demek istediğim tam olarak budur.

