Tahâretin Anlam Ufku: Bedensel Temizlikten Psiko-Sosyal Arınmaya

0
human

İslâm dini, hem maddî hem de manevî boyutlarıyla temizliğe büyük önem atfetmiştir. İslâm’da temizlik, imanın bir parçası olarak görülmekte ve ibadetlerin ön şartı sayılmaktadır. İslâm, insanın yaratılış gayesini hem ruhsal hem bedensel bir bütünlük içinde ele alır. Bu çerçevede temizlik, insanın hem bedeniyle hem de kalbiyle Allah’a yönelmesinin bir ifadesidir. Kur’ân ve Sünnet, temizlik konusuna geniş yer vererek, Müslüman’ın hayatının her alanında temizliğe dikkat etmesini emretmiştir. Temizlik, yalnızca fiziksel bir zorunluluk değil; aynı zamanda ahlâkî, toplumsal ve manevî bir değerdir. Kur’ân-ı Kerîm’de temizlik, Allah’ın sevgisine vesile olan bir özellik olarak zikredilmiştir: “Şüphesiz Allah, çok tevbe edenleri ve çok temizlenenleri sever.” (Bakara, 2/222).  “Elbiseni temiz tut, kötülükten uzak dur.”(Müddessir, 74/4–5). Bu ayetler, temizliğin sadece bedensel değil, manevî bir arınma süreci olduğunu da vurgulamaktadır. “Temizlik imanın yarısıdır.” (Müslim, Tahâret, 1). Peygamberimiz (sav), sahâbeye kişisel bakım, diş temizliği (misvak kullanımı), abdest ve çevre düzeni konularında örnek olmuştur. (Buhârî, Vudû’, 18).

Temizlik sadece beden, elbise ve çevreyle sınırlı değildir. Gerçek temizlik, kalbin şirk, kibir, riya, haset gibi manevi kirlerden arınmasıyla mümkündür. “O gün ne mal fayda verir ne evlat; ancak Allah’a temiz bir kalple gelenler fayda bulur.” (Şuarâ, 26/88–89). Bu bağlamda, tevbe, dua ve zikir gibi ibadetler kalbin temizlenmesini sağlayan manevî arınma yollarıdır. Temizlik, birçok ibadetin ön şartı olarak kabul edilmiştir. Abdest, namazın geçerliliği için farzdır. Gusül, cünüplük, hayız veya nifas hâlinden sonra ibadetler için zorunludur. Teyemmüm, su bulunmadığında temizlik niyetiyle yapılan sembolik arınmadır. Peygamber (sav) “Abdestsiz namaz kabul edilmez.” (Müslim, Tahâret, 1) buyurarak temizlikle ibadet arasındaki sıkı bağı açıkça ortaya koymuştur.

Mânevî temizlik iç, kalp temizliğidir. Dolayısıyla mümin kişinin bakışları temiz olmalıdır. “(Rasûlüm!) Mü’min erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır…” (Nûr 24/30); “Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler…” (Nûr 24/31). Müminin kulağı da temiz olmalıdır. Dedikodu, gıybet ve iftiradan uzak durmalıdır. Mümin helâli araştıracak, helâlden kazanacak, lokmasının helâl olması için gayret edecek. Başkasının hakkına el uzatmayacak, mîras hukukuna îtinâ edecek, kul hakkı yemekten titizlikle sakınacaktır. “Ey îman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin…” (Bakara 2/172). Müminin konuşması temiz olacak. Ağzına girene ehemmiyet gösterdiği gibi oradan çıkan kelimelere de dikkat edecektir. Zira ağızdan çıkan sözler, kalbin tercümanıdır. Dolayısıyla mü’min, Rabbimiz’in; “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler…” (İsrâ 7/53). Bir mü’minin yürüyüşü de temiz olacaktır. Kibir ve gurura kapılarak böbürlenmeyecek. “Rahmân’ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevâzu ile yürürler…” (Furkân 25/63). Mü’minin niyeti de dâimâ temiz olmalıdır. Kimse hakkında kötü düşünmemeli. Sû-i zanna kapılmamalıdır. Mal ve evlâdın fayda vermediği o dehşetli kıyâmet gününde kurtuluşa erecek olanların, Rab’lerinin huzûruna kalb-i selîm ile, yani rafine olmuş, tertemiz bir kalp ile gelenler olacağını, hatırından çıkarmamalıdır. (Şuarâ 26/87-88). Gönlünü, içinde bütün mahlûkâtın huzur bulacağı bir rahmet dergâhı hâline getirmeye gayret etmelidir. Zira sîret, nasıl ki sûrete aksederse, aslında bir kimsenin zâhirine yansıyan her durum, onun gönül hâlinin, yani iç dünyasının tezâhürü durumundadır. Bu sebeple de gönül âleminin temizliği çok mühimdir. “Nefsini arındıran elbette kurtuluşa ermiştir.” (Şems 91/9).

Peygamber Efendimiz’in, maddî ve zâhirî temizlik üzerinde son derece hassâsiyet göstermesi; bu temizliğin, aynı zamanda kalp tasfiyesi ve nefs tezkiyesini de temin eden ibadetler için bir ön şart olmasındandır. Her ibadet, âdeta rûha verilen bir vitamin mesabesindedir. Rabbimiz, ibadetlerle gönül dünyamızı temizleyip mâmûr etmektedir. Nitekim Rabbimiz, huşû ile kılınan bir namazın “fahşâ ve münker”den, yani edepsizlik, hayâsızlık ve günahlardan koruyacağını bildirmektedir. (Ankebût 29/45). Bizler de, abdestle dış uzuvlarımızı temizlediğimiz gibi gönlümüzü de kin, haset, riyâ, kibir gibi bâtınî kirlerden temizleyerek namaza hazırlanmalıyız. Yine oruç, insana acziyetini tattıran rûhî bir disiplindir. Orucun diğer ibadetler gibi görünür bir şekli yoktur. O, sırf Allah için yerine getirilen bir ibadettir. “Oruç kalkandır.” buyurulmuştur. (Nesâî, Sıyâm, 43). Çünkü oruç, nefsânî arzuları dizginleyerek günahlara olan meyli kırar ve böylece Cehennem’le kul arasına perde olur. Rabbimiz, zekâtla mü’minin malını temizliyor. “Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara duâ et…” (Tevbe 9/103) buyurarak, zekât ve sadakanın bu temizleyici vasfını dikkat çekiyor. Hac ise, rûhun incelip rakikleştiği, gönlün rahmet ve merhametle dolduğu, kalplerin ilâhî muhabbetle canlandığı bir ibadettir. “Hac bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca karar verip niyet ederse, bilsin ki hac sırasında kadına yaklaşmak, günaha sapmak ve tartışıp çekişmek yoktur. Ne hayır işleseniz Allah onu bilir. Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvâdır. Öyleyse bana saygı duyun, ey akıl sahipleri!.”(Bakara 2/197). Peygamberimiz, kötü söz söylemeden ve büyük günah işlemeden hacceden kimsenin, annesinden doğduğu gündeki gibi günahsız olarak tertemiz bir şekilde evine döneceğini bildiriyor. (Buhârî, Hac 4, Muhsar 9, 10; Müslim, Hac, 438). Kul, bedenî temizliğine dikkat ettiği gibi, ibadetlerle gönül âlemini tezkiye edip güzelleştirmeye de son derece dikkat etmelidir.

İslâm toplumunda temizlik, bireysel bir görev olmanın ötesinde, toplumsal bir sorumluluk olarak da görülür. Hz. Peygamber döneminde mescitlerin temizliği için özel gayret gösterilmiş, su kaynaklarının kirletilmesi yasaklanmıştır (Ebû Dâvûd, Tahâret, 41). Günümüz çevre sorunları göz önüne alındığında, İslâm’ın temizlik ilkeleri çevre ahlâkı açısından da önem taşır. Doğayı kirletmemek, kaynakları israf etmemek ve sağlıklı bir çevre bırakmak, modern anlamda bir “ekolojik ibadet” bilincine denk düşmektedir. Temizlik, İslâm’ın hem inanç hem de ibadet sisteminin merkezinde yer alır. Müslüman, bedenini ve çevresini temiz tutarken kalbini de kötü duygulardan arındırmalıdır. Bu bütüncül temizlik anlayışı, insanın hem Allah’a hem topluma hem de tabiata karşı sorumluluk bilincini canlı tutar. “Temizlik imanın yarısıdır” ilkesi, İslâm’ın özündeki düzen, sağlık, ahlâk ve maneviyat dengesini en güzel biçimde özetlemektedir.

Bir yanıt yazın