Beyoglu-Kultur-Forumu-desktop

Yaratılışı ve Yaratılmışı Değiştirme, Bozma

Kur’an-ı Kerim’de ‘değiştirme’ diye çevirebileceğimiz üç kelime vardır: Tebdil, tağyir ve tahvil. Türkçe’de farklı karşılıkları bulunmadığı için meallerde hepsi ‘değiştirme‘ diye çevrilir. Oysa ‘tebdil‘, bedel kelimesinden gelir ve bir şeyi alternatifi olan bir başka şeyle değiştirmeyi anlatır. Elmayı kaldırıp yerine armudu koyma gibi. Tağyir, gayr kelimesinden gelir, bir şeyi başka bir şey yapmayı ifade eder. Hamuru ekmek yapma gibi. Ama genel olarak her türlü değiştirmeye de tağyir denebilir. Tahvil ise, hal kelimesinden gelir, bir şeyin halini değiştirme manasındadır. Hamurun şeklini değiştirme gibi. Tağyir, değiştirme, başkalaştırma, bozma, ifsâd etme gibi anlamlara gelmektedir. Türevleriyle birlikte 6 yerde geçen tağyir, 5 yerde olumsuz, 1 yerde ise nötr anlamda kullanılmıştır. Kur’an, tağyiri öncelikle doğal yapıyı, doğal dengeleri bozup hayatın ve insanın ahengine zarar vermek anlamında kullanmaktadır. (DİA).

Allah’ın yaratmasında değiştirme olmaz. İşte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmez”. (Rum, 30/30). Bu âyette ‘değiştirme‘ kelimesi ‘tebdil‘ ile ifade edilmiştir. O halde bu ifade; O kendi yaratma kanununu değiştirmez, hep aynı kanunla yaratır anlamına gelebileceği gibi, kimse O’nun yaratma kanununu değiştiremez, değiştirmesin anlamına da gelebilir. Buna göre mesela bitkilerin ve hayvanların üreme ve çoğalma fıtratları bellidir, kimse bu fıtrata müdahale edip onu bir başka alternatifle değiştirmesin demek olur. Yani yasaklanan şey ‘tebdil‘dir, kısmen değiştirme olan ‘tahvil‘ değildir. Buna göre bitkileri ve ağaçları aşılama ‘tebdil‘ olarak görülmediği için yasak sayılmamıştır. Hatta boğa ve teke gibi hayvanları burma bile bir tebdil değil, tahvil ya da tağyir olarak görüldüğü için caiz görülmüştür. Ayrıca bunda insanların maslahatları da hesaba katılmıştır. Atla eşeği birleştirip katır üretme bile böyledir. Çünkü bu birleştirmeden sürüp giden yeni bir cins doğmamaktadır. Ama yine de katırda tebdile benzer bir yön bulunduğu için böyle bir ameliye mekruh sayılmıştır. Yani bu bir tebdil sayılmadığı için haram kılınmamıştır, ama tebdile benzediği için de hoş görülmemiş, yani mekruh sayılmıştır diye anlayabiliriz. Tartışılabilir olmakla beraber günümüzde uygulanan tüp bebek, sezaryenle doğum, hayvanları suni aşılama, evcil kedileri köpekleri kısırlaştırma gibi ameliyeler Allah’ın yaratmasını tam bir tebdil olarak görülüp haram kılınamasalar bile, bunların tebdile benzer yönleri olması itibariyle tertemiz birer helal olarak da görülemezler ve mekruh oldukları rahatlıkla söylenebilir.Genetik müdahale ise tamamen tebdil olarak görülmelidir. Çünkü şu ana kadar ‘Allah’ın yaratmasına‘ bu ölçüde bir müdahale bilinmemektedir. (Faruk Beşer).

Allah şeytanı lânetlemiştir, o da “Kullarından belli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara kaptıracağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler” demiştir.” (Nisâ, 4/118-119).

Kur’ân-ı Kerîm’de sözü edilen ve şeytanın fiili olarak görülen değiştirme buradaki anlatılanlardır. Bu yüzden GDO, yani genetiği değiştirilmiş organizma, bitkiler ve hayvanlar üretmenin helal olmadığını, üretilenlerin yenilmesinin haram denilmese bile tahrimen mekruh olduğunu söyleyebiliriz. Helal olmadığı kesindir. Buradaki ‘tağyir‘i genel anlamda düşünüp bununla tebdilin kastedildiğini söyleyebiliriz. Çünkü tağyir her türlü değiştirme için kullanılabilir. Muhammed, 47/15. ayette tağyir sözcüğü yanında, onunla aynı anlamı veren ‘âsin‘ sözcüğü de kullanılmıştır. Cennetin özelliklerinden biri de gıdaların, özellikle su ve balın tağayyürden, uzak kalması yani değişmemesi, bozulmamasıdır. Cennet “değişen, bozulan” gıdalardan arınmıştır. Hayatın bu şekilde cehennemi bir çekilmezlik içine itilmesinin sebebi, insanın, kendi varlığındaki doğal dengeleri ve doğal yapıyı bozmasıdır. Bu bozulma vücut bulmadıkça Allah, insana verdiği nimet ve mutluluğu asla değiştirmez, bozmaz: “Allah, bir topluluğa lutfettiği nimetini, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez ve Allah her şeyi işitip bilmektedir.” (Enfâl, 8/53). Allah’ın yaratışını/yarattığını değiştirmeye hayvanların kulaklarının yarılmasının örnek gösterilmesi (Nisâ, 4/118-119), Kur’an’ın varlık yapıları, özellikle genler üzerinde oynamayı şeytanî bir işlem olarak gördüğüne kanıt sayılabilir. Kur’an’ın tağyirle ilgili beyanları dikkate alındığında genler üzerinde oynamanın, gıdaların (tohumların) genlerini değiştirmeyi de kapsadığı ortaya çıkmaktadır.

“…Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir...” (Ra’d, 13 /11). Tağyir, insanın kötü halden iyiye geçmesi için de gerekli olabilir. Bir toplum kendinde olanı- olumlu veya olumsuz– değiştirmedikçe Allah onda olanı değiştirmez. Örneğin, bir tağyirle bozulan doğal yapı, yeni bir tağyirle, değişmeyle eski haline getirilmedikçe dengeler yerine oturmaz. Kur’an, tağyir kavramıyla sürekli işleyen bir varoluş diyalektiğine işaret etmektedir. Bu diyalektikte, insan, bir şeyleri bozmakta, sonra düzeltmekte, sonra tekrar bozmakta… Ve bu böyle devam edip gitmektedir. Yani tekâmül, boz-yap, yap-boz şeklinde devam eden bir süreçtir ki, bu süreçte her yeni sentez, tez-antitez olgusunun sürekliliğiyle gerçekleşir. Kur’an, bu değiştirme, bozma sürecinde yaradılışın, uzayın ve doğanın temel dengelerine dokunulmamasını istemektedir. Şeytanın tağyirciliği kendisinin bir özelliği olarak öne çıkarması da gösterir ki, tağyir, genel çerçevesiyle Rahmani bir davranış değildir.

Şeytan, Âdem’ e secde etmeyince Allah’ın huzurundan kovulmuş, tardedilmiş, lanetlenmişti. Bunun üzerine Allah’a, insanı saptırma gücünde olduğunu, kendisine gerekli süre verilirse bu gücünü ispat edeceğini söylemiş, Allah da ona bu izni vermişti.  “İblîs dedi ki: “Bundan böyle benim sapmama izin vermene karşılık, ant içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın.” (Araf, 7/17). Bunu açıklayan Kur’an, şunu da bildirmektedir: “Gerçek şu ki, İblîs onlar hakkındaki tahminini doğrulamış oldu; çünkü inanan bir grup hariç hep ona uymuşlardı ” (Sebe’, 34/ 20). Şeytanın bozgunculuğu doğal dengeleri bozdurmuş, uzayı ve yerküreyi zehirlemiş, gıdaların genleriyle oynayarak doğal gıdaları mahvedip gen modifiye-kanserojen gıdalarla insan neslinin yozlaşmasına yol açmış, nihayet, klonlama denen tasallut ve tahriple yaradılışın temel dengelerine tecavüz edilmiştir. Şeytanın bu önemli arzusuna ulaşmış olması da göstermektedir ki, ona verilen süre dolmak üzere yani insanın yerküredeki ömrü bitmek üzeredir.

İslâm dini, insana özel bir yer vermiş, yaratılış gayesinden başlayarak insanın, dünya hayatından ölüm ve ötesine, bireysel yaşayışından sosyal etkinliklerine, ruh ve duygu aleminden beden ve şekline kadar hayatının her safhasıyla ilgilenmiştir. Kur’an-ı Kerim’de insanın yeryüzünde halife olmak üzere (Bakara 2/30) en güzel bir biçimde, ölçülü ve dengeli bir şekilde yaratıldığı (Tîn 95/4), çeşitli nimetler, imkanlar ve güzelliklerle donatıldığı (Beled 90/4,8-10; Mülk 67/23; Nahl 16/8, 12) bildirilmiştir. İnsanı en güzel bir şekilde yaratan Yüce Allah, onun makul ve mutedil ölçüler içerisinde süslenmesine, güzel görünmesine ve güzelliklerini korumasına izin vermiştir. Kur’an, iyi ve güzel şeylerin helal, kötü ve çirkin şeylerin ise haram olduğu bildirmektedir (Mâide 5/4-5). Buna karşılık İslâm’da, insanın doğuştan getirdiği özellik ve şeklinin değiştirilmesi ve bu amaçla yapılacak her türlü estetik ve tıbbî müdahale hoş karşılanmamış; fıtratı bozmayı hedef alan müdahaleler olarak kabul edilmiştir. Fıtratı bozmayı, yaratılışı değiştirmeyi hedef alan tasarruf ve müdahaleler ise, yasaklanmıştır (Nisa 4/119). Estetik ameliyatlar genel olarak, ya dikkat çekmek, daha güzel görünmek ya da tedavî amacına yönelik olmaktadır. Dikkat çekmek, daha güzel görünmek amacıyla, yaratılıştan verilmiş olan özellik ve şekillerin değiştirilmesi İslâm dininde, fıtratı bozma kabul edilerek yasaklanmıştır. Nitekim Hz. Peygamber (sav), süslenmek maksadıyla vücuda dövme yapmak, dişleri yontarak seyrekleştirmek gibi ameliyeleri, yaratılışı değiştirmek, fıtratı bozmak kapsamında değerlendirmiş ve bunu yapanları ve yaptıranları kınamıştır (Buhârî, Libâs, 83-87; Müslim, Libas, 33).

Vücudun herhangi bir organında, diğer insanlar tarafından yadırganan, insanın psikolojik olarak etkilenmesine sebep olabilecek, bir anormallik veya fazlalık bulunursa, bunun ameliyatla düzeltilmesi, fıtratı bozmak değil, bir tedavi işlemidir. Tedavi amaçlı olarak yapılan estetik müdahalelere ise dinimizde izin verilmiştir. Hatta tedavi olmayı teşvik etmiştir.“Tedavi olunuz; çünkü Allah her hastalık için bir de deva yaratmıştır; bundan sadece ihtiyarlık müstesnadır.” buyurmuş, kendisi de hastalandığında tedavi olmuştur (Ebu Davud, Tıb, 1). Nitekim Arfece adlı sahabî, bir savaşta burnu kopunca, gümüşten bir burun yaptırmış, bunun koku yapması üzerine, altından bir burun yaptırılmasına Hz. Peygamber müsaade etmiştir (Ebû Dâvûd, Hatem, 7). Buna göre hastalık sebebiyle saçları dökülenler, kaza sonucu burun, kulak, göz gibi organlarını kaybedenler veya vücudunda doğuştan yada sonradan meydana gelen şekil bozuklukları bulunanların estetik ameliyat yaptırmaları bir tür tedavi olup, fıtratı bozmak kapsamında değerlendirilemez. Ancak estetik ameliyatın; selim fıtratı bozma kastı olmamalı, yapılmasında yarar, yapılmamasında zarar bulunmalı, hile, aldatma ve karşı cinse benzeme kastı bulunmamalı, hukuki karışıklığa ve yanlış anlamaya yol açmamalıdır. Bu şartları taşımayan bir ameliyat caiz değildir. Bu fıtratı değiştirmek, tağyir demektir.

Allah’ın sıfatlarından biri Fatır dır. Fıtrat üzerinde oynamak, Allah’ın kudretine ortaklığa kalkmak gibi vahim bir sonuca götürür. Bu da tabiatın dengeleriyle oynamak taciz ve tahribe uğratmak, Allah’ın sınırlarını aşmak demektir. Nisâ, 4/118-119 âyetler göstermektedir ki, şeytanın teşviki ve vesvesesiyle gerçekleşecek olan yaradılışı bozma, tağyir öncelikle hayvanlar üzerinde başlayacaktır. Zaten klonlamaya koyunlardan başlanmıştır. Bu tağyir ve yozlaştırmanın şeytana uymak olduğu ve şeytanın yandaşlarının cehenneme girecekleri belirtilmektedir. İslâm dini tabiatı bozmayı, çevreyi tahrip etmeyi de yasaklar. Peygamberimiz Medine’ye geldiğinde ilk işlerinden biri Benû Harise kabilesinin otlak yeri olan araziyi ormana dönüştürmüş ve şu talimatı vermiştir: “Buradan bir ağaç kesen, yerine en az bir ağaç diksin.” (İbrahim Canan, İslam ve Çevre Sağlığı, s. 59-60). 

Allah Rasûlü’nün korusu içinde bulunan ağaçlara sopa ile vurulmaz ve onlar kesilmez. Fakat zarûret hâlinde hayvanların yemesi için hafif ve yumuşak bir şekilde rıfk ile sallanarak yaprakları silkelenebilir.” (Ebû Dâvûd, Hac, 95-96/2039) buyurmuştur.

Günümüzde çevre kirliliği başlı başına büyük bir sorun olmuştur. Çevrenin kirlenmesi öncelikle insanlara zarar vermektedir. Aynı zamanda hayvanlara ve bitkilere de zarar vermektedir. İzmir korfezindeki aşırı kirlilik balık ölümlerine neden olduğu gibi kötü korkusuyla da çevreyi rahatsız etmektedir. Deniz kirliliği deniz salyasının oluşmasına neden olabilmektedir. Bütün bunlar bozma ve olumsuz anlamda değişimden kaynaklanmaktadır. Bütün bunlardan öncelikle insanlar, daha sonra hayvanlar ve bitkiler zarar görmektedir. Bunları düzeltmek ise hem çok zor hemde birçok maddî kayba neden olmaktadır. Buradan şu sonuç çıkmaktadır. Öncelikle kendi vücudumuzu, sonra tabiatı kullanırken ölçülü, dengeli olmak, bu konulardaki Allah’ın kurallarına riayet etmek çok önemlidir. 

Bir yanıt yazın