TANIDIĞIM ERDOĞAN
“Yaşa” ve “Kahrol” dışında bir tutum benimsemeyenler övgüyü de yergiyi de yanlış anlayacaklardır. Ama hayatım boyunca doğru bildiklerimi söylemeye çalıştım. Yanlışlarım oldu ama asla ihanetim olmadı. Dostlar beni bilir ben de beni bilirim. Hamdolsun.
İçsel tutarlılık ve Kemâlât
Erdoğan’ı bir portre olarak ortaya koymaya çalıştığımızda benim gözümden iç tutarlılığı çok güçlü bir insan olarak görülüyor. Çünkü bu kadar uzun süre hep kazanmış, iktidarda kalmış; yönetimde kalmış bir insanın tekebbüre sahip olmaması, şımarıp kendini kaybetmemesi bence onun çok müthiş bir içsel bütünlüğe sahip olduğunu gösteriyor.
İnsan doğası açısından baktığımızda çok basit kazanımlar, çok basit dünyevi mevziler elde eden insanların hem kendisini hem de yönettiği toplumları nerelere sürüklediğini gördüğümüzde bunun ne kadar önemli bir ruhsal tutarlılık olduğunu idrak etmemek mümkün değil.
Siyasi Ufuk; Bütünlükçü ve Birleştirici Bir Anlayış
Siyasi Ufuk açısından baktığımızda bir kere ülkesinin nasıl bir değere sahip olduğunu bilen, ülkesinin konumunu; bölge ve dünya için anlamını kavramış bir lider olarak öne çıkıyor. Bu da kendi gerçekliğini doğru kavramış olduğu anlamına geliyor.
Kendi gerçekliğinin anlamı birleştirici ve bütünlükçü bir perspektife sahip olması olarak kendini gösteriyor..
Ülkenin geçmişiyle bugününü birleştiren bir algıya sahip..
Türkiye Cumhuriyeti’ni türedi-nevzuhur bir ülke olarak değil, büyük bir medeniyetin temsilcisi ve devamı olarak kabul ediyor. Bu bağlamda ülkenin coğrafi sınırları aşan bir güç ve kudrete sahip olduğunu bilen bir lider olarak öne çıkıyor. Bir imparatorluğun devamı olarak devletin devamlılığını kabul eden bir zihniyete sahip..
Bu bağlamda yerel, kurmaca, dar ve kısır anlayışların üstüne çıkarak daha geniş bir hinterlandı esas alıyor. Mezhebi, dinsel, etnik unsurları ayrıştırmaya aracı kılma hamlesini boşa çıkarıyor.
Erdoğan hayata, Müslüman kimliği ekseninde bütün bir İslam dünyasını, Türklük realitesi ekseninde Türk dünyasını kucaklayan bir algıyla bakıyor. Bunu ülkenin geçmiş devlet mirasına sahip çıkma ekseninde gerçekleşeceğini biliyor.
Bir yanıyla Müslümanlık ekseninde bir kardeşlik pratiği geliştiriyor, öbür yanda kendi dilini konuşan insanlarla bağ kurabiliyor. Geçmişteki İslamcı refleksten Erdoğan’ı ayıran en önemli hususlardan bir tanesi Türklük olarak dile getirilen söylemlerin ırkçılık olarak görülmesini bertaraf etmesidir. O Türklük gerçeğinin ayrıştırıcı ve ötekileştirici zeminini ortadan kaldırıyor. Böylelikle Türklük de diğer etnik ya da mezhebi unsurlar da ortak bir geçmiş ve devlet tasavvuru ekseninde birleştirici; aidiyet duygusunu besleyici bir zemine oturuyor.
Erdoğan ülke içindeki etnik unsurlardan ya da mezhebi unsurlardan da haberdar olan; bunlar üzerinde oynanacak oyunların da farkında olan bir lider olduğunu ortaya koyuyor. İşte bence ülkenin de güçlü olması ve birçok sıkıntıdan kurtulması bu anlayıştan kaynaklanıyor. Güçlü olmak öncelikle sağlıklı bir gerçeklik ve dünya görüşüne sahip olmakla ilgili. Güçlü olmak, kaba kuvvet ya da silah değil varolan gerçekliğe doğru bakmakla alakalı. Bu da beraberinde fiziksel güç noktasında önemli kazanımlar sağlıyor.
Özellikle askeri alanda başarılar getiriyor. Bunlar hepimizin malumu.
Bir de bu Atatürk’le ilgili bazı sıkıntılar var ki Erdoğan bunu da büyük ölçüde aşmış bulunuyor. Kendisinden beklenen düşmanlık ötekileştirme ve karşıtlık gibi bir pozisyonu asla kabul etmiyor. Burada da devlet aklıyla hareket ettiği görülüyor.
Devletin belli bir dinsel zemin üzerinde, belli bir etnik anlayış, belli bir inanç, dinsel ya da mezhebi algı üzerinde kurulamayacağını ve sürdürelemeyeceğini biliyor; buna inanıyor. Kısacası benim için Erdoğan birliği, bütünlüğü, aidiyet ekseninde güçlü olmayı temsil ediyor.
Batı dünyasıyla ilişkide de ötekileştirici ve yoksayıcı bir anlayış taşımıyor. Tam tersine Batı ile ortak anlayışlar noktasında tutarlı bir tutum ortaya koyuyor. Ayrıca Batı dünyasındaki imparatorluk mirasına sahip çıkması da ufkun genişliğini gösteriyor.
Cemaatlerle Olan İlişki Özellikle FETÖ Meselesinde
Ülkenin cemaatlerle olan ilişkisinin Erdoğan’la başlamış bir ilişki olmadığı gibi Erdoğan’la bitecek bir ilişki olmadığını biliyorum. Özellikle FETÖ gibi binbir surat, karanlık; devlete çökme arzusunda olan ve yer yer bunu başaran yapılarla mücadele etmek ayrı bir maharet gerektiriyor. Bu noktada dürüstçe şunu söylemek durumundayım; Erdoğan’ın samimi olmasının ilahi yardımların da gelmesini getirdiğini; bu karanlık örgütü de büyük ölçüde tasfiye ettiğini düşünüyorum.
Ancak bazı noktalarda çok ciddi problemlerin hala durduğunu; özellikle üniversitelerin çok liyakatsiz insanlar tarafından yönetildiğini biliyorum. Parti içinde devlet aklı ile değil, devletin gücü ile mevzi kazanmak isteyenlerin hem bürokratlar hem de üniversite yönetimi ile sağlıksız ilişkiler kurduklarını müşahede ediyorum.
Özellikle uzun iktidar dönemlerinin getirdiği sıkıntıların da partiyi kuşattığını görüyorum. Çünkü uzun süre iktidarda kalıyorsanız birçok niteliksiz insan etrafınıza toplanıyor ve bazen de bunu fark edemeyebiliyorsunuz.
Bu noktada Erdoğan’ın yalnız kaldığını düşünüyorum ve yer yer de kuşatılma çabaları olduğunu görüyorum.
Muktedir Olmanın Paradoksu
Eğer sürekli kazanıyor ve belli iktidar alanlarını elinizde tutuyorsanız oldukça fazla niteliksiz insanı kendinize çekiyorsunuz demektir. Fedakâr cefakâr insanlar iktidara uzak, makam mansıp ve çıkar peşinde koşanlar ise iktidara yakın oluyorlar. Dünyevi kazanımlar elde etmek isteyen her yapının yakın duracağı nokta her zaman hükümet iktidarını elinde tutanlar oluyor. Samimi insanlar iktidar için değil, davaları için mücadele ederler. Zafer’i de salt dünyevi menfaatlere özgü görmezler.
İşte derin paradoks burada başlıyor. Kendi çıkarlarını bir kenara bırakıp sadece davasının düşünen insanların menfaatten uzak durması, samimiyetsiz; ikiyüzlü insanların köşe başlarını tutmasını ve samimi insanların kenara itilmesini getiriyor. Buyurun çözün bu paradoksu. Bu ölümcül bir paradokstur.
İktidarın ve gücün menfaatçi dalkavukları kendine çekme gibi bir özelliği oluyor…
Bunun sonucu olarak her yükselişin kendi yıkımını da içinde taşıdığı söylenebilir. Önceleri yüce hedefler etrafında toplanan insanlar uzun süreli iktidarlarından sonra istiğna duygusuna kapılıp çizgiden sapabiliyorlar. Hatta, etraftaki menfaat şebekelerini ne kadar beslerlerse o kadar ayakta kalacaklarını düşünmeye başlıyorlar. Bu ölümcül çıkmaz gücün olduğu her yerde, her zaman varlığını sürdürüyor.
Erdoğan’ın bu paradoksu aşacak gücü ve iradesi olduğuna inanmak istiyorum.
Bence hükümetin de Erdoğan’ın da en çetin imtihanı budur.
Allah ayağımızı sabit kılsın…
