Sosyal Çürüme Üzerine
Toplumsal yapılar, tarihsel süreç içerisinde çeşitli değerler, normlar ve etik davranış kalıpları üzerine inşa edilmiştir. Ancak zamanla bu değerlerin unutulması, göz ardı edilmesi veya terk edilmesi, “sosyal çürüme” olarak adlandırılabilecek bir olguyu ortaya çıkarmaktadır. Sosyal çürüme; bir toplumun etik değerlerden uzaklaşması sonucu, taciz, tecavüz, cinayet gibi etik dışı olayların artış göstermesiyle kendisini somut olarak gösterir.
Sosyal çürümeye etki eden çeşitli faktörler bulunmaktadır. Bunlar arasında özellikle medya ürünleri (film ve diziler), aile içi yetiştirme tarzı ve sosyal çevre öne çıkmaktadır. Bu unsurlar, bireylerin etik davranışlardan uzaklaşmasına ve sosyal yapının bozulmasına zemin hazırlamaktadır.
Türkiye özelinde sosyal çürümenin etkilerinin derinleştiği gözlemlenmektedir. Örneğin, 1 Haziran 2016’da yayınlanmaya başlayan ve 2019 yılında sona eren Sıfır Bir dizisi, mafya, çete savaşları ve cinayet gibi temaları ele almıştır. Dizinin yayınlandığı dönem, cinayet ve çete olaylarındaki artışlarla karşılaştırıldığında, medyanın toplumsal davranışlar üzerindeki etkisi dikkat çekmektedir. Nitekim 2015 yılında ülkemizde toplam cinayet sayısı 909 olarak kaydedilmiştir (Umut Vakfı verileri). 2016 sonrası veriler incelendiğinde ise cinayet oranlarında belirgin bir artış gözlemlenmektedir. Bu durum, medya içeriklerinin toplumsal değerler üzerindeki etkisini somut bir şekilde ortaya koymaktadır.
Sosyal çürüme yalnızca medya üzerinden değil, aynı zamanda ekonomik, siyasi ve kültürel krizlerle de hız kazanmaktadır. Örneğin, 1929 Ekonomik Buhranı (Kara Perşembe) gibi büyük krizler dahi zaman içerisinde aşılabilmişken, sosyal çürümenin çözümü oldukça güç görünmektedir. Çünkü ekonomik ya da siyasi sorunlar çeşitli politikalarla giderilebilse de, toplumsal değerlerin bozulması uzun vadeli ve kalıcı bir süreçtir.
Bununla birlikte, sosyal çürümenin tamamen engellenemese bile yavaşlatılması mümkündür. Bunun için toplumun tarih, kültür ve değerler ekseninde bilinçlendirilmesi, adalet sisteminin her birey için eşit bir şekilde işlemesi, hoşgörü ve saygının toplumsal yaşamın temel unsurları hâline getirilmesi gerekmektedir. Sosyal çürüme, ancak bu tür adımların atılmasıyla kontrol altına alınabilir.
Her toplumda zaman zaman yozlaşmış unsurlar bulunabilir; ancak önemli olan, bu unsurları dönüştürmek yerine toplumun onlara benzemesi değil, sağlıklı toplumsal yapının korunmasıdır. Dini açıdan bakıldığında da sosyal çürüme, inançtan ve etik değerlerden uzaklaşmanın bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Örneğin, saygının kaybolması, en küçük anlaşmazlıklarda bile bireylerin şiddete başvurmasına neden olabilmektedir. Yine adaletin sağlanmadığı toplumlarda, sosyal düzen en ufak bir kıvılcımda hızla bozulabilmektedir.
Sonuç olarak, tarihini, kültürünü, örf ve adetlerini bilmeyen toplumlar, geri dönülmeyecek bir biçimde bozulma sürecine girer ve zamanla tarih sahnesinden silinme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
**Bu yazı “Türkiye’de Sosyal Çürüme: Etik Değerlerin Aşınması ve Toplumsal Sonuçları” adlı makalenin giriş bölümüdür.
Batuhan Akçelik
Sosyoloji böl. Öğrencisi

